• BIST 98.314
  • Altın 143,598
  • Dolar 3,5661
  • Euro 3,9852
  • Trabzon 16 °C

3. HAVAALANI VE İSTANBULUN YIKIMI-2

Ö. Faruk Altuntaş

    Temmuz ayındaki yazımızla konuya değinmiş ve devam edeceğimizi belirtmiştik. Seçimlerle ağırlaşan gündem nedeniyle gecikmiş olarak, mega proje olarak hükümetin övündüğü 3. Havaalanı projesi ile İstanbul’a ve Türkiye’ye nasıl zarar verileceğini incelemeye devam edeceğiz.
    Öncelikle, konuyla ilgili bir önemli planlama kuralına değinmek gerekiyor. Bu tür büyük yatırımların, çevreyi etkileme kapasiteleri yüksek olduğu için, planlama bütünlüğü içinde önceden hazırlanmış planlara uygunluğu önemlidir. Her kafasına esenin, milyonlarca insanın geleceğini etkileyecek kararları rastgele olarak kolayca verememesi gerekir. Zaten çevre düzeni planları da bu türden kargaşanın yaşanmaması için, yapılması gereken yatırımların birbiriyle ve çevreleriyle etkileşimleri gözetilerek olumsuzlukların en aza indirilmesi için  yapılmaktadır.
    İstanbul’un 1/100 000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 2009 yılında, yine mevcut iktidarın yönetiminde yürürlüğe girmiştir. Ancak Çevre Düzeni Planında böyle bir planlama ve karar yoktur. Projenin uygulanması ile Çevre Düzeni Planının bütün öngörüleri değişmiş olacak ve plan, planlama vasfını tamamen yitirmiş olacaktır.
                                                           ***
    İstanbul’u Avrupa yakasında bu denli büyütmek, stratejik bir hata olur; demografik, ekolojik ve iklim özellikleri itibariyle İstanbul’un geleceği karartılmış olur.
    2009 yılında yapılan çevre düzeni planı, kentin kuzeyine nüfusun çekilmemesini, mevcutların uzaklaştırılmasını öngörüyordu. Çünkü İstanbul’un su kaynakları önemli ölçüde ormanlık olan bu bölgeden besleniyor. Bu bölgedeki hızlı yapılaşma ve nüfus yoğunluğunun artışı, beraberinde İstanbul’u besleyen yeşil alanların yok almasını, su kaynaklarının kurumasını ve kirlenmesini getirecektir.
    7650 hektarlık proje alanının 6172 hektarlık bölümü (%81)ormanlık alan, 660 hektarı (%8) göl ve göletler, 236 hektarı (%6) ise meradır. Bu özellikleri nedeniyle planlarda, İstanbul için yaşamsal önemde olan yer üstü ve yer altı su kaynaklarının korunması amaçlanmıştır. Projenin uygulanması ile İstanbul’un içme suyunun karşılandığı Terkos Gölü, Alibeyköy ve Pirinççi barajlarında toplanan su çok azalacak ve kirlenecektir.
    3. Havaalanı ile planlanan yıllık 150 milyon yolcu, günlük 400 bin civarında yolcuya ve 100 bin otomobilin, 2 bin otobüsün giriş çıkışına karşılık gelmektedir.  Bu şekilde oluşacak kirlilik, barajları besleyen su kaynaklarının bu bölgede olması nedeniyle, su kıtlığının yanı sıra önemli ölçüde kirlenmeye de yol açacaktır.
    Bu özellikleri nedeniyle, Çevre Düzeni Planında öngörülen bölgenin korunmasına ilişkin bütün önlem ve yaklaşımlar anlamını kaybetmiş olacaktır.
                                                              ***
    Bölge, kuşlar için uygun yaşam alanı olduğu için göçmen kuşların uğrak ve geçiş alanı niteliği taşımaktadır. Özellikle yılın dört ayında göçmen kuşlar trafik güvenliğini ihlal edecek ve önlem alınamayacaktır.
    Göç yollarını izleyen “süzülen göçmen kuşlar”, ortalama 150 gr – 4 kg. ağırlıkları ile çarpma durumunda önemli riskler oluşturacaktır.
    Ayrıca doğal konumlanışı gereği bölgede iki hakim rüzgar olan lodos ve poyraz, uçaklar için risk oluşturduğu için, Türk Hava Kurumunun teknik birimi projeye onay vermek istemedi. ÇED raporuna göre bölge yılın 107 günü kuvvetli rüzgâr alıyor. Bu nedenlerle ciddi ölçülerde güvenlik riski söz konusu.
    Bu türden bilimsel veriler dikkate alınmadığı için, daha sonra oluşan ve gelişmiş ülkelerde görülmeyen kazalar, “işin fıtratı” biçiminde günlük olağan hadiseler olarak değerlendiriliyor.
                                                              ***
    Projenin ÇED raporunun alınması ve ihale edilmesi süreçleri de Türk tipi ilginçliklerle dolu.
     Proje, ÇED raporu alınmadan önce ihale edilmiş. ÇED raporu askı süresi 7 Mayıs 2013’de bitmiş olmasına karşın ihale 3 Mayısta yapılmış. Bu durum açıkça ÇED Yönetmeliğine aykırıdır.
    ÇED Raporu Olumlu kararına karşı açılan davada İstanbul 14. İdare Mahkemesi 21.01.2014’de yürütmenin durdurulması kararı verdi. Ancak çalışmalar durmadığı gibi, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı verdiği demeçle çalışmanın engellenemeyeceğini açıkladı. Bakanlığın itirazı üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, YD’nı kaldırdı.  Yargı devam ederken yeni bir ÇED Raporu hazırlandı. Kısaca işi kılıfına uydurmak için gerekenler yapıldı.
    Parasal yolsuzluklara; örneğin ihaleden sonra teknik şartnamenin değiştirilip ilk 9 ayda 12,9 milyar dolarlık ihale artışının yapılması ya da yapılması öngörülen dolgunun 70 metre indirilerek yaklaşık 2 milyar Euro’luk menfaat sağlanması gibi operasyonlara değinmiyoruz bile. Bunlar hükümet etmenin karakterinden kaynaklanan olağan tutumlar haline çoktandır gelmiş bile.
     Oysa önceki yazımızda belirttiğimiz gibi; uzmanların önerilerine uygun olarak, Atatürk Havalimanı için 3. Pist yapılabilir ve kapasite 100 – 120 milyon/yıl yolcu kapasitesine çıkartılabilirdi.  Hem Atatürk Havalimanı hem de Sabiha Gökçen için ikişer milyar dolar harcama ile yolcu kapasitesi 120 milyonun üzerine çıkartılabilirdi ve bu konuda ön çalışmalar da yapılmış bulunuyordu.
    Ancak her zaman olduğu gibi, özel hesap ve çıkarlar, kamunun çıkarına üstün tutuluyor, güzel Türkiye’ye ve İstanbul’a yazık oluyordu.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.