• BIST 108.863
  • Altın 154,185
  • Dolar 3,8311
  • Euro 4,5213
  • Trabzon 11 °C

32 YIL SONRA!

Ö. Faruk Altuntaş

    Diyarbakır- Sur, Liçe, Çizre, Nusaybin, Diyadin gibi yerleşim alanlarında, haftalarca süren sokağa çıkma yasakları eşliğinde sürdürülen güvenlik operasyonları sonucunda yaşanan bombalı, ölümlü, yaralanmalı vahşet görüntülerinin verdiği acı ve rahatsızlık nedeniyle, başlangıçta sayıları 1128 olan, şimdi sayısı 2000’leri geçen akademisyenin imzalayıp açıkladığı “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiri üzerine başlatılan “cadı avı” gündeme oturdu.
    Cumhurbaşkanlığı makamında oturan Tayyip Erdoğan’ın, “aydın müsveddeleri”, “sizler aydınlık değil karanlıksınız”, “sözde aydınlar”, “ ihanet”, “akademisyen denen güruh”, “mandacı”, “alçak” gibi sıfat ve karalamalarla başlattığı saldırı, YÖK’e, üniversitelere, savcılıklara ve mafya babalarına kadar halka halka yayılıp hükümet destekli linçe dönüştü.
    Tayyip Erdoğan’ın ve Adalet Bakanının açıklamalarını görev işareti sayan Cumhuriyet Başsavcılıkları TCK 301. ve Terörle Mücadele Kanunun 7.maddesinden akademisyenler için soruşturma başlattı. Kimi akademisyen için yakalama ve gözaltına alma kararı verildi, ev ve işyerlerinde aramalar yapıldı. Linç furyasının devamı olarak bazı üniversitelerde fiili saldırı hazırlığı niteliğinde akademisyenlerin kapılarına (x) işaretleri ve tehdit mesajları yazıldı, odaları basıldı… AKP’nin demokrasiyi ve özgürlükleri taşıdığı yer olarak
Akademisyenlerin Bildirisi ile Terörle Mücadele Kanunu birleşmiş oldu!  
    YÖK ve kimi üniversite rektörlükleri, bildiriye imza koyan akademisyenler için soruşturma başlattı.
    Linç ve tehdit kampanyasına Sedat Peker de katılarak, “oluk oluk kan akıtacağız, akan kanlarında duş alacağız” biçimindeki hükümetin açıkça karşı çıkmadığı sözleriyle izlenen politikayı tamamlamış oldu.
                                                         ***
    32 yıl önce üzülmüştüm; bugün hem üzüldüm, hem de utandım. Bu yönetim Türkiye’nin layığı mıdır? Demokrasi, hukuk devleti, hak ve özgürlükler konusunda gele gele vardığımız yer burası mıdır?
    32 yıl önce askeri darbe ile iktidara el koyan askerlerin anti demokratik uygulamalarına, işkencelerine, her türden baskıya karşı büyük insan Aziz Nesin öncülüğünde 1984 yılında hazırlanan “Aydınlar dilekçesine “ karşı, dönemin Devlet Başkanı diktatör Kenen Evren, tıpkı bugün Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına benzer bir metin kaleme alarak aydınları vatan hainliği ile suçlamıştı.
    Aydınlar 32 yıl önce kaleme aldıkları bildiride şöyle diyordu; “Terörün varlığı, hiçbir zaman, devletin de aynı yöntemlere başvurmasının gerekçesi olamaz… Çoğunluk iradesini bahane ederek temel hakları yok etmek demokrasiyle bağdaşmaz. Özgür basın, demokratik düzeni bütünleyen temel öğelerden biridir ve baskı altına alınmamalıdır.”
    Anayasa oylamasında % 92 gibi bir çoğunluk sağlayan ve Devlet Başkanı seçilen Kenan Evren aydınları “vatan hainliği” ile suçlar; zaman geçirmeksizin dönemin sıkıyönetim komutanlıkları imzacı aydınlar hakkında soruşturma başlatır.     
     Tıpkı bugün olduğu gibi; soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar, üniversitelerden uzaklaştırmalar… Ancak diktatör Evren’in sonunu ve 12
Eylülün meşruiyetini toplum olarak gördük, yaşadık.
                                                           ***
    Toplumun vicdanı ve beyni olarak işlevlerinin bilincinde olan Aydınlara karşı muktedirlerin saldırıları oldukça bildiktir.
    1948’de yazıları ile tek parti iktidarına rahatsızlık verdikleri için üniversiteden atılan Niyazi Berkes’ler, Pertev Nail Boratav’lar, Behice Boran’ları bugün saygıyla anıyoruz.
    1960’larda 27 Mayıs darbesinden sonra üniversitelerden atılan 147 öğretim üyesini unutmadık.
    12 Eylül askeri darbesinden sonra üniversitelerden uzaklaştırılan 1402’likleri biliyoruz. Ancak bugün, iktidarların bu uygulamalarını savunan kimseyi göremiyoruz.
                                                         ***
    Bugün toplumsal sorumlulukları gereği, hükümetin yanlış gördüğü politikalarına karşı kalemini kullanan bilim insanlarına yapılan saldırılar, sadece hukuk dışı işlemler olarak değil, aynı zamanda toplumsal utanç duyacağımız sayfalar olarak tarihe geçecektir.
    Akademisyenlerin bildirilerindeki görüşlere katılmayabilir, bunları hatalı görebilir, eleştirebilir, kendi doğrularınızı açıklayabilirsiniz. Ancak bu durumda yapılmayacak tek şey, bugün yapılmakta olanlardır.
    Suriye’de gördüğümüz ve sadece 6 ay önce Türkiye’de de olabilir dense kimsenin inanmayacağı; bombalanmış şehirler, yanmış, yıkılmış binalar, sokaklardan kaldırılamayan insan cesetleri, göç eden yüzbini aşkın insan görüntüleri…
    İhalelerden alınan avantalarla oluşturulan Havuz Medyası ve yandaş medya, yürekleri burkan bu acılı görüntüleri göstermiyor. Ancak, akademisyenler, aydınlar bu acıyı görüyor ve “Bu acıya ortak olmayacağız” diyerek topluma gösteriyor, hükümeti uyarıyor. Bu tutum tek kelimeyle aydın sorumluluğunun gereğidir.  Bu sorumluluk duygusu ve ilkeli tutum, yarınlara umutla bakmamızın güvencesidir. 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.