• BIST 90.186
  • Altın 235,031
  • Dolar 6,1028
  • Euro 6,9689
  • Trabzon 27 °C

AĞLA GİTAR

Turhan EYÜBOĞLU

Bana göre çok güzel bir şarkıdır! Annem bu şarkıyı söyledikten sonra anneme: 

"Niye gitar? Ben kemanın bu şarkıda daha ağırlıklı olduğunu düşünüyorum! Keşke 'ağla keman' diye ismini koysaydılar!" derdim. O da: 

"Sen bu şarkıyı Nesrin Sipahi'den dinledin mi? Şarkının sözünün yazılış nedenine bakacaksın; şarkıda geçen gitara değil!"

Annemin sevdiği şarkıların hikayelerini yazarken bu konuşmamız aklıma geldi ve ilk olarak Nesrin Sipahi'den bu şarkıyı dinledim. Şarkının açılış müziği gitarla başlıyor ve aranağmeler de gitar ağırlıklı! Belli ki ismine uygun olsun diye gitarı kullanmışlar ve çok da güzel olmuş! Hüner Coşkuner’in sesinden çok severdim bu şarkıyı; ancak Nesrin Sipahi de çok güzel söylüyormuş. Bir kez dinleyin, bana hak vereceksiniz!

Bildiğiniz üzere makamı Nihavend’dir. Güftesi Ümit Yaşar Oğuzcan’a, bestesi ise Avni Anıl’a aittir. Güftesini yazan Ümit Yaşar bilmem biliyor musunuz, söylenenlere göre tam bir ölüm seviciymiş! Çünkü bunun sebebi "Yaşamdan çok ölümü seviyorum!" demesi imiş ve bunu sürekli dile getirirmiş.

Hayatını okuduğumda anladım neden ölümü sevdiğini! 3 yaşında ayağını kırdı, 4 yaşında mangala oturdu, 5 yaşına geldiğinde 20 basamaklı bir taş merdivenden yuvarlandı ve sonrasında yaşamı alçılar içinde geçti. 7 yaşında başına evdeki sandığın kapağı düştü. Yine bu dönemde çok ateşli kızamık hastalığı geçirdi ve bu hastalık sonucu kekeme oldu. 14 yaşında apandisit, 19 yaşında böbrek, 30 yaşında da bademcik ameliyatı oldu. Çocukluğu, gençliği ve sonrası bir şekilde talihsizliklerle doluydu!

Anlayacağınız "Hayatında başına gelmeyen kalmamış!" dediklerimizdendi. Belki de bu sebeplerden ötürü Ümit Yaşar hayatını melankoli yaşıyordu. Öyle ki sürekli intihara kalkışıyordu. Hatta bir dönem bu intiharların reklam amaçlı olduğu dahi konuşuldu! Ancak aile cephesinde durum hiç iç açıcı değildi! Özellikle babası oğlunun bu durumu karşısında fazlasıyla üzgündü.

İşte o intihar girişimlerinden birinden sonra babası oğluyla atışır ve ikisi de birbirini çok üzer. Atışma sonucu ayrılırlar ve Ümit Yaşar kendini sokağa atar. Kendinde olmadan dolaşırken arkadan biri yanına yaklaşarak elini omuzuna koyar. Ancak üstat öyle bir dalmıştır ki beden orada olsa da ruh bedeni çoktan terk etmiştir! Eli dahi hissetmez bedeninde! Yürümeye devam eder!

Arkadaki elin sahibi onun çok samimi bir arkadaşıdır. Onun bu halini çok iyi bilen candan bir arkadaşıdır. "Eyvah, bizimki yine bir intihar teşebbüsüne girmiş!" diye panik olur ve hemen önüne geçerek onu durdurur. 

"Üstat, ne oldu, nereye gidiyorsun?" Arkadaşının gözlerine sonsuzluğa bakar gibi olduğu yerde kaldı. Arkadaşı onu iki omuzundan sallayarak kendine gelmesini sağladı. Artık ruh tekrar bedene dönmüştü! Şaşkın şaşkın arkadaşına baktı ve kendini toparlayarak:

"Hiç gezmeye çıktım!" 

"Bu ne gezmesidir!? Kendinde değilsin, haydi gidiyoruz!" deyip koluna girdi ve gittiği yerin ters istikametine dönerek yürümeye başladılar. Hava kararmaya başlamıştı. Bir yarım saat yürüyüş mesafesinde arkadaşı onu kendine getirmiş, teselli etmeye çalışıyordu.

"Üstat, bu halinle seni bırakamam! Seni çok güzel bir yere götüreceğim. Belki biraz kafanı dağıtırsın!" deyip yürüdükleri istikamette bulunan bir mekana girdiler. Belli ki mekan yeni açılmıştı. Her şey yepyeni ve pırıl pırıldı; çok nezih bir ortamı vardı. İçeri girdiklerinde karşılarında küçük bir sahne, sahnede bir oturak ve önünde bir gitar duruyordu. Bir masaya oturdular; yiyecek ve içeçeklerini söyleyip sohbete başladılar. 

Arkadaşı onun huyunu çok iyi biliyordu. İntihara neden olan psikolojiden onu bir doktor edasıyla yavaşça ikna ederek çıkarmıştı. Her intihar girişiminde, doktordan sonra muhakkak yanına gelen ilk kişiydi arkadaşı. Onun şiirlerini çok seviyor ve ona hayranlık duyuyordu. Bazen "Ölümü bu kadar sevmese bu şiirleri üretemez!" diye de aklından geçiriyordu.

Üstat, sahnedeki gitarı arkadaşına göstererek:

"Bir kişi mi sahne alacak bu akşam?" diye sorunca arkadaşının gözlerinin içi gülmeye başladı. Bu sözden onun kendine geldiğini anlamıştı. Çünkü çevresiyle ilgilendiğinde üstadın normale döndüğünü anlıyordu. Üstat, sanki bundan iki saat önceki insan değildi; tamamen normalleşmişti. Artık bir şey olmamış gibi davranıyordu.

Zaman ilerlemiş, gitarı çalacak olan müzisyen sahne almıştı. Herkes pür dikkat onu dinliyordu. Arkadaşı ne tür müzik yaptığını söylemediği için üstat aklından "Batı müziği yapacak!" diye geçiriyordu. Müzisyen, çalmaya başladığında ilk parçaları Türk Sanat Müziği'nin en sevilenleri parçaları olmuştu. Daha sonra da Türk Halk Müziği’nin unutulmaz bestelerini çalmaya başlamıştı. Herkes hayranlıkla müzisyeni izliyor ve dinliyordu.

Üstat gitara hayran kalmıştı. Hiç konuşmadan gitarın sesini dinledi. İçinden "Gitarla Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği ne güzel oluyormuş!" diye geçirdi. Müzik onu çok etkilemişti; bu süre içinde aklından çok şeyler geçti. Müzisyen programına ara verince üstat hayallere dalmıştı. Arkadaşı:

"Üstat beğendin mi?" Üstat daldığı hayalden uyanarak:
Bana harika bir müzik dinletisi yaşattın! Çok teşekkür ederim. Bu akşam ben değil, gitar ağladı!"

"Beğendiğine memnun oldum üstadım!"

"Gitarı dinlerken şunu anladım! İçimde upuzun yılların özlemi varmış! Bunun için efkarlandım! Hadi şerefe!" deyip kadehi arkadaşının kadehine tokuşturup sohbete devam ettiler. Artık program bitmiş ve mekandan çıkmışlardı. 

"Üstat, seni eve götüreyim mi ne dersin?"

"Eve gitmeyelim! Bu sarhoşluk bitmesin, sabaha kadar sürsün istiyorum! Bu gitar beni çok efkarlandırdı!"

"Sen bilirsin üstat. Boğaz'a inip biraz dolaşalım." deyip yürümeye başladılar. Uzunca bir süre yürüdükten sonra artık gün açmak üzeriydi. Arkadaşı bir taksi çağırarak onu evine gönderdi.

İki gün sonra arkadaşı ne olduğunu merak etmiş, üstadı iş yerinde ziyaret etmeye gitmişti.

"Oooo, sevgili kardeşim hoşgeldin! Nasıl içersin kahveni?"

"Şekersiz üstat!"

"Haydi gel otur, bak ne göstereceğim sana!" deyince arkadaşı merak içinde koltuğa oturdu. Üstat ceketinin iç cebinden çıkardığı kağıdı ona uzattı. 

"Bakalım beğenecek misin?"

Arkadaşı katlı olan kağıdı açtı; içinde dört dize vardı:

İçimde nice uzun yılların özlemi var
Bu gece efkârlıyım ağla gitar, çal gitar
Bitmesin bu sarhoşluk, sürsün sabaha kadar
Bu gece efkârlıyım ağla gitar, çal gitar

"Üstat çok beğendim! Bunun adı 'Ağla Gitar' olsun, ne dersin?"

"Ne diyeceğim? Olsun derim!" deyip gülüşüp kahvelerini içtiler.

Üstadın bunca zamanlık yaşam serüvenini düşünürsek, kendi adına ne yaşamış olursa olsun, Ümit Yaşar kesinlikle bu dünyayı şereflendiren ve  üretken insanlar arasındaydı. Bir dönemin nesli onun şiirleriyle, şarkı sözleriyle aşık olmuş, sevgilisinden ayrılmış, ayrılık acısını yaşamıştır.

Mekanı cennet olsun.

(Not: Bazı gerçeklerden yola çıkılarak hayali olarak senaryolaştırılmıştır. Gerçeklik payı okuyucunun hayal gücüne bırakılmıştır.)

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.