• BIST 88.125
  • Altın 337,580
  • Dolar 6,4499
  • Euro 7,1137
  • Trabzon 10 °C

Alkışı kes, gürültü yapma!

Yer KULAK

Hey millet; alkışı kes, gürültü yapma, aklını kullan.
Asırlık Tıp fakültelerin ödeneksizlikten iflas noktasına getirilirken neredeydin?
Alkışı kes, aklını kullan!
Hacamat, kupa çekme, otlarla tedavi, muska öne çıkarılıp bilimsel tıp merkezleri ikinci sıraya atılırken neredeydin?
Alkış kes, aklını kullan!
Akademik unvanlar aklın, emeğin, çalışmanın, bilimde ilerlemenin nişanı iken yandaşlığın, yanlılığın, emeksiz kuyruk sallamanın aracı hatta neredeyse kudret sahibine secdenin ulufesi yapılırken neredeydin? İlaç fabrikaların, yerli ilaç şirketlerin yok edilirken niçin görmedin?
Hey millet alkışı kes, aklını kullan!
Ürettiğimizden kesilerek elde edilen devlet gelirleri denizi doldurmak, yol, stat gösteriş yatırımları için harcanırken, cami, kuran kursu, neye yaradığı bilinmez vakıflar ve yandaş müteahhitlere aktarılırken neredeydin?
Alkışı kes, aklını kullan!
Trabzon'da yaşıyorum. Trabzonspor'a gösterdiğin özeni ve önemi, şehrin güzide eğitim kurumu Karadeniz Teknik Üniversitesine gösterebildin mi? Türkiye'nin en eski Tıp fakültelerinden biri Tıp Fakültesine başın sıkıştığında koşup işin bittiğinde yermedin mi? Parasızlık ve ödeneksizlikten boğulan hastanesini mesela Alexander Sörloth'ün attığı gol kadar düşündün mü?
Alkışı kes, aklını kullan!
Mürşit olarak bilim ve fen yeter diyen Mustafa Kemal Atatürk'e dünyada en çok küfreden millet bu millet değil mi? Ki o beni Türk hekimlerine emanet ediniz dediği halde siz kendi evladınız hekim oluncaya kadar hekim düşmanı olmadınız mı? Çocuğunuzu kapıp nefesi kuvvetli hocaya gitmediniz mi?
Alkışı kes, aklını kullan!

"Geri gitsin alkışlar geri,
Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
Ona oğullardan, analardan dilekler yeter,
Yazın sarı, kışın beyaz çiçekler yeter”

diyor ya şair, bayrak için, aynen öyle. Sağlıkçılar olarak yaptığımız görevimizdir, alkış istemiyoruz. Bizi daha yükseğe oradan uçuruma atmanız için gerek yok, kendiniz gibi bilin, her daim yanımızda olun, ilkokul mezunu bile olamayan zenginin lüksünü görmeyip 35 yaşından sonra araba ev sahibi olduğunda sağlıkçınıza haset etmeyin kafi.

Geri gitsin geri ellerin yapma çiçekleri, gönlünüzde açan yaban gülleri yeter.

                                                                  (Dr. Mahmut Haydar Ustaoğlu)

                                          *********************

YAŞI 50 İLE 70 ARASI DOĞANLAR … HEPSİ DE ÖZEL ÜRETİM, YOKLUKLAR İÇİNDE YETİŞMİŞ YARALI NESİL…
 

Kim bunlar?

  “Hepsi şahsına münhasır, özel üretilmiş, yokluklar içinde yetişmiş yaralı bir nesil…

      -Kim bunlar?

      1950 ile 1970 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş, en genci 50, en delikanlısı 70 yaşında, hâlâ 18’lik deli taylar gibi ideallerinin peşinde koşan deli bir nesil..?

      Hiçbirinin altına hazır bez bağlanmamış… Höllük üzerinde yatmış, şeker çuvalından pantolon, Canikli lastikten ayakkabı giymiş… Evde inek beslemiş, okulda ABD süt içirilerek beslenmiş bir garip nesil…

       Hiçbirinin renkli çocukluk resmi olmamış… Hatta hiç bebeklik, çocukluk resmi olmamış… Hiçbiri kreş, dershane, özel okul görmemiş…

     -Ama hepsi profesörlere dahi ders verecek kadar bilgi sahibi bir tuhaf nesil…

      İhanet ve kalleşlikle sınanan nesil!

Harp görmüş, darp görmüş… Baskı, çatışma, sorguda işkence görmüş…

    Karakolda “Filistin askısı” ile cezaevinde isyanla tanışmış… İhaneti ve kalleşliği görmüş; işkencede insanın hayvan yüzünü görmeyeni kalmamış…

     En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış, en azı 10 ekonomik krizden nasibini almış, tecrübe abidesi, yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil…

     Bu nesil özel bir nesil, birbirini vatan için katletmiş… Vurmuş vurulmuş, dövmüş dövülmüş… Ne yaptıysa yoluyla yordamıyla, kendi meşrebine uygun, ahlakına yakışır olanı yapmış…

    Düşmanın da merdini aramış, buldu mu hakkını teslim edip onu da sevmiş… Dostun namerdinden, arkadan hançerlerinden nefret etmiş…

    Birbirini yok etme pahasına, ölümüne mücadele etmiş, ama neslini tüketmemiş… İn ithaf sayılmasın diye idam sehpalarına selam veren inançlı yiğitler de, sırtından kurşunlanıp dostunun kucağında can veren ana kuzuları da bu nesilden çıkmış…

     Bunlar, bu neslin üretim harikası mı yoksa üretim hatası mı tartışılır ama bu neslin istisnasız tamamı karşılıksız, hesapsız bu vatanı sevmiş….

     1950 ve 1970 yılları arasında doğanlar gerçekten özel üretim, çoğu yatılı okumuş, kardeşlik ve paylaşma duygusu zirve yapmış… Çok kitap okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş; ne ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış, geneli bir baltaya sap olmuş… Muhannete muhtaç da olmamış, ezilmiş ama ezik kalmamış… Aç, açık, evsiz, yurtsuz, aşsız, susuz kalmış, kimseye müdana etmemiş…

     Eğilmemiş, el etek öpmemiş, aç yatmış, kuyruğu dik tutmuş… Kan kusmuş, ‘kızılcık şerbeti içiyorum’ demiş… Dik durmuş, dikleşmemiş kendi şahsına münhasır özel bir nesil… Görevini, sorumluluğunu bilen, onuru için bir pireye bir yorgan yakan, öfkeli, hırçın bir acayip nesil bu dinozorlar…

     Ölümüne yoldaş mezara kadar arkadaş!..

Neden bu kadar özel bu nesil biliyor musunuz?

      Bu neslin üzerinden silindir gibi devlet geçti… Dozer gibi dünya milletleri ezdi geçti… Hayat bu nesli sınadı, çarkının dişlilerinde öğüttü ama tüketemedi… Bu çarktan kurtulabilen kurtuldu… Yaralı kurtulanlar, şükretmeyi, tevekkülü, sabırlı davranmayı, yaşamayı, hayatta kalmayı bildi…

     Bu nesil, ihanetin acısını, dost hançerinin sancısını, ölümüne yoldaşlığı, mezara kadar arkadaşlığı bildi… Dostu için can vermeyi de, elindeki son lokmayı paylaşmayı da sadakati de, vefayı da bildi…

      Bu nesil, katı, aksi, deli, serttir… Bir o kadar da merttir, hoşgörülü ve merhametlidir… Bu neslin yaşarken öğrendiği bilgi ve kaybederken edindiği tecrübe en büyük servetidir… Yani bu 1950 ve 1970 yılları arasında doğan, dinozorlar tam bir müzelik antika nesildir…

      Onun için 1950-1970 yılları arasında doğmuş, hâlâ inadına yaşayan ana, baba, amca, dayı, teyze, hala, yenge, dede, büyükanne her neyiniz varsa değerini bilin!..

     -Çünkü bunlar elinizde kalan son değerli hazinelerinizdir…

       Oturun onlarla konuşun, dinleyin, geçmişi öğrenin, sonra arar da bulamazsınız… Çünkü onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri iki ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır… Benden söylemesi… Vesselam…”  (Mevlüt Kaleli)  

 

  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.