• BIST 89.744
  • Altın 193,389
  • Dolar 4,8352
  • Euro 5,6600
  • Trabzon 23 °C

AKIL SAVŞLARI VE GERÇEK DÜŞMAN

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Dünyada ekonomide ve teknolojide söz sahibi olan ve yönlendirici konumunda olan gelişmiş ülkelerin yakın geçmişlerine “şark gözü” ile bakıldığında anlaşılması zor bazı çelişkilerden bahsetmek gerekir. Örneğin sadece 2.Dünya Savaşında tamamen Hristiyan ve Yahudi inancına mensup toplumlardan oluşan ülkelerde 40 milyonu aşkın insan ölmüştür. Bu kadar “gayri Müslim’in” birbirini yemesine rağmen, savaş sonrasında kaybetmiş ve ekonomileri tamamen sıfırlanmış olan bazı ülkelerin, bugün birer dünya devi olması yüzeysel olarak bakıldığında bir çelişki gibi görünmektedir.
Dünya savaşını kaybetmiş bir Almanya için galip devletlerin onu bir daha ayakları üzerinde duramayacak kadar politik kuşatma altında tutmaları gerekmez miydi? Keza bugün birer dünya devi olmuş olan Japonya, İtalya, Finlandiya ve diğer yenik Batı ülkelerinin başta ABD olmak üzere diğer kazanan ülkeler tarafından süresiz bir esarete mahkûm edilmemiş olmaları ne kadar da anlaşılmaz bir durum değil mi? Tam da bugün bizi kuşatma altına almış olan “düşman Batı” propagandasına uygun kanlı ve acımasız bir süreci bizatihi Batı fazlasıyla ve tamamına erdirerek kendi içinde yaşamışken bize yutturulmak istenen şey nedir?
***
Savaş mağlubu Almanya, Japonya, İtalya aynı çılgınlığı tekrar yapamayacak şekilde ABD, İngiltere ve Sovyet Rusya tarafından kontrol altına alındıktan sonra kendi haline bırakılmıştır. Sınırlı da olsa kendi iç siyasetini belirleme hakkı verilmiş olan bu ülkeler kendi küllerinden tekrar doğmayı başaracak bir yola girmişlerdir. Mağlupların kalkınma yolunda attıkları dev adımlar galipler tarafından hiçbir zaman kıskanılmamıştır. Tam tersine bilimde, teknolojide yapılan her yenilik uygarca paylaşılarak daha da geliştirilmiş ve evrenin derinliklerine doğru uzanan işbirlikleri geliştirilmiştir.
Kanımca adına emperyalist dünya dediğimiz bu gücün; Sovyet Rusya’yı “Glasnost” ve “Perestroika” ile genetik değişikliğe uğratmasının arkasında bu dayanılmaz bilimsel ve teknolojik yükseliş yatmaktadır. Bugünkü Rusya’nın emperyalist bir Batı ülkesinden herhangi bir farkı kalmamış olup, Batının kutsal değerleri olarak bilinen bilim, teknoloji ve “zeki” üretim (hızlıca, gereken ve gerektiği kadar) üçlüsüne güçlü bir biçimde sarılmış ve bu konuda Batı ile sağlam bir ittifak içerisine girmiştir. Dikkat edilirse bu birlik içerisinde “din birliği” gibi komik bir unsur yoktur.
Bugün Suriye’de, Uzakdoğu’da Rusya ile ABD arasında yaşanmakta olan kısır çıkar savaşlarının çok yakın bir gelecekte tamamen ortadan kalkacağına ve tıpkı uygar Avrupa ülkeleri ile ABD arasında olduğu gibi akıl esaslı bir uzlaşmanın Rusya ile ABD ve diğer Batı ülkeleri arasında kendiliğinden oluşacağına inanıyorum. Zira Rusya dünyada etkili olmanın yolunun kendi geliştireceği teknolojik güce bağlı olduğunu ve ancak bu yolla bağımlılık yaratabileceğini anlamış ve uygulama yoluna girmiştir. Suriye; tarih sahnesinde süper güçler arasında görebileceğimiz muhtemelen son sıcak çatışma alanı olarak kalacaktır. Bundan sonrasında Oryantalizmin öğretilerini iyi kavrayanların başarı şansı da yüksek olacaktır.
***
Yanlış anlaşılmasın sakın… Dünyada sıcak çatışmalar ve savaşlar bitecek demiyorum, ama akıl reformunu yapma şansı artık hemen hiç kalmayan Müslüman dünyasının, kendine özgü karakteristiklerini çok iyi bilen Oryantalist Batının kendi içinde tam bir işbirliği halinde (Rusya da dâhil) daha yapacağı çok şey olduğunu düşünüyorum. İnanç ve ırk esaslı politik kışkırtmalar, içmeye ayranı olmayanları gaza getirmeler, maneviyat güzellemeleri, Hristiyan Batıyı düşman belletmeler gibi halen Türkiye’de başarı ile yürütülmekte olan toplumu aptallaştırma politikalarının sadece yerli otoritenin tek başına kotarabileceği bir strateji olmasına imkân yoktur. Bu ancak bizi çok iyi tanıyan zeki bir güç merkezinin planlaması ile olabilirdi ve öyle de oluyor. Tam olarak kestirilemeyen nokta akıl, bilim, teknoloji ve zeki üretimden uzaklaştığımız için mi maneviyatımız güçleniyor, yoksa maneviyatımız güçlendiği için mi aklımızı kaybetmeye başladık? Maneviyatımız yanında aklımız da güçlenmediğine göre bir tanesi doğru olsa gerek. Burada karar vermek gerçekten zor…
Bu bağlamda doğu toplumlarının cahil ve maneviyatçı karakterini iyi analiz ederek uzun yıllar içerisinde müthiş bir bilgi birikimi sağlamış olan Oryantalizm, Türkiye’yi ve Türk toplumunu ustaca biçimlendirmeye başlamıştır. Batının, evrensel hiçbir değeri anlamamış ve kavrayamamış bir Türkiye’yi kıskandığına bu ülkeyi inandırmak kolay bir iş değildir. Batı; arka planında kendi güvenliğini sağlamak üzere kurgulamış olduğu sanal olarak güçlü Türkiye algısını, Türk toplumuna yerel işbirlikçileri ile kolayca yutturmaktadır. Yanı sıra Batının düşman ilan edilmesi üzerinden Türkiye’de siyaset yapanlar en büyük hizmet doğrudan Batıya yapmaktadır. Ülkede her alanda laikliğin zayıflatılması suretiyle ve maneviyatın bir çıkış yolu olarak pompalaması ile Türk toplumu kolayca ikna edilir hale getirilmiştir. Türkiye’nin başına bela olan FETÖ de bu senaryonun bir parçası olarak uzun yıllar önce Oryantalist veriler ışığında uygulamaya girmiş bir plandır.
Ne gariptir ki; gelişmiş dünyanın kendi içinde yürütmekte olduğu akıl savaşlarını ve Türkiye’nin gerçek düşmanını bu ülkede hala göremeyen yığınla diplomalı vardır. Gerçek düşman bir beyin hücresi kadar yakınımızda…   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


        


 
 


 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.