• BIST 90.182
  • Altın 147,016
  • Dolar 3,6547
  • Euro 3,9459
  • Trabzon 8 °C

ANKARA KATLİAMI VE TARİHE DÜŞEN NOTLAR

Ö. Faruk Altuntaş

          Türkiye’nin katliamlar tarihine yeni bir katliam, Ankara Katliamı eklendi. Daha güzel bir Türkiye için barış isteyen onbinlerce yurttaşımız, KESK, DİSK, TMMOB ve TTB öncülüğünde düzenlenen “Barış Emek Demokrasi” mitingine katılmak için Türkiye’nin dört bir yanından yollara düştü. Akan kanın durmasını, güzel günlerin ışımasını istiyorlardı. Üst üste iki bomba patladı. Pusuda bekleyen ölüm, Ankara Garı’nda onları bekliyordu.

            Sonuç; sayısı henüz tam belirlenemeyen yüzü aşkın ölü, çoğu ağır yaralı durumunda yüzlerce yaralı, adli tıp kapısında günlerdir ölüsünü teşhis etmek ve almak için bekleyen aileler…

Ayrı bir utanç ve despotik devlet davranışı olarak tarihe geçen, patlamanın ardından yüzlerce ölü ve yaralının çevreye savrulmasından sonra, arkadaşlarına yardımcı olmaya çalışanlara ve yaralılara güvenlik kuvvetlerince doğrudan gaz sıkılması…

            İçinde yaşadığımız için henüz tam anlayamıyor olabiliriz. Ancak Ankara katliamı, Türkiye cumhuriyetinin yaşadığı en büyük katliam.

            1 Mayıs 1977’de yaşanan katliamda 34 kişi yaşamını yitirmişti. Kahraman Maraş’ta 19-26 Aralık 1978’de yaşanan katliamda 111 kişi katledildi. Çorum’da 1980 tarihinde yaşanan katliamda 57 kişi öldürüldü. 2 Temmuz 1993’de Sivas’ta 33 yazar- aydın yakılarak öldürüldü. Ankara Katliamı, bütün bu katliamlardan daha ağır oldu, daha sarsıcı oldu. Tarihe de bu şekilde geçecek kuşkusuz.

                                                              ***

            Bu saldırının siyasal sorumlusu, Saray ve AKP Hükümetidir. Hükümetler, yönetim sorumluluğunun gereği olarak, hem yaptıklarından, hem de yapmadıklarından sorumludurlar. Türkiye’nin başkentinde, Ankara’nın göbeğinde bu bombalar bu kadar kolayca patlatılamamalıydı.

            Ya istihbarat birimlerini atlatan yeni ve çok güçlü bir örgüt var, ya da istihbaratın bir tür ihmal ve/veya dahli söz konusudur. Polemik konusu olan MİT TIR’ları ile yapılan silah sevkiyatı ve varlığından söz edilen IŞİD eğitim kamplarının Türkiye ve Avrupa’da gündem olmasının hikmeti boşuna değil. Her biri yine katliam olan 52 kişinin öldüğü 2013 Reyhanlı saldırısı ya da 34 kişinin öldüğü 20 Temmuz 2015 Suruç Saldırısı göstermelik biçimde değil etkin biçimde soruşturulsaydı ve sorumlulardan hesap sorulsaydı belki bu katliam yaşanmayacaktı.

            Bu sorumluluğun hatırlatılması ve sorulması, bir siyasal istismar değil,  halka hesap vermenin ve saygı duymanın bir gereğidir. Hesap vermekten kaçınmak ise, derece derece, halka saygısızlığın bir tür tezahürüdür.

            İçişleri Bakanının söylediği, “güvenlik zafiyeti yoktur” ya da Cumhurbaşkanının söylediği “her olayda her zaman istifa etmek mi gerekir?” türünden açıklamalar, demokratik bir hukuk devletinde görülemeyecek türden sorumsuz tutumlar olarak değerlendirilmelidir.

                                                            ***

            Saldırı, barışa ve demokrasiye karşı yapılmıştır; farklı halkların bir arada yaşama iradesine karşı yapılmıştır.

            Saldırı zemini, AKP Hükümetinin dış politikasının doğrudan bir yansıması ve IŞİD, El Nüsra… vb. örgütlere karşı “bizim oğlanlar” yaklaşımı ile oluşmuştur.

            Saldırı zemini, Türkiye dış politikasının “Mezhepçi” bir esasa oturtulması ile oluşturulmuştur.

            Saldırı zemini, “Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesinin terk edilip, “Sultanlık” hevesleri ve “Osmanlıcılık” yayılmacılığı oluşturulmuştur.

            Saldırı zemini, dış politikanın esasının, Bölgesel Güç yaftalaması ile Emperyalist çevrelerin taşeronluğuna oturtulması ile oluşturulmuştur.

            Saldırı zemini, hem doğrudan Sarayın, hem de Saray avanesinden etkili – yetkili kişilerin, “400 vekil verilseydi, bunlar olmazdı” biçiminde açıklamalarıyla ya da örneğin Cumhurbaşkanı Danışmanı Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun yaşanan katliamdan sonra “7 Haziran seçim sonuçlarına bakarak millet kaosu seçti demişim. Bu tespit zaman içinde beni doğruladı” biçiminde tweet atmasını sağlayan yaklaşımlarıyla oluşmuştur.

            Saldırı zemini, 7 Haziran seçim sonuçları ile ortaya çıkan Milli İradenin, Saray ve AKP Hükümet tarafından kabul edilmeyişi ve iktidarın demokratik değişimine karşı oluşan hazımsızlıkla oluşturuldu.

            Saldırı zemini, iki gecede HDP’nin 400 civarında binasının saldırıya uğrayıp, hiçbir saldırganın yakalanıp yargı önüne çıkartılmaması ile, HDP’ye yapılan saldırılardan yine HDP’nin sorumlu tutulması ile AKP’li vekiller öncülüğünde gazete basılıp çam – çerçeve kırılması… ile oluşturuldu.         

            Sonuçta Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından birini yaşadık. Hepimizin başı sağ olsun. Yaşananlardan ders alır, gerekli sonuçları çıkartırsak ve bu sonuçları bilinç haline dönüştürebilirsek yeni katliamların önüne geçer, birlikte yaşamanın zeminini tahrip etmemiş oluruz. Aksi halde, Ortadoğu bataklığından ve çevremizi kuşatan şiddet sarmalından çıkış zor görünüyor.

                                                                            

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Meral Akşener’in 17 Nisan iddiası!
  • Trabzon futbolu bitmiş!
  • Koray Aydın’ın ekibi!
  • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
  • Birinci yalnız kaldı!
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
  • Atatürk karşıtı tarihçiye ödül!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.