• BIST 107.041
  • Altın 143,530
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • Trabzon 22 °C

AŞK VE İHANET

AŞK VE İHANET
Ali Rıza KESKİNALEMDAR

Ne çok acı yaşattılar sana, ne çok sıkıntı çektirdiler…

Ağladığını duyumsuyorum.

İçini çeke çeke…

Sözde ne çok seviyorlardı seni…

Birileri de “öl de ölelim, vur de vuralım” derecesinde âşıktı sana…

O nedenle “Bu milletin geleceğiyle oynayan dış güçlerin içerdeki maşaları”na ders bile verebilirlerdi, sırf seni “başkalarına yâr etmemek” için…

“Ya onun olacaktın ya kara toprağın”…

“Seni veremezdi ellere”… Hele hainlere, hiç!

Sen bu aşkın ne çetin bir aşk olduğunu anlayamazdın elbette. Çünkü böyle bir sevilme anlayışın yoktu; zorlamalara, dayatmalara karşıydın.

Aşk, senin kitabında emek ve sevgiydi… Karşılıksızdı...

Önce “karşılıklar”la tanıştırıldın, “böyle bir aşkın ızdırabının” içine edilirken…

Sonra sana yeni bir “aşk tanımı” ayarı verilmeye çalışıldı. Bu tanıma alışman istendi. Ya buna alışacaktın ya da bu diyardan gidecektin!

Bütün acılarını içine akıtarak ve ağladığın duyulmasın diye başını yastığa gömerek geçirmeye başladın hayatını…

“Bir hırka bir lokma” hayatının içine çok fena şekilde para sokuldu.

Borçlandın, aşkını yeni ufuklara taşımak adına. Güzel otomobillerin, güzel evlerin ve güzel yazlıkların oldu.

Daha çok yazılır ve çizilir oldun.

Farklılaştın gibi oldun ya da öyle olduğunu düşündürttüler sana.

Senin olman istenilen şekil buydu ve bu yeni şeklin, aşkının “olmazsa olmazı”ydı!

Rutine düşen aşkın önceleri “makamlar”la kurtarılmak istenirken sonraları “plaket”le uğurlanmak isteniyordu. “Plaketler”in metalleri, aşkının kalbine saplanan birer hançere dönüşüyordu…

Ve senin aşkın “eklektik” bir kalabalığın önünde yapma bir selam ile pazarlıklara konu edilmeye başlanıyordu yeniden. Tıpkı, “mahallenin zengin oğlanının”, isteğine uygun gelişmeyen oyunun sonucuna kızıp topunu alıp gitmesiyle ortada çaresiz kalan mahallenin fukara çocuklarının top oynama aşkının içine edilmesi gibi!

Aşk, seni görebilmek adına duşlarına kadar dadandırıp, billboardlarda yanak yanağa fotoğraflarını sergilemeye dönüştürüldüğünde bile ortada bir beis görmeyecek kadar kör edebiliyordu. Makamlarının, koltuklarının bekası içindi her şey… Ne ziyanı vardı ki?

Madem ki âşık olmak vardı bu işin içinde gidip “esas oğlan” varken, mahallenin zibidisine mi gönül verecektin? Filmlerde de böyle olmuyor muydu?

Aşk, karın doyurmuyordu… “Aynen öyle”ydi!

Tamam, karın doyurmuyordu da, aldatma, yalan, hile, sahtekârlık aşkın hangi haliydi acaba?

“Saman altından su yürütme” yeteneği aşkta işliyor muydu?

“Seni seviyorum” diyenlerin ellerine hiç dikkat ediyor muydun? Tuttuğu eller gerçekten senin ellerin miydi? Omzuna atılan el, kimin eliydi ya da omzunda bir sevgili eli olmuş muydu hiç? Ya o sorgulamayan, bindirilmiş, doldurulmuş ve dondurulmuş kalabalığın önünde “hainlere karşı Trabzonlu duruşunu göstermek niyetine”  havaya kaldırılan eller, aşkın o naif yumuşaklığını taşıyan eller olabilir miydi?

“Sevgilim yalan söylersem sana / Kopsun ve mahrum kalsın dilim / Seni seviyorum demek bahtiyarlığından // Sevgilim yalan yazarsam sana / Kurusun ve mahrum kalsın elim / Okşayabilmek saadetinden seni // Sevgilim yalan söylerse sana gözlerim / İki nadim gözyaşı gibi avuçlarıma aksınlar / Ve göremesinler seni bir daha” diyen Nazım Hikmet en güzel aşk şiirlerinden birinden  “(…)Vatan çiftliklerinizse, / kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,/(…) fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,/vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,/ vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, /ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,/ vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, / vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, 
ben vatan hainiyim. / Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: /
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ”
 dizeleriyle de “hainlik” mertebesinin kolaylıkla insana nasıl yaftalanabildiğini, “ya sev ya terket” diyenlerin gözlerinin önüne bir güzel serer. Tasvip ettirilen “Trabzonlu duruşu”nun alamet-i farikasına atılan boyaların altında sırıtan foya ne olacaktı, oradan bir aşk çıkar mıydı? Yoksa bu“duruş”, rahip katili olmayı ya da bir Ermeni vatandaşı öldürmeyi normalleştiren bir davranış kalıbının yeni sürümü müydü?

Peki insanları azarlayıp, arenadaki aslanlar gibi bir şeyleri parçalamak için koşullandırılmış gözleri dönmüşlerin ekmeğine yağ sürdükten sonra paramparça edilene bakıp “15 dakika boyunca herkes alkış tuttu” diyerek sözüm ona “üzüntüsünü” ifade edenin gözlerine baktığınızda aşkı görebilmeniz mümkün müdür?

W. Shakespeare’in Macbeth’teki bir tiradı ile noktalayalım:

“Beni mahmuzlayan tek şey, kendi yükselme hırsım;

O da bir atlayış atlıyor ki atın üstüne                                       
Öbür tarafa düşüyor, eyerde duracak yerde”.

***

Siz siz olun, karşılıklarını arayıp bulmaya çalıştığınız zorlama bir aşkı denemeyin; hele hele hırslarınıza hiç teslim etmeyin bu “aşkı”. Çünkü ihanetle bıçak sırtı kadar arkadaştırlar; kendinizi, atın sırtındaki eyere oturduğunuzu sandığınızda, eyerle birlikte öbür tarafa düşmüş bulabilirsiniz! 
 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • İşte 'Şah Fırat' operasyonunun detayları!22 Şubat 2015 Pazar 10:42
  • GENELKURMAY'DAN İLK AÇIKLAMA!22 Şubat 2015 Pazar 10:40
  • TSK'dan 'Şah Fırat' operasyonu!22 Şubat 2015 Pazar 10:08
  • İstanbul'da kaç Trabzonlu var?13 Şubat 2015 Cuma 14:14
  • O para öğrencilere iade edilecek!12 Şubat 2015 Perşembe 05:49
  • '10 bin lira ver, cevap anahtarını al'03 Şubat 2015 Salı 01:06
  • 2010 öncesi tüm sınavlara inceleme!16 Ocak 2015 Cuma 12:55
  • Canlı bomba Çeçen çıktı!08 Ocak 2015 Perşembe 09:32
  • Dondurucu soğuklar geliyor!04 Ocak 2015 Pazar 14:20
  • Yan bakma cinayeti!02 Ocak 2015 Cuma 09:57
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.