• BIST 92.639
  • Altın 231,817
  • Dolar 5,8288
  • Euro 6,6822
  • Trabzon 20 °C

ARTIK YETER! BU ÜLKEYE DAHA FAZLA KIYMAYALIM

Rasim EFENDİOĞLU

ÜLKEMİZ EŞSİZ BİR ÜLKE

Bu gerçeği anlamak için ülkeyi boydan boya gezmeye gerek yok. Bulunduğunuz yerden bir sabah pencerenizi açıp bakın, bu yeter. Göğün mavisi, doğanın yeşili, kulağınıza gelen kuş sesleri… Burada doğup burada büyümüşseniz bu gerçeği çabuk anlayamazsınız. Bölgemize çok fazla gelen Arap turistler doğayı görünce “Herhalde bize vaat edilen cennet de böyledir” diyorlar. Evet, salt bir köşesi bir köyü bir beldesi böyle. Her köşesi her yeri ayrı güzellikte. Bu toprakları bize yurt olarak bırakanlara nasıl teşekkür etsek, ne denli minnet ve şükran duysak az.

Bu denli eşsiz güzelliğe sahip ülkede yaşıyoruz. Ancak balıkların derya içre yaşayıp deryanın değerini bilmemesi gibi biz de bu ülkeyi tanımıyoruz ve değerini bilmiyoruz. Yüzyıllardır üzerinde yaşadığımız, yurt edindiğimiz bu toprakların değerini bilmedik bilmiyoruz. Yani bu yurda layık değiliz.

Üç yanı deniz yılın her günü ve ayı dört mevsimin yaşanabildiği bir ülke. Doğuda kuzeyde diz boyu kar, güneyde denizde kulaç atanlar, kumsalda güneşlenenler... Kuzeyde portakal limon bahçeleri, güneyde muz, portakal... Amasya’nın elması, kirazı… Ankara’da, Konya’da meyvanın alası. Bırakıyorum çünkü bu cenneti sözcüklerle anlatma olanağı yok.

BU EŞSİZ ÜLKE HİÇ DE İYİ YÖNETİLMEDİ, YÖNETİLMİYOR

Dörtnala geldik uzak Asya’dan bu topraklara yayıldık. Koyunlarımız yayıldı eşsiz otlaklara. Yunuslarımız, Karacaoğlanlarımız gördü bu güzelliği gönüllere işledi aşkı ve yüzyıllarca yaşadık bu topraklarda. Devletler kuruldu yıkıldı. Ç ok devlet kuran çok devlet yıkan bir ulus olarak forsumuza bu yıldızları işledik. Övünmek mi yerinmek mi ne? Neyse yıllara oranla Anadolu’ya çok şey vermedik, çok şey aldık.

Selçukludan, Osmanlıdan Anadolu’ya kalanlar… Camiler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar... Yer yer Malabadi varı köprüler. Mevlana’nın hoşgörü ve sevgisi ile zaman zaman mutlu olsak da bu topraklara çok gözyaşı aktı, çok kan aktı, çok ter aktı. Yani bu güzel ülkeyi layık olduğunca kalkındıramadık.

Osmanlı Viyana’dan, Yemen’e uzandı. Devlet gücü ne denli mutluluk verebildi ise o verildi.  Gerçi ayni yüzyılda Avrupa’da esir pazarları kurulur, derebeyi şatoları yükselirken bizde devlet yolcuya han, hastaya şifahane, öğrenciye medrese yaptı. Yaptı yapmasına da yeterli değil. Anadolu elindeki olanaklara göre bir yurt yapılamadı.

Krallık, hanlık, hükümdarlık nedenli huzur getirebilmişse o. Devlet merkezinde egemenliğini gösterirken Anadolu’da yer yer isyanlar, eşkıya zulmü egemen oldu. Son yüzyıllarda çağa uygun devlet yapılanması gelirken beceriksiz yönetimlerle yine ülke kalkınamadı, halk mutlu olamadı. Avrupa’da sanayi devrimi olurken biz tarımı da tam beceremedik. Dünyanın en büyük imparatorluğu bir sabah uyanmış ki dünya uzaya gidecek o hala yaya. Saraylarını örnek aldık, süslerini örnek aldık da sanayisini görmedik. Yüzyıllar sonra matbaayı alabildik. Kısacası bu ülke iyi yönetilmedi.

SON YÜZYILLARA BAKALIM

Osmanlı durakladı, geriledi, yıkılmaya yüz tuttu. Son yüz yılın en başarılı hükümdarı maliyesini devletin, BORÇLAR İDARESİNE bıraktı. Biraz baskı biraz korku ile devlet buzdolabında saklandı, biraz ömrü uzatıldı. Ancak o yüzyılları tarafsız tarihçilerden okuyun bakın. Fikret’in SİS şiirinde olduğunca çökmüştü devletin başkenti bile.

Kaynarca Antlaşması ve Karlofça ile artık parça parça toprak yiterken. Halk çağın çok gerisinde yolsuz okulsuz, işsiz bir de dünya savaşına girdi. On binlerce şehit verdi. Boğazdan da geçip başkente yürümek isterken sömürgenler, bir mucize ile karşılaştılar. Genç bir subay ulusun ruhundan doğdu ve Çanakkale geçilemedi. Ancak ülke işgal edildi devlet beceriksiz yöneticilerin eli ile en ağır antlaşmaları imzaladı, teslimiyeti kabul etti. Ancak ulus başkaldırdı, bir büyük oğul ile.

En güç koşullarda Anadolu taşı ile toprağı ile birleşti. Bu olağanüstü başkaldırıyı beklemiyordu düşman. Ancak yüzyıl sonra bu toprakta yetişen bu suyu içen ve bu havayı soluyan bir hain “Keşke düşman kazansa” diyebildi, hem de devletin en yüce makamının huzurunda. Bu ölçüde kadir kıymet bilmez insanlarımız da var.

KURTULUŞTAN SONRA KURULUŞ

Osmanlıdan yüklü borç, savaştan yorgun, yaralı bitkin bir halk. Yoksulluk hat safhada. Eğitim geri, adalet yok, asker ne durumda... Ne fabrika, ne sanayi. Böyle bir toprak parçası üzerinde, Anadolu’da yeni bir devlet. Adeta yok olmak üzere olan bir maya yeniden tutturuldu ve devlet kuruldu. Bir yandan Osmanlıdan kalan borçlar kesiliyor, diğer yandan topraklar işleniyor, fabrikalar kuruluyor. Bu mucizeye dünya hayran kaldı. Çok kısa bir süre içinde Cumhuriyetin onuncu yılında göğsünü kabartan bir ulus, güvenli bir gençlik. Ülke demir ağlarla örülürken... Yüzyıllarca çağdaş eğitim görmeyen köylere okul. Uçak yapan bir sanayi... Kağıdını üretip kültürüne sunan, eğitimine sunan bir devlet…

Başta bütün dünyanın saydığı başkomutan, başöğretmen. Yüzyıllardır parası pul olan bir ülkede para değer kazandı. Eğitimde mucizeler doğdu.  Çağdaş kültür beyinlere can suyu gibi yürüdü.

Yitirdik yüce önderi zamansız. Ülke tam hız ilerlerken patladı İkinci dünya savaşı. Bu savaştan korunurken kalkınma hamlesi sekteye uğradı. Günlük politikanın iğrenç tuzakları dünyaya örnek eğitim kurumumuz Köy Enstitüleri ilkelerinden sapmaya başladı kapatıldı. Halk eğitimini başarı ile sürdüren Halkevleri kapatıldı.

Mareşal yardımları ve değişik yardımlarla sanayi durdu, ülke tekrar dışa bağımlı hale geldi. Ülke tam bağımsızlığından uzaklaşmaya başladı. Oysa kurucusu devleti TAM BAĞIMSIZLIK İlkesi üzerine inşa etmişti. Bu temel sökülünce yapı ne olur?

İşte bugüne dek çektiğimiz sancılar hep bu yanlış adımların ürünüdür.21. yüzyılda tam değil bağımsızlığımız. Uluslararası kurumlar yön vermeye çalışıyor bize. Biz bağırıp çağırıyoruz sonra da sesimizi alçaltıp hizaya giriyoruz. Devlet böyle yönetilmez. Bir zahmet bakın 1920-1940 arasına hani bir çivi çakılmadı dediğiniz döneme bakın neler nasıl yapıldı.

GELİN ŞU ÜLKEYE BİR KEZ DAHA YÜREKTEN BAKIN

Nasıl yönetiliyoruz. Eksikler nerde hatalar nerde. Dünya nasıl yürüyor ileriye. Kahve kabadayılığı ile devlet yönetilmez. Bu ülke bu ulus çok güzel şeylere layıktır. Her türlü olanağı. Daha el değmemiş madenleri, kullanılmayan deniz yolları, bomboş tarım arazileri, ip issiz hayvan otlakları. Bacası sönmüş fabrikaları... Kurulmayı bekleyen fabrikalar. Eşsiz insan kaynakları ve helvayı yapacak usta sıkıntısı.   Evet, her şey var. Bu ülkenin yurttaşları bu ülkeyi sevsin tanısın ve sahip çıksın. Hainlere, hırsızlara, yalancılara, düzenbazlara fırsat tanımasın. Bu ülkede mucizeler yaratılır. Daha söylenecek çok söz var da okuyan sıkılıyor, düşünmek istemiyor. Hazır görüntüye kanıp uykuya dalmak daha çok hoşlarına gidiyor... Haydi, dünyanın en güzel ülkesi dünyanın en güzel yönetilen ülkesi olsun.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.