• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • Trabzon 13 °C

AŞAĞISI SAKAL, YUKARISI BIYIK DA, BİR TÜKÜREBİLSEK

Ali Rıza Keskinalemdar

Günler çabuk geçiyor… “Ağzım gözüm” diyene kadar işte CB Seçimi de kapıya dayandı.

“CB Seçimi yarışında”; adayların ne dediklerini, kimin kime hakaret ettiğini, kimin ne kadar “yardım” aldığını, kimin aldığı yardımı açıklamaktan imtina etmesine rağmen yine de “Milletten 1 TL de olsa yardım yapmaya devam etmesini” istediğini, kimin inlere girdiğini, kimlerin inlerden çıktığını, kimlerin futbolculuğa bile soyunduğunu, kimin “ilerleyen yaşına rağmen İbrahimoviç’i kıskandıracak gole imza attığını, kimin makam araçlarına sahte plakalar takarak devlet olanaklarından yararlanmasına rağmen hala “milletin adamı” algısını beyinlere kazımaya çalıştığını, kimin mitingde bayılan bir taraftarının eline dokunmasıyla birden iyileştirip ayağa kaldıracak kadar “doğaüstü güçlere sahip olduğunu”, kimin hitap etmeye çalıştığı kitleye bir çok koldan ayrılık sinyalleri gönderilirken onun “bir arada yaşamaktan” bahsederek herkesin gönlünü kazandığını”, vs., az çok biliyoruz artık.

 

2007’DE HAYIR DEMİŞKEN

2007 yılı ekim ayında CB’nın halk tarafından seçilmesine yönelik yapılan halkoylaması ile aslında bir taşla iki kuş vurulmuştu. Hem 367’cilere inat kendi adamlarını CB seçtirecekler hem de “tek adam hakimiyetini” halka “onaylatacaklardı”; tıpkı “17/25 Aralık Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk” rezaletini 30 Mart’taki yerel seçim sonuçlarına göre akladıkları gibi… Çok alışıktılar bu tip işlere, çok! Sizi suya götürür, susuz geri getirirlerdi! İşin kötü tarafı, taraftarlarını da yarattıkları beklentiler sayesinde böylesi akçeli işlere çok fena alıştırmışlardı, deri altından sık sık “din, iman” şırınga ederek.

2007 halkoylamasında boykotçular nedeniyle % 68 katılım oranı ortaya çıkmış; iktidar yanlısı seçmenin her zaman olduğu gibi hazır ve nazır duruşuyla sağladığı % 68 evet oyu ile CB Seçiminin iki turlu olarak “halk tarafından yapılması” yasalaşmıştı. O gün “hayır” oyu atmış ve “tek adam hakimiyeti”ne  yol açacak girişimlere karşı çıkmaya çalışmıştım.

 

NASILSA TBMM’NDE DE SEÇİLEBİLİRDİ

Doğru! R.T. Erdoğan TBMM’nde de yapılacak oylamalar sonunda da seçilebilirdi ancak etkisi kendini halka seçtirtmek kadar büyük olmazdı; “milletin adamı”, “milletin iradesi” gibi söylemlerden böylesine “güç” alamaz ve bu denli fütursuzca “astığım astık, kestiğim kestik”çi olamazdı!

Tehlike burada; hem ”tek adam hakimiyeti”nin yoluna taşları döşemeyi sürdürüyor hem de sözde “milletten aldığını” iddia edeceği yetkiyle, gerçekte ülkede olması gereken demokrasinin tüm kurum ve kurallarının çanına ot tıkamaya hazırlanıyor.

Neresinden bakarsanız bakın;  iktidarın “ince elenmiş, sık dokunmuş”, “cin gibi” nihai hedefindeki “istasyona” doğru, sabırla ilmik ilmik örerek gittiği bir süreçte, iktidarın söylediklerinin ve yaptıklarının sadece tersini lafzi olarak cevaplayarak sanki danışıklı dövüşteymiş gibi onlardan sözde “politikalar” oluşturan garip bir muhalefet ile karşı karşıyayız.

 

KAÇIRANLAR VE KAÇIRMAYANLAR

Başından beri “parlamenter demokrasi” içinde esasında olmaması gereken ve doğuşunda bir garabet bulunan bir CB Seçimi yaşadığımızı yazıp, söyleyegeldik. Özellikle çatı adayının belirlenmesi ve sonrasındaki dayatma sürecini de eleştirdik. Bu konudaki düşüncelerim değişmedi. Ancak CB Seçimi kendi “meşru” zemininde sona doğru gitmekte…

Halkımızın müthiş ilgisi nedeniyle yine futboldan örnekleyerek, devam edelim.

Futbol takımlarını eşit gösteren tek şey sahaya çıkarttıkları oyuncu sayısıdır. Onbir oyuncu sayısı dışındaki her şey eşit yarışı bozacak niteliktedir. Maçın kimin sahasında ve kimin taraftarı önünde oynandığından taraftar sayısının üstünlüğü ile ateşli olmasına, oyuncuların kalitesinden teknik direktörün oyunu okuma ve yönlendirebilme yeteneğinden takımın medya ve lobi gücünden hakemin pozisyonlarda gönlünün kimden yana olduğuna kadar bir yığın etmen, maçın sonucunu etkileyebilir.

Hatta maçta daha zayıf görünen takımın daha doğru ve iyi oynamasına rağmen sayı üretememe nedeniyle yenilgisi söz konusu olabilir. Ne var ki, istatistiklere geçecek şeyler kaçırılanlar ve kaçanlar değil kaçırmayanlar ve kaçırılmayanlar olacaktır her zaman.

Başbakan ve iktidar çevresi “2007’deki halkoylamasında  ‘hayır’ diyenler, hangi yüzle CB Seçiminde oy atmaya gidecekler” söylemini dinlendirip duruyormuş...

İşte sırf bu sakat zihniyetin ortadan kaldırılması için bile daha önce “oy atmama” yönündeki düşüncemi değiştirerek, “iki elim kanda olsa da” oy atmam gerektiğine inanmaya başladım; kaçırmayanlar ve kaçırılmayanların safında yer alabilmek için…

 

“BUNDAN KÖTÜSÜ OLAMAZ”I BİLDİĞİMİZE GÖRE

Çok bilinen bir Bektaşi fıkrasıdır.

Bir gün Bektaşi bir hanın önünden geçerken, telaşla dışarı fırlayan hancının ısrarıyla içeri buyur edilmiş… Hanın sahibi bir şarap satıcısı ile pazarlık halindeymiş. Satıcının elinde iki cins şarap varmış ve hancı bir türlü karar veremiyormuş…

Şaraplardan birer kadeh doldurup, Bektaşi'nin önüne koymuş hancı.

"Senin damak zevkine güvenirim, söyle hangisini alayım" diye.

Bektaşi önce birinci kadehi ağzına götürmüş. Götürmesi ile yüzünü ekşitip bırakması bir olmuş.

"Ötekini al" demiş hiç düşünmeden.

Hancı şaşkın "Daha öbür şarabı tatmadın ki, nasıl karar verdin" diye soracak olmuş.

Bektaşi hazır cevap;  “Bundan daha kötü olamaz da, ondan” demiş.

 

Önümüzdeki CB Seçiminde, iktidarın adayının şimdiye  kadar en azından demokrasinin kurum ve kurallarına yaptıklarını, Cumhuriyet ve toplumsal barışın temellerine koyduğu dinamitler dikkate alınarak “bundan kötüsü olamaz”ı bildiğimize göre, kerhen de olsa oyumuzu “ötekine” atmamız gerektiğine inanıyorum.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.