• BIST 96.455
  • Altın 223,031
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • Trabzon 18 °C

ATATÜRK’E SALDIRMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Dr. Hasan AKYÜZ

     Arnavutluk isyanının bastırılmasında kurmay başkanı olarak görev aldığında yirmidokuz yaşındaydı. Bir Arap kılığında İngiliz hakimiyetindeki Mısır’dan geçerek ulaştığı Tobruk’ta İtalyanlara karşı saldırıları yönetiyorken ise otuz yaşında genç bir subay. Balkan savaşının çıkması üzerine Bolayır’da kurulan kolordunun harekat şubesi başkanlığına getirildiğinde otuzbir, Edirne’yi kurtaran kolordunun kurmay başkanıyken otuziki yaşındaydı. Tobruk’ta çekilmiş bir resmi vardır, bana çok anlamlı gelir, her baktığımda vefa borcumu hatırlarım. Resimde milis kıyafetini tamamlayan şapkasına bir mendil sarılıdır. Neden bilir misiniz? Şehit olursa çenesi o mendille bağlansın diye…   
     Arıburnu’na çıkarma yapan İngiliz ve Anzak birliklerini Anafartalar grup Komutanı olarak Kireçtepe’de, Conkbayırı’nda, Anafartalar’da, “Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum” diyerek emir verdiği askerleriyle darmadağın ettiğinde İngiliz İmparatorluğunun belalısı otuzdört yaşında genç bir Türk Albayı idi. Bu genç Albayın Gelibolu’daki cesareti, ataklığı ve askeri dehası İngiliz İmparatorluğunda deprem etkisi yaratmış ve hatta o günlerde İngiliz Sterlininin yüzde atmışyedi değer kaybına neden olarak ekonomilerine de büyük darbe vurmuştur. Churchill gibi bir devlet adamında bıraktığı güvensizlik ve depresyon, ikinci dünya savaşında yapılacak olan Normandiya çıkarmasına itiraz etmesine yol açmıştır.
     Otuzaltı yaşında ise Halep’te düşman ordularını durdurup, İngiliz ve isyancı Araplara karşı sokak savaşlarını yöneten bir Tuğgeneral olarak tarihe not düşüyor.
     Avrupa’nın herhangi bir şehrine kaçıp safahat içinde yaşayanlara katılmak varken,19 Mayıs 1919 Salı günü saat sekizde ölümü göze alarak, darmadağın, sahipsiz, umutsuz haldeki Milletinin kaderini sırtlayarak aydınlığa kavuşturmak için, yanındaki bir avuç vatanseverle Samsun’a çıktığında 38 yaşında namlunun ucunda gezen bir Savaşçı olarak karşımıza çıkıyor.  
      Yunan askerlerinin çocuklarını öldürmekle tehdit edip tecavüz ettiği Türk Analarını, Şaraplarına meze yaptıkları gencecik Türk kızlarını, kasatura ile karınları yarılıp kız mı erkek mi bahsine kurban gitmesin diye sıkıca sarıp baskılayarak hamileliklerini saklayan gebe kadınları, camiye doldurulup yakılma korkusuyla dağlara kaçıp hayvan leşleriyle beslenen ihtiyarları kurtarmak için 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan savaşını canını dişine takarak ölümüne yaptığında henüz 40 yaşında Türk  Milletinin bir fedaisi olarak makus talihini değiştiriyordu.
      Atatürk’ü sevmeyebilirsiniz, fakat saygı duymak zorundasınız. Bu sizin kimliğinizle var olmanız karşılığında mecbur olduğunuz asgari vefa borcunuzdur. Eleştiriniz elbette olacaktır, fakat bir büyüğünüzü eleştirdiğinizin bilincinde olarak kelimelerinizi seçmek zorundasınız. Eleştiriyi değerli kılan eleştiri yapanın mantığını ve bilgisini kullanarak, eleştireceği kişi ile empati kurarak sorgulamasıdır. Hayatını hiçbir şey üretmeden geçiren ağustos böceği kılıklı boş laf ustalarının Atatürk’e dil uzatmadan önce bulundukları yaşa kadar bu Millet için ne yaptıklarını düşünüp Atatürk’ün o yaşta yaptıklarıyla kıyaslamalarını öneririm. Sanıyorum o zaman ne kadar boş olduklarını anlayacaklardır. Maalesef bazı seviyesizler dozu arttırıp eleştiriyi hakaret boyutuna taşıyor ve medyada yayınlıyor. Bu Millet için gençliğini ve bütün hayatını harcamış bir insana yaptığı hakareti internet ortamında yayınlamak nasıl bir zavallılıktır anlamak mümkün değil. Sanıyorum hayatında hiçbir olumlu icraatı olmayan, merdiven altı tarih uydurma üstadı püsküllü Kadir referans alınırsa sonuç böyle zavallılıklara çıkıyor. 
       Ömrünün çoğu savaş meydanlarında, muharebe alanlarında mücadelelerle geçen bir savaş ustası olan Atatürk öldüğünde Çin deki bir gazete şöyle yazıyordu:
       “Atatürk öldü, barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende kimse barışı garanti edemez “. 
       O zamanın Çinlisi bile büyük önderi öylesine doğru anlamış ki bir savaş dehası olan Atatürk’ü barış kubbesinin sütunu ve evrende barışın garantörü olarak görüyor. Bizim bir takım akıl etmek yerine öğretilenleri papağan gibi tekrarlayan nakilciler ise hakaret ediyor,  saldırıyor, küfürler yağdırıyor. 
        Bu zevatı akıl rehberliğinde ve mantık çerçevesinde anlamaya çalışmanın boşuna olduğunu düşünüyor ve hepsini meşhur hiciv ustası Neyzen Tevfik’in külliyatına havale ediyorum. Sanıyorum layık oldukları cevabı onun satırlarında bulacaklardır.

  
       
      
      

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.