• BIST 107.206
  • Altın 142,629
  • Dolar 3,5525
  • Euro 4,1323
  • Trabzon 27 °C

AKP’NİN HUKUKU YA DA HUKUKSUZLUK

Ö. Faruk Altuntaş

Yapılmakta olan Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimleri, taşıdığı önemin ötesinde, ayrıca AKP Hükümetinin hukuka ve demokratik değerlere saygısının ya da saygısızlığının derecesini gösteren turnusol kağıdı özelliğini gösteriyor.

Bilineceği gibi, içinde bulunduğumuz günlerde devletin üç temel erkinden biri olan Yargı erkinin merkezi yönetim organı HSYK’nın üyelerinin seçimi yapılıyor. 2010 yılında yapılan Anayasa referandumu ile kabul edilen esasa göre, 22 kişiden oluşan HSYK üyelerinin üç tanesi Yargıtay tarafından, iki tanesi Danıştay tarafından, bir tanesi Türkiye Adalet Akademisi tarafından, dört tanesi Cumhurbaşkanı tarafından ve on tanesi de doğrudan görev yapmakta olan hakim ve savcılar tarafından seçiliyor.

HSYK’ya seçilecek üyelerin yarısının tabandaki hakim ve savcıların seçimleri ile belirlenmesi, önceki “Askeri–bürokratik vesayetten” kurtulmak için referandumla kabul edilen, ancak değer ve önemi demokrasi güçlerince de anlaşılamayan bir kazanımdı.

Bu seçim olgusu nedeniyle HSYK’yı tam olarak kontrolüne alamayan AKP Hükümeti büyük rahatsızlık duyuyor. Ve Hükümet katındaki bu rahatsızlık, siyasal yaşama, hukuk devleti ve demokratik değerlere inançsızlık olarak yansıyor.

                                                      ***

HSYK üyelerinin belirlenmesi için Yargıtay’da yapılan seçimlerde,  AKP Hükümetinin destek verdiği Yargıda Birlik Platformu (YBP) adaylarının istediği sonucu alamaması üzerine kimi Hükümet ve AKP yöneticilerinin yaptığı açıklamalar, hukuk devleti ve demokratik değerler adına düşündürücü, ürkütücü, ibret verici.

 Örneğin, AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, HSYK seçim sonuçlarına ilişkin olarak, “Bu seçimleri belli bir zümrenin kazanması halinde gayrimeşru sayarız”  diyebiliyor.

Örneğin, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, HSYK seçimlerinde oy kullanacak hakim ve savcıları kastederek, “Kaderimizi 12 bin kişi değil, 55 milyonun seçimi belirler” diyerek, seçim sonuçlarına inançsızlığını seçimden önce belirtebiliyor.

Örneğin, Harun’un Karun’a karşı mücadelesini esas alan siyasi bir iddia ile simgeleşen Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Milli iradeyi yok sayarak Türkiye’nin bu üç temel kurumu(Yasama-Yürütme-Yargı) yapılandırılamaz, hiçbirisi bu şekilde yoluna devam edemez. Dolayısıyla HSYK seçimlerinin ortaya çıkmasından sonra durum tekrar gözden geçirilir” diyebiliyor.

Örneğin, hakim ve savcılar için öngörülen maaş zammı teklifinin, HSYK seçim sonuçlarına göre 14 Ekimde Adalet Komisyonunda görüşülmesi kararı ile bir taraftan oy kullanacak hakim ve savcılara rüşvet teklif edilebilirken; diğer yandan bazı adaylar kastedilerek “Adaylıktan çekil, çok memnun olursun, çekilmezsen yıpratılırsın” biçiminde sopa gösterilebiliyor.

                                                      ***

Hükümet ve AKP adına en üst düzeyde farklı kişilerce yapılan bütün bu açıklamalar, hukuka ve demokratik değerlere inançsızlığı gösterdiği için çok manidar. AKP ve Hükümet içinden bu tutuma karşı ciddi bir itiraz yükselmemesi de bir o kadar utanç verici.

Bunca badireden ve demokratik deneyimden sonra sonuç bu olmamalı idi.

Çok temel birkaç konuyu bir kez daha belirtmek gerekiyor.

Hem Anayasamıza göre, hem de bütün modern dünyada kabul edilen demokratik değerlere göre, devletin üç temel fonksiyonunu ifade eden Yasama (yani TBMM), Yürütme (yani hükümet) ve Yargı birbirinden bağımsızdır ve birbiriyle eş düzeydedir. Her birinin yaptığı görev çok önemlidir ve bu organlardan hiçbirisi diğerine bağımlı değildir. Hiç birisi diğerine göre daha üst ya da alt konumda değildir. 

İkinci olarak belirtmek gerekir ki, “Milli irade”, sadece hükümete ya da iktidar partisine verilen oy değildir. Milli İrade, aynı zamanda Yasama organınca ya da halkoyu ile kabul edilen anayasadır; milli irade aynı zamanda Anayasa Mahkemesidir; milli irade aynı zamanda anayasaya göre oluşan devlet organlarıdır; milli irade aynı zamanda muhalefet partilerine verilen oydur.

Milli iradeyi sadece herhangi bir zamanda hükümeti kuran partilere verilen oy çoğunluğu olarak görmek, tarihsel ve evrensel değerlerin inkârı demektir; demokrasiden nasibini almamak demektir; çoğunluk diktatörlüğüne evet demektir.

Anayasa ve yasaya göre yapılan seçimleri ise, benim adayım kazanırsa meşru, rakip adaylar kazanırsa gayrimeşru ilan etmek, herhalde Harun iddiasıyla çıkılan yola Karun olarak devam eden AKP’ye özgü yeni demokratik değer(!) olsa gerek.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.