• BIST 117.522
  • Altın 161,830
  • Dolar 3,7883
  • Euro 4,6576
  • Trabzon 10 °C

2 D

Gürsel ÖZGÜR

Demokrasi; ‘’demos’’(halk), ‘’kratos’’(egemenlik) kelimelerine dayanır ve halkın egemenliği anlamına gelir. Demokrasilerde egemenliğin kayıtsız, şartsız hâkimi birey yani millettir.

Disiplin ise; toplumun yasalara ve yazılı, yazısız kurallara uyma durumu olarak tarif edilir. Askerlikte tanımı ise; kanunlara, nizamlara, amirlere mutlak itaat, astın ve üstün hukukuna riayettir.

Bu iki kavramda hayatın içinde anlamlanır ve uygulanırsa başarılı olmak mümkün olur, yoksa kaotik, içinden çıkılmaz bir ortamın oluşması kaçınılmazdır.

Siyasi Partiler açısından iki kavramı irdeleyecek olursak, parti içi demokrasinin bir Parti içinde fazla etkin olamadığı ve lider iradesinin mutlak hâkimiyetinin olduğunu görmek mümkünken, çok sesliliği ve demokrasiyi yani birey hak, hukuk, adaletinin korunduğu ortamı da başka bir Parti içerisinde görmek olasıdır.

Okuma yazma oranının Avrupa’da yüzde 21 iken bizde on binde bir olmasının da dolaylı bir sonucu olarak bireyin demokratik haklarının algılanması ve ısrarcı olunması konusunda zayıf kalındığı görülmektedir.

Parti içi demokrasi de üyeler seçme ve seçilme haklarını kullanırken başkaları tarafından yine farklı ve demokrasi ile bağdaşmayan metot ve girişimler olabilmektedir. İşte bu noktada demokrasi ve disiplin kavramları birbiriyle çelişebilmektedir.

Ülkemizde yaşanmışlıklardan yola çıkıldığında, parti içi demokrasinin fazla olmasının az disipline neden olduğu açık görülen bir durumdur. Sanki son bazı gelişmeler de bunun ispatı gibi. Hiç yoktan yere Parti içi çekişmelerin yüksek tonda yansıması kendi üyelerini rahatsız ederken enerjisini de gereksiz yere fazladan ve faydasızca harcamasına neden olmuştur.  

Güncelden örnek verecek olursak; ‘’Mustafa Kemal’in Askerleriyiz’’ sloganının sanki ilk defa atılıyormuş gibi hiç yoktan yere, gereksizce tartışmaya açılması diğer partililer tarafından planlanmış olsa bu kadar başarılı olamazdı. Yoldaşı veya askeri olsan ne fark eder. Kaldı ki buradaki asker ifadesi militer bir anlam ifade etmez. Bu sloganı atanlar hiçbir zaman militarist ve faşist olmamışlardır. Birde 12 Eylülün bütün günahlarını bireysel suçlamadan ziyade kurumsallaşmış ve Türk Milletinin gönlünde yer etmiş Askere yüklemekten de vazgeçilmelidir, günah keçisi aranmamalıdır ve resim bir bütün olarak görülmelidir. Asker ve sol ideolojinin asli görevi ülkesini emperyalizme karşı savunmak ve Atatürk Devrimlerinin korunması, kollanmasıdır.

Ayrıca Asker veya Polisi faşist diye nitelemek çok büyük haksızlıktır. Emir-komuta zincirinin en zalim örneklerini Özel Şirket ve Devlet Kurumlarının her bölümünde daha fazla görmek mümkündür. Asker de bu milletin çocuğudur ve faşizan saldırıları hiç de hak etmemiştir. Mustafa Kemal’in ifade ettiği gibi ‘’Dünyanın hiçbir Ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir’’ sözünü hatırlamakta fayda var. Tabii ki FETÖ mensuplarını asker olarak görmemek gerekir.

ESKR’in anlamı; Ulviyet-i ruhiye, kendini aynı amaca adamış kişilerin ruhlarının vatan, millet sevgisiyle bütünleştirilmesini, Selamet_i fikriye, doğru ve sağlam bir fikre sahip olmayı, Keramet_i tabiye, her şart altında öngörme kabiliyetini, Riyazet_i bedeniye beden yapısının her ortama hazır olmasını ifade eder ki, bu tanımlamalar ortak hedefe yönelen bireylerin de sahip olması tercih edilen bir tanımlamadır. Buradaki ‘’Askeriyiz’’ ifadesini Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçileri ve koruyucusu, kollayıcısıyız şeklinde algılamak lazımdır.

Hayır bileşenleri bu kısır çekişmelerden süratle uzaklaşarak üniter yapının devamını sağlama yolunda kararlılıkla ve ısrarla çatışmadan uzak çalışmalarını hızlandırmalıdır. Suni gündemler yaratılmamalı, çatışmalara girmeyerek, ötekileştirme tuzaklarına düşülmemelidir.

Parti üyelerinin birbirlerini farklı partili olarak nitelemeleri de sorunun çözümüne katkı sağlamayacağı gibi kısır bir döngünün oluşmasına da neden olur. Ve hayır bloğunun çatırdamasına neden olur ki, bu tavırlar seçimin kaybedilmesine hizmet etmiş olacaktır. Böyle bir durumun tespiti halinde, Partinin Program, Tüzük ve Yönetmeliklerine uymayanlara disiplin cezası uygulamasından da çekinilmemeli ancak dedikodu siyasetinden süratle uzaklaşılmalıdır.

Parti içi disiplin ve etik açıdan bakıldığında herhangi bir göreve talip olanlara hakarete varan söylemler ve saldırılardan vazgeçilmeli aksine takdir edilmelidir. Aday olmanın şartlarına uygunsa göreve talip olanlar özverisi nedeniyle alkışlanmalıdır. Oy verme yetkisinde olanlar mutlaka adayları değerlendirme yetisine sahiptir. Ancak duygudaşlık yapamayanların hoş görü sınırlarını da aşarak hakaret ve küfre başvurmaları ruhsal bir sorunun yansımasını ifade eder.

Başarı (2 D)’nin yani demokrasi ve disiplinin doğru orantısı ile gelecektir. 

Yani daha çok demokrasi ve daha sıkı disiplin…

Zeytin Dalı Harekâtında baş tacımız Askerlerimizin yolları açık olsun; güneş yüzünü yakmasın, yağmur canını üşütmesin, taş ayağına değmesin, su gibi gitsin su gibi dönsün… Allah yar ve yardımcıları olsun…

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.