• BIST 93.699
  • Altın 212,905
  • Dolar 5,2873
  • Euro 6,0224
  • Trabzon 18 °C

15 TEMMUZ'UN 2.YILI

Rasim EFENDİOĞLU

Ulusal bayramlarımıza bir bayram eklendi. 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim ve 15 Temmuz... Bayramlarımızın sayısını fazla buluyorlar ve sadeleştirmeye çalışıyorlardı. Hatta 27 Mayıs vardı. 12 Eylül de kaldırıldı. Bayramlarımızın önemi üzerine çok yazdım, çok söyledik. Çok önemlidir bayramlar. Acılarımızı ve mutluluklarımızı birlikte yaşamak. İnsan bu, toplumsal varlık. Birbirine muhtaç, tek yaşayamaz. Tek başına mutlu olamaz, tek başına yas tutamaz.

Pazar günü 15 Temmuz’du, tam iki yıl oldu. Bu tarihsel olayı yaşayan bir kuşak olarak yarın bize soracaklar, yazacağız konuşacağız... Kaç yıl, kaç yüzyıl bu bayram kutlanacak bilinmez. Her kutlanan günün anlamı tam bilinse ve kutlansa çok iyi olur. 15 Temmuz’u on yıl sonra 15 yaşındaki torunumuza anlatacağız. Neler gördük, neler yaşadık, ne oldu? Neler bildik, neler bilebildik, biliyoruz. Kaydedilen görüntüler nasıl, net mi, flu mu?

 

GİDELİM O GECEYE VE GÜNE

Her gün gibi bir gündü. Sürmene’de evimdeydim. Akşam haberlerini dinledim, alıştığım kanallardan. Çok değişik bir şey yok. İstanbul Boğaz köprüsü trafiği kapatılmış. Nedeni açıklanmamış. Kalabalık, yoğun değil. Bizim halkımız yasaklara uyar. Kapalı ise kapalı geçmemiş. Herhalde biraz erken yatmışım. Kızım kapıyı çaldı… “Baba herhalde darbe oldu... Çok darbeler yaşadığım için çok korkmadım. Yataktan kalktım TV karşısındayım. O  ünlü bildiri TRT’de… Anlamı pek anlaşılmayan öylesine bir bildiri... Darbe oldu, kim yaptı? Darbeler genelde askeri olur. Burada da asker var ancak hangi asker. Kim kime karşı? Bir kuşku vardı yıllardır bu çevrelerden. Aralıkta bir harekat vardı. Ancak bunun bir darbe olduğu söylenemezdi. Bakanlar yolsuzluk, hırsızlık yapmış, görevden ayrılmış, istifa etmiş. Bunun sonunda darbe olacak kim diyebilirdi.

Açıldı TV’ler, haberler, görüntüler. Sis perdesi aralanıyor. Rengi belli oluyor darbenin. Artık yatmak zamanı değil TV başındayız. Dışardan sesler geliyor, türküler, marşlar ve en önemlisi gecenin 2-3’ünde minarelerden salalar. Allah Allah, gece neden sala... Cenaze olsa olmaz, cuma öncesi olur, gece ne namazı için sala? Anlayamadım. Balkondayım… Hükümet binasının önünde insanlar toplanıyor. Yürüyüş başladı... Allah Allah kime karşı nereye? Balkondan hükümet binası görülüyor, arkadan karakol görülüyor çok az. Kalabalık çok değil. Var olanlar da uzaktan görülen hareketli, bilmem kim toplamış, kim komut veriyor. Salalar okunuyor, yürüyüş gidiyor ve karakolun önünden geçerken, “Yuh...” sesleri. Şimdi üzüldüm işte. Bir kasaba karakolu. Üç beş asker, bilmem kaç subay astsubay... Bunlar mı darbe yapmış. Yoksa darbeciler onlara talimat mı vermiş? Çok darbeler geçirdik hiçbir zaman ne hükümet binalarına ne de karakollara, komutanlıklara yuh çekilmemiş. Neyse dışarı çıkmıyorum olay yerine gitmiyorum, uzaktan izliyorum. Darbenin yönü saatler geçtikçe anlaşılıyor. Ancak bu yönden gelen darbeye karşı ne hükümet binasına ne de karakollara yuh çekilmez. İyi ki bu kurumlardan karşı bir tepki gelmedi.

Ve sala sesleri... Din düşmanları mı darbe yapmış? Dinsizler mi darbe yapmış? Yo TV’yi  biraz daha derin izlerken duyuluyor ve görülüyor. İki yandan da  Allahu Ekber sesleri geliyor. Demek ki ateistler darbe yapmamış, din düşmanları değilmiş… Yazık yazık, bu din, bu ulu din, bu yüce din ne duruma gelmiş. Bir insanı öldürmek tüm insanlığı öldürmektir buyruğu olan bir dinin mensupları birbirine namlu dayıyor. Halk demokrasiye sahip çıkmış, asıl güç yüce Türk Ordusu darbeyi önlemiş de halk ordusunun yanında.

Asıl tehlikeli olanı halk anlamış mı? Sala okunuyor bu minareden, ya darbe yandaşları da başka bir minareden sala okutsa ne olurdu. İç harp, Halkımız soğukkanlı Allaha şükür devletinin, ordusunun yanında olmuş. Darbe ordunun içinde paralelin bir hareketi, darbeyi önleyen Türkiye Cumhuriyetinin ordusu ve Türk Halkı. Bu bir partiye, bir siyasal  harekete mal edilmemeli. Böyle olmazsa 15 Temmuz bayram olmaz.

 

DARBELERİ DARBE ÖNCESİ İLE DEĞERLENDİRMEK GEREKİR

27 Mayısta ilkokul öğrencisi çocuk, 12 Martta genç, bir yıllık, okumaya, düşünmeye meraklı bir öğretmen. 12 Eylül, 12 yıllık duyarlı, düşünen, algılayan bir öğretmen. Birçok yakınım, arkadaşım doğrudan zarar gördü. Kitaplar yakıldı, hapisler doldu, sehpalar kuruldu. Ve geldik 15 Temmuz'a... Artık her şeyi az boz anlar, görüntüleri algılar. Darbe öncesine hiç bakmadan darbeleri eleştirmek. Darbeler durup dururken olmaz.  Tohum çimlenir, sulanır, patlar  çıkar büyür... Siz son bölümü incelerseniz ne darbeyi anlar ne de ondan sonraki darbeleri önleyebilirsiniz.

27 Mayıs çocuktum, köyde parti ocakları camiler bölünmüş, köyler bölünmüş. Vatan Cephesi kurulmuş siyasal bölünme hat safhada. Bunca büyük güçle gelen iktidar, darbe ile devrildi halktan en ufak bir tepki yok. Bunu bir çocuk gözü ile gördüm.

12 Mart, öğrenciler, gençler, kardeş kardeşi boğazlıyor, demokratik yollar tıkanmış. Aslında tam bir darbe değil meclis var. Ancak talimatla işliyor darbenin ısmarlama hükümeti. Birçok genç canından oldu. Sehpada can verdi filiz gibi gençler.

12 Eylül tam darbe, meclis yok, siyasiler hapiste... Halktan ses yok. Çünkü 11 Eylülde kan gövdeyi götürüyor. Partiler bölmeye yarıyor, yine cepheler kurulmuş ve halk adeta çaresiz, demokratik yollar kapalı, sistem işlemiyor ve darbe... Halk ne yaptı ? Hızır’ı bekledi ortalığı düzeltsin diye ve yüzlerce genç  hapislerde, işkencede, sehpada can verdi. Halktan ciddi bir ses yok. Neden? Çünkü halk adeta umutsuz, korkmuş, sinmiş cephelere. Halk sanki darbeyi benimsemiş. İşte en korkunç olan da bu.

 

15 TEMMUZ ÖNCESİ

Binlerce kişi içerde. İşinden aşından olanlar ve o gece şehit olarak can verenler. Karşılarında gerçek darbecileri genç de daha yeni asker, hiçbir yerden habersiz emir erleri toprağa düştü, Darbeci diye anıldı, vatan haini oldu. Elbette  ordusuna, devletine, meclisine namlu çeviren hain olur da ona o emri veren esas hain. Hatta o emri verene de o emri veren asıl hain. Onlar hala net belli değil.

27 Mayısın meşhur bir marşı vardı, “Olur mu böyle olur mu kardeş kardeşi   vurur mu” diye… Osmanpaşa marşı değiştirilmişti. Bu marş asıl burada söylenmeliydi. Kim kime ateş ediyor? Darbeci generaller vardı. Bunların bir kısmı belki orduda çok önemli görevler de yerine getirmişti. Öyle onursuz bir duruma düştüler ki dilerim bu leke Türk Ordusuna sıçramamıştır.

15 Temmuz öncesini çok iyi anımsıyoruz. Dalga geçenler olurdu ancak büyük tepki çekerdi... “Transilvanya’dan mı emir alıyorsunuz” denirdi. Evet irtica  tehlikesinden, dinin bu yapıya karışmasından söz edilirdi. İlgililer raporlar hazırlar kurullara sunarlardı, raporları hazırlayanlar suçlanırdı. Şu Aralık olayları da olmasa hiç tepki gösterilmeyecekti.

Biz dışardan bakanlar olayın bu boyutlarda olduğunun tam farkında olamıyorduk. Orduda da bu denli bir paralel yapının olduğunu ilgililer görüyor biz sadece onların söyledikleri ile biliyorduk. Sınav soruları çalınıyor, hakimler siyasal guruplara ayrılıyor, devletin içinde örgütlenme var. Okulları dershaneleri… Ancak saf vatandaş işin bu boyutlarda olduğunun farkında değil. Ancak, “Ne istediler de vermedik” diyenler herhalde biraz farkımdaydı.

27 Mayısları, 12 Martları, 12 Eylülleri ve 15 Temmuzları önlemenin yolu bu tarihlerin öncesini çok iyi anlamak ve gereğini yapmaktan geçer. Öyle sadece darbeleri suçlayarak, lanetleyerek darbeler önlenmez. Cumhuriyet erdem rejimidir, bir damla erdemi olmayanlar, demokrasiyi sadece partisinin bayrağı olarak görenler darbe önleyemez, demokrasiyi koruyamaz.

Son 15 Temmuz olması, dileğimle… Bayramınız kutlu olsun diyelim.

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.