• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Trabzon 13 °C

SIFIR NOKTA YETMİŞBEŞ

Ali Rıza Keskinalemdar

Yazıyla sıfır nokta yetmişbeş, rakamlarla ifade edildiğinde de 0.75!

Futbolla ilgilenen herkes anlamıştır.

Trabzonspor’un attığı gol sayısını oynadığı maç sayısına bölerseniz elde edilen sayı budur. Yani Trabzonspor oynadığı maç başına 1 gol bile atabilmiş değil…

Üstelik oynadığı maçlarda da, Beşiktaş ve Fenerbahçe’yi çıkartırsak, karşısında kendi “kalibresinde” bir takım olmadığı halde.

***

Maç öncesi Ligtv kameraları karşısına çıkan Mustafa R. Akçay artık ezberlediğimiz veciz sözü söylüyor: “Bu maçta yine ‘yenemiyorsan, yenilmeyeceksin’ ilkemiz olacaktır”.

Maç kadrosuna göz gezdirdiğinizde, ilk etapta “iştahlı” bir oyun çıkacak gibi düşünüyorsunuz. Orta saha daha çok ofansif gibi duruyor. ‘Nasıl bir oyun kurgusu olur’ diye geçiriyorsunuz içinizden; en mantıklısı 4-1-4-1 gibi geliyor ama maç başladığında otomatik olarak 5-4-1’e dönüldüğünü hatta 6-3-1’in de o oyun karmaşasında kemikleşebildiğine tanık oluyorsunuz. Takım 10 kişi kalmadan iki dakika önce yapılan Henrique - Abdulkadir Özdemir değişikliği sonrası bu sefer 6-4-0’ın da geldiğini görebiliyorsunuz. Mustafa Yumlu’nun kırmızı kartı görmesinden sonra ise 6-3-0 kaçınılmaz oluyor haliyle…

Elbette orta sahası yavaş düşünüp ağır hareket eden, kenarları oyuna katılamayan oyunculardan kurulu bir takımın bulacağı pozisyonlar da arkaya atılan uzun toplardan kaynaklanabilirdi.

Öyle de oldu. Maç boyu bu tarzda atılan toplar sonucu Henrique ve Malouda ile 5 net pozisyon bulundu ama bu net pozisyonlar, kimi topu düzeltme, kimi vuruş kötülüğü kimi de vuruş için ağır kalınması nedeniyle heba oldu.

Bu yazıyı istatistikler elimde olmadan yazıyorum ama Trabzonspor’un şut ve pas anlamında büyük bir zaafiyeti bulunuyor. Trabzonspor’un kaleyi bulan ciddi bir şutu olmadı mesela. Ayrıca oyuncular da çok güçsüz görünüyor. Topa sahip olmaktan çok topun gelip kendilerini bulmasını bekler havadalar. Dönen topların çoğunda ortada görünmüyorlar. Bu nedenle rakip takım dönen topları armut gibi toplamakta güçlük çekmiyor. Bu sadece Sivasspor maçında görülmedi; hemen hemen bütün maçlara yansıyan aynı görüntü söz konusu.

Bereket, Sivasspor hücüm anlamında çok verimli işlere imza atamadı. 10 kişi kalındıktan sonra Onur’un iki kritik kurtarışı olmasa, Mustafa R. Akçay’ın “yenemiyorsan yenilme” taktiğinin de iflası konuşuluyor olabilirdi.

Trabzonspor orta sıralarda bir yer edinmek için gayret eden bir takım olarak görülüyorsa “yenemiyorsan yenilme” şiarını elbette kendine bayrak yapabilir. Bunun için kimse, kimseyi suçlamaz. Ama bu kadro yapısından başka bir şey çıkmayacağını bildiğinden olsa gerek, Mustafa R. Akçay’ın da taraftarları “pışpışlama” için bulabileceği bundan başka bir tekerlemesi, ne yazık ki yok.  

“Ölümü gösterip sıtmaya razı edildiğimiz”, yedekten girenin sahadakini arattığı Sivasspor maçının oyuncu ve teknik kadrosunun oynanan oyundan ve alınan skordan bir ders çıkartması mümkün müdür?

Bana çok zor gibi görünüyor.

Çok gereksiz bir hareket sonucu kırmızı kart gören Mustafa Yumlu’nun, atıldıktan sonra hakeme gidip “daha önce de Sivassporlu biri dirsek attı, onu niye görmedin” şeklindeki itirazları, sorunun başka yerlerde olduğunun da göstergesi aslında.

Birkaç dakika önce Ziya ile yaşadığı pozisyonda ters faul çalan ve yine Ziya’nın ısrarla yaptığı faule rağmen düdüğü geç çalan Fırat Aydınus’un “bir şeyler  yapabileceğini” hissedemeyen Mustafa Yumlu’nun sorumsuz hareketlere devam etmemesi ve sakin olması gerekirdi. Ancak O, el ve kol kullanarak rakibini “mağdur” hale getirdi. İyi futbolcu, bu tip pozisyonlarda uyanık olan ve zekasını kullanandır.

Bir sözüm de maçtan önce “Eylül ayının en iyi futbolcusu” seçilerek ödülünü alan Yusuf Erdoğan ile ilgili. Maçın ilk yarısında ceza alanı içinde rakibine yaptığı kontrolsüz hareketi eğer hakem iyi süzebilseydi, hem takımını hem de kendini yakabilirdi. Birkaç maçta aynı hareketlerini kontrol altına almakta güçlük çeken Yusuf Erdoğan’ı kenar yönetimden bir uyaran çıkacaktır sanırım.

***

Mustafa R. Akçay’ın maç sonu röportajındaki “6 Yabancı hakkını Bamba’dan yana kullandığımız için Janko’nun yerine Emre’yi kadroya dahil ettik” sözüne takıldım doğrusu. Emre Güral’ı 86. dakikada değil, 60. dakikada oyuna almış olsaydı, Mustafa R. Akçay’ın sözlerinin belki tutarlılığı olurdu, yani bir oyun planı olduğu anlaşılırdı. Diğer yandan bu maçta Janko ilk 11’de başlasaydı skor açısından daha olumsuzu zaten mümkün değildi. Yani, bu maçta Henrique olmasaydı da olurdu!

Bunlar kadro yetersizliğinden zorunlu olarak yaftalanan “yenemiyorsan yenilme” felsefesinin Trabzonspor üzerindeki şaşırtmayan sonuçları… Bu sonuçları, takımın, Teknik Direktörü de, tribünlerde kaç maçtır 10 bin barajını geçemeyen taraftarı da, “kupayı alamazsak istifa eder, taraftarlarla yürürüm” diyen Başkanı da inkar etmiyor.

Maç başına 1 gol bile atmayı beceremeyen Trabzonspor’a kala kala maç başına, yazıyla sıfır nokta yetmişbeş, rakamlarla 0.75 gol yeme ve beş haftadır “gol yememe” rekoru kalıyor böbürlenmek için.

 

SIFIR NOKTA YETMİŞBEŞ

Yazıyla sıfır nokta yetmişbeş, rakamlarla ifade edildiğinde de 0.75!

Futbolla ilgilenen herkes anlamıştır.

Trabzonspor’un attığı gol sayısını oynadığı maç sayısına bölerseniz elde edilen sayı budur. Yani Trabzonspor oynadığı maç başına 1 gol bile atabilmiş değil…

Üstelik oynadığı maçlarda da, Beşiktaş ve Fenerbahçe’yi çıkartırsak, karşısında kendi “kalibresinde” bir takım olmadığı halde.

***

Maç öncesi Ligtv kameraları karşısına çıkan Mustafa R. Akçay artık ezberlediğimiz veciz sözü söylüyor: “Bu maçta yine ‘yenemiyorsan, yenilmeyeceksin’ ilkemiz olacaktır”.

Maç kadrosuna göz gezdirdiğinizde, ilk etapta “iştahlı” bir oyun çıkacak gibi düşünüyorsunuz. Orta saha daha çok ofansif gibi duruyor. ‘Nasıl bir oyun kurgusu olur’ diye geçiriyorsunuz içinizden; en mantıklısı 4-1-4-1 gibi geliyor ama maç başladığında otomatik olarak 5-4-1’e dönüldüğünü hatta 6-3-1’in de o oyun karmaşasında kemikleşebildiğine tanık oluyorsunuz. Takım 10 kişi kalmadan iki dakika önce yapılan Henrique - Abdulkadir Özdemir değişikliği sonrası bu sefer 6-4-0’ın da geldiğini görebiliyorsunuz. Mustafa Yumlu’nun kırmızı kartı görmesinden sonra ise 6-3-0 kaçınılmaz oluyor haliyle…

Elbette orta sahası yavaş düşünüp ağır hareket eden, kenarları oyuna katılamayan oyunculardan kurulu bir takımın bulacağı pozisyonlar da arkaya atılan uzun toplardan kaynaklanabilirdi.

Öyle de oldu. Maç boyu bu tarzda atılan toplar sonucu Henrique ve Malouda ile 5 net pozisyon bulundu ama bu net pozisyonlar, kimi topu düzeltme, kimi vuruş kötülüğü kimi de vuruş için ağır kalınması nedeniyle heba oldu.

Bu yazıyı istatistikler elimde olmadan yazıyorum ama Trabzonspor’un şut ve pas anlamında büyük bir zaafiyeti bulunuyor. Trabzonspor’un kaleyi bulan ciddi bir şutu olmadı mesela. Ayrıca oyuncular da çok güçsüz görünüyor. Topa sahip olmaktan çok topun gelip kendilerini bulmasını bekler havadalar. Dönen topların çoğunda ortada görünmüyorlar. Bu nedenle rakip takım dönen topları armut gibi toplamakta güçlük çekmiyor. Bu sadece Sivasspor maçında görülmedi; hemen hemen bütün maçlara yansıyan aynı görüntü söz konusu.

Bereket, Sivasspor hücüm anlamında çok verimli işlere imza atamadı. 10 kişi kalındıktan sonra Onur’un iki kritik kurtarışı olmasa, Mustafa R. Akçay’ın “yenemiyorsan yenilme” taktiğinin de iflası konuşuluyor olabilirdi.

Trabzonspor orta sıralarda bir yer edinmek için gayret eden bir takım olarak görülüyorsa “yenemiyorsan yenilme” şiarını elbette kendine bayrak yapabilir. Bunun için kimse, kimseyi suçlamaz. Ama bu kadro yapısından başka bir şey çıkmayacağını bildiğinden olsa gerek, Mustafa R. Akçay’ın da taraftarları “pışpışlama” için bulabileceği bundan başka bir tekerlemesi, ne yazık ki yok.  

“Ölümü gösterip sıtmaya razı edildiğimiz”, yedekten girenin sahadakini arattığı Sivasspor maçının oyuncu ve teknik kadrosunun oynanan oyundan ve alınan skordan bir ders çıkartması mümkün müdür?

Bana çok zor gibi görünüyor.

Çok gereksiz bir hareket sonucu kırmızı kart gören Mustafa Yumlu’nun, atıldıktan sonra hakeme gidip “daha önce de Sivassporlu biri dirsek attı, onu niye görmedin” şeklindeki itirazları, sorunun başka yerlerde olduğunun da göstergesi aslında.

Birkaç dakika önce Ziya ile yaşadığı pozisyonda ters faul çalan ve yine Ziya’nın ısrarla yaptığı faule rağmen düdüğü geç çalan Fırat Aydınus’un “bir şeyler  yapabileceğini” hissedemeyen Mustafa Yumlu’nun sorumsuz hareketlere devam etmemesi ve sakin olması gerekirdi. Ancak O, el ve kol kullanarak rakibini “mağdur” hale getirdi. İyi futbolcu, bu tip pozisyonlarda uyanık olan ve zekasını kullanandır.

Bir sözüm de maçtan önce “Eylül ayının en iyi futbolcusu” seçilerek ödülünü alan Yusuf Erdoğan ile ilgili. Maçın ilk yarısında ceza alanı içinde rakibine yaptığı kontrolsüz hareketi eğer hakem iyi süzebilseydi, hem takımını hem de kendini yakabilirdi. Birkaç maçta aynı hareketlerini kontrol altına almakta güçlük çeken Yusuf Erdoğan’ı kenar yönetimden bir uyaran çıkacaktır sanırım.

***

Mustafa R. Akçay’ın maç sonu röportajındaki “6 Yabancı hakkını Bamba’dan yana kullandığımız için Janko’nun yerine Emre’yi kadroya dahil ettik” sözüne takıldım doğrusu. Emre Güral’ı 86. dakikada değil, 60. dakikada oyuna almış olsaydı, Mustafa R. Akçay’ın sözlerinin belki tutarlılığı olurdu, yani bir oyun planı olduğu anlaşılırdı. Diğer yandan bu maçta Janko ilk 11’de başlasaydı skor açısından daha olumsuzu zaten mümkün değildi. Yani, bu maçta Henrique olmasaydı da olurdu!

Bunlar kadro yetersizliğinden zorunlu olarak yaftalanan “yenemiyorsan yenilme” felsefesinin Trabzonspor üzerindeki şaşırtmayan sonuçları… Bu sonuçları, takımın, Teknik Direktörü de, tribünlerde kaç maçtır 10 bin barajını geçemeyen taraftarı da, “kupayı alamazsak istifa eder, taraftarlarla yürürüm” diyen Başkanı da inkar etmiyor.

Maç başına 1 gol bile atmayı beceremeyen Trabzonspor’a kala kala maç başına, yazıyla sıfır nokta yetmişbeş, rakamlarla 0.75 gol yeme ve beş haftadır “gol yememe” rekoru kalıyor böbürlenmek için.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.