• BIST 93.335
  • Altın 282,456
  • Dolar 5,8822
  • Euro 6,5453
  • Trabzon 20 °C

Ahiret Parkı, Zağnos- Zanus- Zinos!

Hasan Kurt

Bu Pazar size Mahmut Goloğlu’nun 1940’lı yılların sonunda Trabzon ile ilgili yazdığı yazılardan alıntı yapacağım. Mahmut Goloğlu’nun Atapark, Zağnos köprüsü, kale surları ve Ortahisar camisi hakkında yazdıkları şöyle;

***

Atapark’ın önünden geçiyorum. Mezarlıktan bozulup yapıldığı için ilk zamanlarda halkın Ahiret Parkı dediği bu güzel parkla şehir adeta bir başka güzelleşmiştir. Eskiden caddenin bir kısmından kabus içinde geçerdik, şimdi çok kere geceleri bile caddenin kenarındaki banklarda oturup parkı seyrediyorum. Bir hayatiyat var şimdi buralarda… Parkın içi fena değil. Çiçek tarhları, havuzları ağaçlarıyla gönül hoşluğu yaratan bir park… Sade yapılı, göze çirkin gelmeyen bir gazinosu da var… Gazino, caminin o kadar burnunun dibindeki bu hoparlörden gelen manalı manasız gürültülerin, inceli kalınlı şarkı ve saz seslerinin camiden geldiği sanılır... (Atapark’taki gazino, Kütüphane’nin doğusunda idi)

***

Atapark’ta epey kaldım, artık yoluma devam etmeliyim. Gülbahar Hatun Sultan’ın türbesinin yanından Soğuksu Caddesi’ne iniyorum. Bulvar şeklindeki bu kısa cadde cidden güzel. Ne idi o eski dar manzara! İki tarafı kasvetengiz mezarlık, ruhun sıkılmadan, salavat getirmeden geçebilirsen geç! Şimdi insanın içine bir ferahlık geliyor. Bir şartla ki, doğu tarafına bakmayacaksın. Eskiden o taraf da mezarlıktı. Bilmem ne bahçesi yapılacak diye orayı yıktılar, tam orta yerine birkaç merdiven, havuz mesveddesi gibi bir şeyler ilave ettiler ve öylece bıraktılar. (Bugünkü eski SSK binasının bulunduğu alan)……… Bilirsiniz ki, burada mezarlık kaldırılırken bir garip hadise de olmuş. Yola yakın yerdeki mezarda Evliyalluh’dan birinin yattığı iddiasıyla yıkılmasına müsaade etmeyenler çıkmıştı. Bendeniz de o zamanlar Trabzon’daki mezar taşlarının kitabelerini yazıyordum. Merak edip bu taşı tetkik ettim. Bu mezarın sahibi filhakika meşayihten birisiydi. Mezar taşındaki kitabenin manasına göre, günahlarının iki müsavi kısma ayrılmasını, yarısının Hazreti Hasan’a ve yarısının da Hazreti Hüseyin’e verilmesini istiyordu. Bu mezar bir selvi ağacının altında olduğundan ağaçtan damlayan sular mezar taşının üzerine düşmüş ve garip bir tesadüf eseri olarak da baş tarafı çatlatmış, iki kısma ayrılmıştı. Benim anladığıma göre keramet buradan geliyordu!

***

Güzel caddeden aşağı indim. Zanus Köprüsü’ne giriyorum. Tam bu sırada bir otomobil de yoldan köprüye geçiyordu. Köprü ile yolun birleştiği yer o kadar fena ki neredeyse otomobilin makasları kırılacaktı…

Nihayet, işte şimdi Zanus’un üstündeyim. Deniz tarafına bakıyorum, yalı boyunca uçan Zinoslar görüyorum ve düşünüyorum; Bu köprünün ismi ile şu kuşların ismi arasında bir alaka var mıdır? Biri Zanus öteki Zinos!

Evvela köprünün ismini halle çalışıyorum. Zanus ismi olsa olsa o zamanki büyük adamlardan birisinin ismi olacak diyorum ve tarihi karıştırıyorum. Buldum gibi bir şey, Trabzon’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’tin, Fatih’in Zağnos Paşa isminde bir kumandanı vardır. Demek ki, bu köprüye bu kumandanın ismi verilmiş ve halk dilinde Zağnos, Zanuz olmuş. Burası iyi, fakat ya bu Zinaslar ne oluyor?

Acaba bu kuşlara da Zinos ismi, bu kumandanın hatırı için mi takılmış? Ne dersiniz? Yoksa bu kumandan mı kuş ismi almış? Bir kere ipucunu elde ettik ya, aç yine tarihi bakalım işe yarar bir şey bulabilir miyiz?

Nitekim buldum, bakınız tarih ne diyor: Zağnos denen bir nevi kuş vardır ki ekseriya Padişahlar onu ellerine alıp salarlar. Çağatayca’da ise Zağnos, bir nevi doğan ismidir. Kamus-ı Türki’ye göre de Zağnos, şahin nevinde bir kuştur.        Şu duruma göre, esas olan Zinos’dur, yani Zağnos kelimesi bir kuş ismidir. Fakat halk dilinde kullanılan Zinos olmuştur. Kumandan Paşaya da, babası bu kuş ismini takmıştır. Uzun sözün kısası, Zağnos- Zanus- Zinos hepsi birdir.

***

Etrafı seyrederken Zanus Köprüsü’nden geçiyorum. Gözlerim, kırpılıp, kırpılıp kuşa döndürülen tarihi sur duvarlarının üzerinde dolaşıyor. Eskiden bu duvarlar, bilhassa mehtaplı gecelerde ne kadar heybetli ve şairane olurdu… Köprü parmaklıklarından aşağı doğru baktığım sırada, bir genç arkadaşım yanıma sokuluyor ve ‘Bilir misin, Zanus köprüsü, Türkiye’deki köprülerin en yükseği imiş’ diyor. Ne yalan söyleyeyim, bunu bilmiyordum.

Eskiden bu Zanuz köprüsü makaralara takılı zincirlerle gündüzleri indirilir, geceleri kaldırılırdı. Bir gün Timurleng’in askerlerinden Mir Mehmet Kanber bir yılan gibi bu asma köprüye sarılıp iç kapıyı açarak kaleye çullanıverdi. İmparator ancak bütün hazinesini vermek suretiyle şehri onun elinden kurtarmış!....

Köprüden çıkıyorum. Sağ taraftaki evin duvarı içinde eskiden bir mezar vardı. Ziyaret edilir, parmaklığına yamalar takılır, penceresinin kenarına mumlar dikilirdi. Rivayet edilir ki, burada yatan Trabzon’un fethinde bu köprüyü geçerken ölen ilk Türk neferiymiş!

İşte Ortahisar camisinin yanındayım. Çok eski devirlerden kalma bir mabed.…. Ankara’dan bir zat-ı muhterem gelmiş, Trabzon’un tarihi eserlerini gezmek istemiş, diğerlerinin yanında Ortahisar Camisini de göstermişler. Misafir, evvelce kilise iken sonradan cami olan bu mabet hakkında tarihi malumat istemiş, cevap veren olmamış!

Tabii cevap veremeyiz, çünkü biz yıllardan beri memlekete faydası, millete hayrı olacak işlere hiç merak sardırmamışız ki….

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.