• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Trabzon 14 °C

AĞANIN OĞLU

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Sömürüye bağlı sistemin huyudur insanları uyutmak, uyuturken de sömürmeye devam etmek…

Sanki yaşadığımız hayat ya da sistem cennetmiş gibi dayatılan çeşitli paketler, sömürenlerin konfor alanlarına bizleri de çekmeye çalışır.

Oysaki dışarıdaki hayat bambaşka…

Sömürge cehaletten beslenir. Cehalet ise karanlıktır.

Ekranlarda, iş yerinde, okulda, iş dünyasında, siyasette bizleri sömürenlerin tek derdi var; O da saltanatlarını koruyabilmektir.

Cahil bir toplumun ekranı tarzlarla, konseptlerle, kavgalarla, dedikodu ve aranan ama bulunamayan eşlerle doludur.

İnsanlar bunları izler ve hiçbir şey öğrenemez.

Bu tarz konseptleri hazırlayanların da tek amacı vardır. İnsanlara kültür namına hiçbir şey vermemektir.

Çünkü bilinçli insan tehlike arz edendir, sorgulayandır.

Neden sadece insan topluluğu olarak kalıyoruz? Neden hep kurtarılmayı bekliyoruz? Neden palyaçoların renkli dünyasından çıkamıyoruz? Neden içinde yaşadığımız toplum için kişisel olarak çözümler üretemiyoruz?

Sömürge kişiye yönelik değildir. Sömürge kitlelere yöneliktir.

Ekran kitleye, siyaset kitleye, iş dünyası kitleye hatta eğitim bile kitleye yöneliktir. Kitleyi etkilersen karşıya geçersin; Hepsi bu kadar kolay işte. Kitlelerin mutlaka bir lideri vardır. Bir düşün sen ne düşünüyor ya da ne ifade edebilirsin bu çoğunlukta…

Kitleler olarak televizyonlarda saçma sapan düşüncelerin tasarımlarını izliyoruz.

Bir anlayış, görüş ya da düşünce olmaksızın ekranlarda, gazetelerde, yaşamda hakaret ve kavganın hakim geldiği bir konsept izliyoruz. Buna da tarz diyorlar…

Ümitsiz kabul görmüş, etrafı, siteleri şekillendirirken kendine ve hayatına şekil veremeyen ünlülerimiz var. Hayata dair yaşanmışlıkları hep insanları kırma ve hayal kırıklığına uğratma üzerine kurgulanmış ünlülerimiz. İki şey insanı yanlış yapmaktan alıkoyar; Olayları ve şahısları kalp süzgecinden geçirmek ve hak yememek.

İşte gelişmemizi engelleyen bu tarz insanlar aşırılıktan, mübalağa ve abartıdan vazgeçmedikçe gülümsemeyi sevgiyi, bilgiyi, sükutu öğrenmedikçe biz daha çok değer kaybetmeye devam ederiz. Daha çok kavga izleriz. Güçlünün zayıfı ezdiği daha nice manzaraları izler dururuz.

Biz toplum olarak anlama işinden vazgeçtik.

Hoş görme yetimizi kaybettik, kavgayı benimsedik.

Bir şeyin niteliğini ayırt etmeyi unuttuk, görüş diye bir şey ifade edemez olduk.

Zihniyet meselesi ise hak getire…

Bizden bu istendi ve layığı ile yerine getirdik. Sömürenler “şükürler olsun” naraları atıyor.

Oysaki insanın tarzı yaşama bakış açısıdır. Kendinden küçük kızlarla magazin hayatının içinde yer alıp, kendi ahlaksızlıklarını sonrasında çalışanında edep, namus olarak geri istemek değildir.

Tarz yaşamı düzene koyandır.

Tarz gösterdiğin uyum ve ahenkle çevrene saygı duymanı gerektirir. Boğazdaki evin, helikopterle gittiğin iş yerin senin tarzın değil olsa olsa senin haybeden kazandığın paranın gösterişidir. Uyumsuzlukların parayla örtüldüğü bir sistemin tarzını yaşıyoruz.

Tarz evindeki eşyadan, yaşam biçimine kadar kişinin stilidir. Yoksa üslup ya da tarz senin para vererek ekranlarda bir iş adamı olarak magazinleştirdiğin yaşantın değil.

Tarz bir insanın eğitimi, donanımı, görgüsü ve kültürüdür. Ekranlarda ki onur kırıcı, küçültücü söz ve davranışlar değildir. Ya da dernek kuran site sakinlerini dövmek hakaret etmek, küfretmek hiç değildir.

Türk filmlerinde yer alan ağanın oğlu kıvamında ki ünlülerimiz her şeyin de sahibi olduklarını sanırlar. Oysa insanları ve etrafındakileri zamanı gelince üç kuruşa satacak ağa oğludur onlar...

Tarz bir kimliktir. Ekranlarda ki görüntülerde bugünler için bizlerin kimliğidir maalesef. Oturduğumuz sitelerde tarz yaratmaya çalışanlar ve bunları reklamlarda sempati ile insanlara satmaya çalışanlar kendi stillerini zaten yaşam alanlarımıza sokup üstüne üstlük özelimize girebilecek kadar saygıdan bir haber insanlardır.

Düşünce ve duygularını yazarak estetik bir biçimde ifade etmesi gereken biz gazetecilerde görüş olarak farklı görüşe sahip arkadaşlarımızı ağza alınmayacak çirkin kelimelerle eleştirir olduk. Gazeteciler arasında da trend hakaret ve aşağılamak. Tıpkı iş adamı kimliği ile gezinen aslında reklam yıldızı ile kabadayı arasında sıkışmış insanlar gibi olduk. Ne olduğumuzu unuttuk. Çeşitli kimliklerle hayat bulmaya çalışıyoruz.

Büyük felaketlerden alnının akıyla çıkan Japonların başarılı olmalarındaki etkenlerden bir de “medyalarının medyatik olmamasıdır”…

Ne anlatmak istedim biliyor musunuz? Onlarda hiçbir şey reyting anlayışı ile yapılmadı. O yüzden de koca bir dev oldular. Göstermelik dev değil. Ormanı katledip paraya para demeyen inşaat şirketlerinin anladığı türden dev değil. Dünya devi oldular kim ve ne olduklarını unutmadan.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.