• BIST 102.627
  • Altın 259,482
  • Dolar 5,6815
  • Euro 6,3529
  • Trabzon 26 °C

Ah Bir Ataş Ver (Dumlupınar)

Turhan EYÜBOĞLU

   Yıl 1952... Genç bir deniz astsubayı okulunu bitirip Çanakkale'deki sevgilisiyle Naraburnu'nda buluşur. Genç astsubay biraz hüzünlüdür, kız ise tedirgin! Evlilik teklifi bekleyen genç kız astsubayın yüzünün asık olmasından şüphelenir ve içinden "Herhalde benden ayrılacak!" diye düşünür. Genç astsubay bir iki kıvranmadan sonra ağzındaki baklayı çıkarır.

"Sevgilim beni denizaltına verdiler!"

"Eee!" der genç kız.

  "Biz denizciler evimize çok seyrek uğruyoruz. Üstelik bir de beni denizin altına verdiler. Eğer 'Ben senin gibi bir adamı bekleyemem!' dersen seni anlarım."

Genç kız genç astsubaya uzun uzun bakar ve başını sağa sola sallayarak: 

"Ben seni bırakmam; bunu benden isteme!"

Ellerini arkada tutan astsubay ellerini arkasından çıkarır ve ona arkasında gizlediği paketi verir. 

"Böyle diyeceğini biliyordum! Bu paket sana!"

Paketin içinde çiçek ve çikolata yoktur. Bir el feneri ve bir kitap vardır.

"Bunlar ne?"

"Bu el feneri, bu da mors alfabesi! Eğer mors alfabesini yazmayı öğrenirsen bana mesaj çekersin. Öğrendiğime göre denizaltılar buradan ayda bir satıhtan geçermiş; yani su üstünden! Uzak da olsa senin pencerenin önünden! Bana bununla mesaj yazmayı öğrenirsen ben de sana cevap veririm. Böylelikle haberleşebiliriz."

Genç kız hemen çalışmalara başlar ve mors alfabesini öğrenir. Bu genç kız daha sonra anılarında şöyle yazacaktır. 

"Pilleri yeni almama rağmen biter diye bütün harçlığımı pillere yatırırdım."

Genç kız mors alfabesini öğrenmiş ve genç astsubayın içinde bulunduğu denizaltı geçerken ilk mesajını çeker. 

"Seni seviyorum." Gemi kaptanı bu mesajı görünce: 

"Allah Allah! Bu romantik mesajı kim çeker?" diye seslendi. Genç Astsubay: 

"Efendim, benim nişanlım!"

"Hadi o zaman, sen de mesajını ilet!"

"Emredersiniz komutanım!" der ve mesajda 

"Sonsuza kadar..." yazar. Bu haberleşme böyle devam eder. Bir gün genç astsubay nişanlısına telefon açarak:

"Bu cuma akşamı satıhtan geçeceğiz, mesajını bekliyorum!" der.

Tarih 4 Nisan 1953... Akdeniz'de yapılan Nato tatbikatına katılan Dumlupınar denizaltı gemisi Gölcük'e dönmek üzere yola çıkar. 3 Nisan'ı 4 Nisan'a bağlayan gece Çanakkale Boğazı'na giriş yapan denizaltı gemisi, olacaklardan habersiz eve dönüyordu.

   Ancak Çanakkale Boğazı'nın sularında sessiz sedasız ilerleyen tek gemi Dumlupınar değildi! İstanbul yönünden gelen İsveç bandıralı Naboland şilebi de aynı dakikalarda Naraburnu açıklarına gelmişti. Kaptanlığını Oscar Lorentzon'un yaptığı Naboland ile Dumlupınar korkunç bir gürültüyle çarpışırlar. Bu çarpışma sonunda Dumlupınar bir balina sessizliğinde Çanakkale'nin serin sularına gömülür.

  Hızlı bir haberleşmenin ardından arama gemisi komutanı üsteğmen Suat Özcan önderliğinde iki saat sonra battı şamandırası bulunur ve müdahale etmek için aşağıyla konuşur.

"Alo, alo! Dumlupınar beni duyuyor musunuz?"

"Evet efendim! Ben Selami Özmen, astsubayım!"

"Selami kaç kişisiniz? Orası neresi?"

"Efendim manevra dairesindeyiz. Yirmi iki kişiyiz!"

"Tamam Selami. Emrimi arkadaşlarına tekrar et. Konuşmasınlar, sigara içmesinler ve şarkı söylemesinler!"

"Emredersiniz komutanım. Komutanım, manometre 267 kadem gösteriyor. Bu doğru mu?"

Üsteğmen bunu duymazlıktan geliyor; çünkü bu derinlikten hiç kimsenin kurtulamaz olduğunu biliyordu. Bütün çabalara rağmen elden hiçbir şey gelmiyor ve üsteğmen bütün acıları içine gömerek telsizle tekrar Dumlupınar'a ulaşıyor.

"Alo, alo Selami!"

"Buyurun komutanım!"

Üsteğmen gözünden akacak yaşlara artık hakim olamıyordu. Elindeki telsiz, fırtınalı bir denizde uçan deniz damlacıkları gibi akan yaşlardan sırılsıklam olmuştu. 

"Selami arkadaşlarına söyle; konuşabilirler, sigara içebilirler şarkı söyleyebilirler!"

Bu konuşmadan sonra kısa bir sessizlik oldu. 

"Anlaşıldı komutanım; biz ölüyoruz! Vatan sağolsun!"

Astsubay Selami arkadaşlarına duyuruyu yapar. Cebinden çıkarttığı sigara paketini arkadaşlarına tutar ve sigaralarını yakar. Tam bir sessizlik oluşmuştur denizaltının kalan kısmında! Kimin başladığı belli olmayan ancak yirmi iki kişinin katılımıyla devam eden bu türkü söylenmeye başlanır.

Ah bir ataş ver cigaramı yakayım 
Sen sallan gel ben boyuna bakayım   
Uzun olur gemilerin direği 
Ah çatal olur efelerin yüreği 
Yanık olur anaların yüreği   
Vur ataşı gavur sinem ko yansın 
Arkadaşlar uykulardan uyansın   
Uzun olur gemilerin direği 
Ah çatal olur efelerin yüreği 
Yanık olur anaların yüreği   
Ah çatal olur efelerin yüreği 
Yanık olur anaların yüreği  

Bu türküden sonra bir daha ses alınamaz Dumlupınar'dan!

Şehit Olan seksen bir denizcinin mekanı cennet olsun! Vatan size minnettardır!

Not: YouTube'dan Ceyhun Yılmaz'ın Dumlupınar Hikayesini izlemenizi öneririm.
   Kaynak: 4 nisan 2003, hurriyet gazetesi, muzik/178126/ah-bir-atas-ver-turkusunun-hikayesi.html

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.