• BIST 116.593
  • Altın 162,639
  • Dolar 3,8063
  • Euro 4,6601
  • Trabzon 11 °C

ANAYASA MAHKEMESİNİN SÖYLEDİĞİ-2

Ö. Faruk Altuntaş

         Geçen haftaki yazımızda, gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklu yargılanmalarının hak ihlali oluşturduğu belirtilerek Anayasa Mahkemesine (AYM) yaptıkları başvuru üzerine, AYM’nin verdiği kararı irdelemeye başlamıştık.

            Yazıda özetin özeti olarak; MİT TIR’ları konusunda gazetede yaptıkları haber nedeniyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek ve casusluk suçlarından haklarında soruşturma açıldığı ve tutuklandıkları; AYM kararında, ağır bir (ceza değil) tedbir olan tutuklamaya, kuvvetli suç şüphesinin yanı sıra, ancak daha hafif olan adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının neden yeterli olamayacağının açık olarak belirtilmesi durumunda başvurulabileceği belirtilmişti.

            AYM’nin kararını özetlenen alıntılarla değerlendirmeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

                                                              ***

            Kararda, başvurucuların tutuklanması kararına esas alınan temel olgunun, MİT TIR’larına ilişkin iki haberin Cumhuriyet gazetesinde yayımlanması olduğu, ancak mevcut delil durumunun tutuklama için yeterli olduğu belirtilmiş ise de anılan haberler dışında somut herhangi bir delilden bahsedilmediği, kuvvetli suç şüphesine başvuruculara isnat edilebilecek hangi somut olgulardan hareketle ulaşıldığı açıklanmamıştır.

Öte yandan tırların durdurulması ve aranması olayından iki gün sonra 21/1/2014 tarihinde yayımlanan bir başka gazetede fotoğrafa ve bazı bilgilere yer verildiği; bu haberin, tutuklamaya konu haberlerden yaklaşık on altı ay önce yayımlanmış olması ve bunlara internet üzerinden dahi kolayca ulaşılabilmesinin, kuvvetli suç şüphesinin varlığının tespiti bakımından gözetilmesi gerektiği;

Soruşturmanın başlatıldığı tarih ile başvurucuların ifadeleri alınmak üzere çağrıldıkları tarih arasında yaklaşık altı aylık sürenin geçtiği, bu dönemde başvuruculara yönelik olarak gözaltı ya da tutuklama gibi tedbirlere başvurulmadığı, bu süre içinde başvurucuların atılı suçları işlediklerine dair -yayımlanan haberler dışında- hangi delillere ulaşıldığının belirtilmediği;

.           Bu bağlamda benzer haberlerin aylar önce yayımlanmış olduğu gözetilmeksizin, başvuru konusu haberler üzerine soruşturma başlatılmasından da yaklaşık altı ay geçtikten sonra başvurucular hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının neden "gerekli" olduğu, somut olayın özelliklerinden ve tutuklama kararının gerekçelerinden anlaşılamadığı için Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir sonucuna varılmıştır.

                                                                 ***

            Anayasa’nın 26. Maddesi ile “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar” hükmü;

Anayasa’nın “Basın hürriyeti” başlıklı 28. Maddesi ile “Basın hürdür, sansür edilemez… Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.” hükmü benimsenmiştir.

“İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel taşlarından ve toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biridir. İfade özgürlüğü sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen “bilgi” ve “düşünceler” için değil, Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şoke eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir…”

“İfade özgürlüğünün özel bir görünümü olan basın özgürlüğü ise sadece basının haber verme ve yayma hakkını koruyan bir özgürlük değildir. Basın özgürlüğü demokratik çoğulculuğun sağlanabilmesi açısından halkın haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğüyle de doğrudan ilgilidir. Özellikle halkın kamuyu ilgilendiren tartışmalar kapsamındaki haber ve fikirlere ulaşmasına imkân tanınarak bu tür tartışmalara katılımının sağlanması demokratik çoğulcululuk için vazgeçilmez niteliktedir. Bu bağlamda basının… kamunun "gözetleyicisi" olarak haber ve kanaatleri yayabilmesi demokratik bir devlette şeffaflık ve hesap verilebilirliğinin sağlanmasına da katkıda bulunur.”…

“Bununla birlikte ifade ve basın özgürlükleri mutlak olmayıp sınırlandırılabilir… "millî güvenlik", "suçların önlenmesi", "suçluların cezalandırılması", "devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması" ve "devlete ait gizli bilgilerin açıklanmasının önlenmesi" amaçlarıyla sınırlanabilir.

Ancak getirilecek sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenen "demokratik toplum düzeninde gerekli olma" ve "ölçülülük" ilkeleriyle uyumlu olması gerekir. Demokratik toplumda gerekli olma ilkesi çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır… İfade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen aracın "elverişli", "gerekli" ve "orantılı" olup olmadığı değerlendirilmelidir.

“Başvurucuların haklarında başkaca bir olgudan bahsedilmemektedir. Bu bağlamda uygulanan tutuklama tedbirinin haberlerin içeriğinden bağımsız olarak ayrıca ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahale oluşturduğu anlaşılmaktadır”

“Müdahalenin ihlal oluşturmaması için sadece kanuni dayanağın ve meşru amacın bulunması yeterli değildir… Olayın demokratik toplum düzeninde gerekli olma ve ölçülülük koşulları yönünden de incelenmesi gerekir.”

“İsnat edilen suçlamalara temel olarak gösterilen tek olgunun başvuruya konu haberlerin yayımlanması olduğu gözetildiğinde.. tutuklama gibi ağır bir tedbir, ifade ve basın özgürlükleri bakımından demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü bir müdahale olarak kabul edilemez… Ayrıca benzer bir haberin başka bir gazetede onaltı ay önce yayımlandığı gözetilmeden ve başvuruya konu haberle ilgili soruşturma başlatılmasından yaklaşık altı ay geçtikten sonra başvurucular hakkında tutuklama tedbirine başvurularak ifade ve basın özgürlüklerine müdahale edilmesinin hangi "zorlayıcı toplumsal ihtiyaç"tan kaynaklandığı ve demokratik toplum düzeninde gerekli olduğu somut olayın özelliklerinden ve tutuklama kararının gerekçelerinden anlaşılamamaktadır.”

Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan ve yukarıda ihlal edildiğine karar verilen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir

Sonuç olarak, konuya ilişkin esasları ders verir gibi toparlayan AYM kararında, “Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna varıldığı” açık olarak belirtilmiştir.

Verilen karar nedeniyle AYM’ni kutluyoruz. Bu kararla yapılan tespitler ve benimsenen değerler, demokratik yaşam ve hukukun üstünlüğü ilkeleri açısından, her kesim için vazgeçilemez niteliktedir. Ancak bu değer ve ilkeleri sadece işine geldiği zaman savunan ve iktidara geldiklerinde ayak bağı olarak görenler ve yardakçıları için sadece acımak gerekir.                                                 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.