• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Trabzon 17 °C

ŞIMARMAK YA DA AYAKLARI YERE BASMAK

Ali Rıza Keskinalemdar
 

2008 yılı ocak ayıydı ve Trabzonspor Futbol Takımı’nın teknik direktörlüğünü Ersun Yanal yapmaktaydı. “Türkiye Kupası maçı”nda rakip 2. Lig ekibi Kırıkkalespor’du. Maç 5-0 Trabzonspor’un galibiyetiyle sonuçlanmış; bu maçta ilk kez profesyonel olarak A takım forması giyen altyapı oyuncusu 17 yaşındaki Barış Memiş iyi oyununu güzel bir golle de süsleyince, maç sonunda, röportaj için geçtiği kamera karşısında sunucunun övgülerini duyan deneyimli futbolcu Ceyhun Eriş dayanamamış ve müstehzi bakışlarla “Önce ayakları bir yere bassın. Ondan sonra istediğiniz kadar konuşursunuz" demişti. Ceyhun Eriş bu sözlerden sonra devre arasında kulüpten ayrılırken Barış Memiş bırakın bir daha A takım formasını giymeyi, gittiği alt düzeydeki kulüplerde adının karıştığı doping skandallarıyla birlikte futboldan kopma noktasına bile gelmişti. Şimdi bir alt ligde 1461 Trabzon’da yeniden futbola tutunmaya çalışıyor.

Trabzonspor Futbol Takımı Teknik Direktörü Mustafa Reşit Akçay’ın, Karabükspor maçı sonrası “göklere çıkartılmaya” çalışılan oyuncusu Yusuf Erdoğan’ın “şımarma, şımartılma” eğilimlerine önceden set çekmeye çalıştığını görünce, hem yukarıdaki anı hem de “şımarmak” konusunda kaçırdığımız bir şey olmasın diye kitaplığımdaki sözlükleri karıştırmak geldi aklıma…

TDK’nun 1992 yılı baskısı Türkçe Sözlük’teki karşılığında “şımarmak” sözcüğü için şu karşılık yer almış: “Kendisine gösterilen sevgi ve saygıdan veya verilen değerden yüreklenerek yersiz ve aşırı davranışlarda bulunmak”.

İlhan Ayverdi’nin 2011 yılı baskısı “Misalli Büyük Türkçe Sözlüğü”nde ise “şımarmak” için şunlar yazılı: “Gördüğü fazla ilgiden, verilen yüzden veya kavuştuğu imkanlardan cesaret alarak etrafa aldırmadan aklına estiği gibi aşırı ve taşkın davranışlarda bulunur duruma gelmek, haddini aşmak”.  

Baktığım diğer sözlüklerde de TDK’nun sözlüğündekine benzer ifadelerle karşılaştım ancak örneğini verdiğim ikinci sözlükteki tanımın daha sert olduğu bir gerçek.

Şımartma eylemine şımartılma, şımartma eylemine konu olana da şımarık denilir ya; çocukları abartılı sevmeye başlarsınız mesela, anne baba da çocuğun huyunu suyunu bilir, hemen atılırlar “şımartma şunu yoksa tepene çıkar” diye… Sanırım genç futbolcular da “şöhret” olunca, çocuklaşıyor; tepemize çıkmak için şımartılmayı bekliyor… 

Peki, şımarmanın anti tezi “ayakları yere basmak” mıdır? Ya da “şımartılmanın sonucu” mutlaka birilerinin tepenize çıkmaya çalışması mıdır?

Trabzonspor, DÇ Karabükspor’u geçen cumartesi akşamı 1-0 yendiğinde, geçen sezon ve bu sezon başında sık sık yinelediğim “Trabzonspor’un bu takım kadrosu ile skor ve oyun istikrarı yakalaması mümkün görünmüyor” şeklindeki görüşlerimin bu maç için de geçerli olduğunu yazarak dikkatinizi Trabzonspor Teknik Direktörü Mustafa Reşit Akçay’ın maç sonu söylediklerine yöneltmek istiyorum.

Maçı “kendi adlarına, kendi moralleri” için oynayıp, “yükselen top kazanma azimleri” sayesinde “güçlü bir takımı” yendiklerini anlatan Akçay, konuyu Yusuf Erdoğan’a getirerek şunları ifade ediyor: “Cevizin içi dolunca kabuğu incelirmiş. Yusuf’un kabuğu incelirse Yusuf dikkatli olmak zorundadır. Trabzonspor’un geçmişte genç oyuncu kazanma konusunda çok başarılı olmadığı bir gerçek. Basının bir bölümü bu konuda bize saldırı yapıyor. Bu çocukların kazanılmasıyla ilgili yaptığımız planlamaya devam edeceğiz. Bu korkak olduğumuzu göstermiyor. Bir müsabaka sonucu oyuncularımızın soluğu çok farklı yerlerde almasını istemiyoruz, buna izin vermeyeceğiz, engelleyeceğiz.”

Ceviz uzmanı olduğum söylenemez ancak şimdiye kadar fındık gibi parmakların arasında kırılabilen cevizler olduğu gibi kabuğunu taşla zor kırabildiğim “çetin” cevizlere de rastladım. Kabuğu ince cevizin daha makbul olduğu söylenegelmiştir. Cevizle ilgili birkaç atasözü ve deyim anımsamakla birlikte bunların içinde “cevizin içi dolunca kabuğu incelir” deyiminin olmadığını itiraf etmeliyim. Bundan böyle de Akçay’ın sözlerinin veciz hale gelmesi olasıdır; tıpkı yıllar önce Hugo Broos’un “Bazen körlere yol göstermek gerekir” sözü gibi!  

Yerel basındaki Karabükspor maçıyla ilgili kritikleri çok okumadım ama ulusal basında övgülerin yanı sıra “Aman şımarma Yusuf Erdoğan” başlıklarını yazılarına atan kerli ferli futbol yazarlarına rastladım.

Yusuf Erdoğan bir maçta takımın en iyisi olabilir ama bu zaten görevi değil mi? Peki ya  Karabükspor maçının ilk dakikalarında ceza alanı içinde kontrolsüz müdahale sırasında, rakibini kafaya sıçrarken dirseği ile bozmasını hakem iyi süzse ve penaltıyı çalsaydı geri kalan sürede Yusuf Erdoğan’ın ruh halini düşünebiliyor musunuz? Tıpkı Kukesi maçının başında verdiği hatalı pastan yenen golün sıkıntısı gibi bir durum yaşanmayacak mıydı?

Bu nedenle futbolcuları takım oyunundan ayırarak, fazla abartıp kantarın topuzunu önce kaçırıp sonra yakalamaya çalışmanın bir âlemi var mı? Ama ne yaparsınız ki, medyaya her gün bir konu ve bir kahraman, bir “zavallı”, bir “yıldız” ve bir “öğütülen” gerekli! Bir sponsor “maçın adamı”nı, diğer bir sponsor “maçın en iyi hareketi”ni, vs. seçeceğinden, “endüstrileşen futbol”da, bu kaçınılmaz…

Mustafa Reşit Akçay’ın maç sonu değerlendirmelerinin daha yerinde seçilmiş cümlelerden oluşması beklenir. Mesela “Trabzonspor’un genç oyuncu kazanması yönünde geçmişte başarısız olmuştur” diyerek gerçeği itiraf ederken, diğer yandan da “basının bir bölümünün ‘korkak’ oldukları yönünde saldırılar yaptığını” belirtmektedir. Mustafa Reşit Akçay’a bu konuda en büyük eleştirinin, basından önce kendisini göreve getiren Başkan Hacıosmanoğlu’ndan geldiği anımsatılmalı: “Benim mağlup oluruz diye bir endişem yok. Hocanın arkasındayız demeyiz, yanındayız. Biz ona 1461 Trabzon'daki karakterinden dolayı Trabzonspor'da hocalığı hak ettiğini söyledik. Trabzonspor'da da onu ortaya koy... Kendi çocuklarınla oyna 3 yiyeceğine 5 ye. İkinci hafta o çocuklar hırslarını ortaya koyarlar. Mustafa hocanın yüzde yüz başarılı olacağına inanıyorum."

Başkan Hacıosmanoğlu açık açık Mustafa Reşit Akçay’a “korkma; korkup 3 yiyeceğine, gençleri oynat 5 ye” şeklinde öğüt ve taktik veriyor. Akıl kârı mı, orası belirsiz! Çünkü hiçbir teknik adam “3 yemek” varken “5 yiyeceği” bir takımı sahaya sürmek istemez. Bu iş bu kadar basit değil elbette!

İşte size perşembe akşamı Lefkoşa’da Apollon Limassol karşısında sahaya sürülen kadro örneği… Herkes eleştirdiği için yinelemeye gerek yok. Peki üstüne basa basa “korkmadığı”ndan dem vuran bir teknik direktörün bu tavrı hangi ruh halinin ürünüdür ki, “çok önemli bir maça çıkıyoruz” diye taraftarı diken üzerinde oturtup, dalga geçer gibi birkaç mevkide maç eksiği olan oyunculara ilk kez yer vermekte bir beis görmez; bazı oyuncuları da mevkilerinin dışına kaydırarak, böylesine “önemli” maçı “gazozuna bir maç” havasına sokabilir!

Sanırım bazı teknik direktörler üzerine gelindikçe ya olması gerekenin tersini yapmayı iş zannediyor ya da gerçekten korktukları için “deneyimli” oyuncuları seçerek, “işin gereğini” yaptıklarını göstermeye çalışıyor. Bu tip teknik direktörlerin de ne oyun planlamaları oluyor ne de inkâr etmeye çalışsalar da oyuncu planlamaları!

***

Gelelim Yusuf Erdoğan’ın özel durumuna…

Bilindiği gibi 1461 Trabzon’dan alınan oyuncular genelde 3-5 yıllık sözleşmelere imza attı; Yusuf Erdoğan ise 1 yıllık kiralama yolu ile kadroya katıldı. İşin ilginç yanı ise 1461 Trabzon’dan alınan oyuncular içinde de bir tek Yusuf Erdoğan’ın ciddi anlamda 11’de süre alabiliyor olması...

Doğru, yanlış; duyduğumuz kadarıyla, menajeri Yusuf Erdoğan’ın kulağına “daha ciddi transferler”i fısıldadığından uzun vadeli sözleşmeyi imzalamaya yanaşmamış… Bu konuda kulüpten doyurucu bir açıklama yapılmaması ve dahası Başkan Hacıosmanoğlu’nun Karabükspor maçı öncesi basın ile yaptığı toplantıda “Fatih Terim, 10 milyon avroya sol açık aldı. Ondan önce Yusuf'u bizden istedi. Verseydik 10 milyon avroluk adam değil, Yusuf orada olacaktı” şeklinde konuşması, Yusuf Erdoğan’ın niye kiralık olarak kadroya katıldığının bilmem bir göstergesi sayılabilir mi?      

Karabükspor maçında bir şutu direkten dönen Yusuf Erdoğan, bu kez son 13 dakikasında oyuna alındığı Apollon Limassol maçında Adrian’ın şık ara pasını şık bir vuruşla gol yapınca hem takımını hem de teknik direktörünü kurtarmış, hem de primini yükseltmiş oldu. Maç sonunda mikrofonlara “vuruş tekniğimi düzeltmem lazım”derken, size de bu işte bir “bit yeniği” olup olmadığını ya da “şeytanlık” aranıp aranmayacağını düşünmek düşmüş müdür, kestiremiyorum!

Yazıyı bitirirken, yazı içinde kullanılıp, değerlendirilmeyen Mustafa Reşit Akçay’ın Karabükspor maçı sonrası dile getirdiği ”Bir müsabaka sonucu oyuncularımızın soluğu çok farklı yerlerde almasını istemiyoruz, buna izin vermeyeceğiz, engelleyeceğiz”  sözü ile ne demek istediğini, Trabzonspor ile dertlenen herkese “ev ödevi” olarak vermek mi lazım acaba?

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.