• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • Trabzon 22 °C

SAVUNMANIN SAVUNULMASI

Ö. Faruk Altuntaş

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, 2013–14 Adli Yılı açılış konuşmasında içinde bulunduğumuz ortamı, “savunmanın savunulması”na ihtiyaç duyulan bir ortam olarak nitelendirdi. Oldukça uzun olan konuşma metninde dikkatimizi çeken hususları, anlamak istediğimiz biçimde sizlerle paylaşmak istedim.

         Uluslararası antlaşmalarda, anayasalarda ve yasalarda yer alan haklar, insanların kullanımına sunulmadığı zaman fazla bir anlam taşımazlar. Avukatın görevi, bu hakları insanların kullanımına sunmaktır. Bunun içinde savunmanın bazı yetkilere ve haklara gereksinimi vardır.

         Tarih boyunca, otoriter ve totaliter dahil bütün devletlerde uyuşmazlıkları çözmek için mahkemeler kurulmuş ve buralara yargılamayı yapmak için görevliler atanmıştır. Ancak sadece demokratik devletlerde yargının kurucu unsuru olarak bağımsız savunma var olmuştur.

                                                       ***

         Demokratik devletlerin hukuk yapılanmasında birbirine eşit üç makama gerek vardır. Bunlar, hakimlerden oluşan “yargılama makamı”; yargılama makamının dışında örgütlenmiş savcılarca yerine getirilen “iddia makamı” ile  yargılama ve iddia makamları ile siyasi iktidarlardan tamamen bağımsız durumda bulunan ve avukatlardan oluşan “savunma makamı”dır.

         Adalet hizmetinin yerine getirilebilmesi için bu üç makamın birbirinden bağımsız olarak varlığı gereklidir.

         Bu üç makamın birbirinden bağımsız olmasının yanı sıra bu makamların her birinin kamu otoritelerinden bağımsız olmaları ve tarafsız olmaları gerekir.

         Yargıçların tarafsız ve bağımsız olmaları ne kadar gerekli ise yasama organı veya idari makamların yerine geçerek yasama organı ya da hükümet gibi davranmaları da kabul edilemez. Devlet içinde ayrı devletler olmaz. Aksi halde hiç kimsenin hukuki güvenliği kalmaz.

                                                      ***

         Adil yargılanma hakkının vazgeçilmez koşulu, güçlü bir “savunma”nın varlığıdır. Savunma makamının diğer iki makam karşısında güçsüz bırakılması, adalet hizmetini aksatır. Suçlu suçsuzdan, doğru yanlıştan ayrılamaz. Varılan sonuç, “gerçek” değil, (zamana ve koşullara göre değişen) egemen güçlerin gerçek olarak göstermek istedikleri bir aldatmaca olur.

         Hâkim ve savcılar, kendilerini, birbirlerine yakın, hatta özde aynı görmekte, avukatları ise kurucu unsur olarak kabul etmeye direnmektedirler. Sözde, savunmanın kutsallığından sürekli dem vurulsa da, savunmanın hala kurucu unsur olarak sayılmadığı anlaşılıyor.

         Bu anlayışın açığa vurulamayan ifadesi olarak, avukatın delil toplama yetkisini kullanmada yaşadığı sıkıntılar, adalet hizmetinin kalitesini aksatmaktadır.

         Bu arada kontrolsüz biçimde açılan hukuk fakültelerinden yeterli eğitimi almadan mezun olmaları ve yine yetersiz kalan avukatlık stajından sonra sınavsız biçimde avukatlığa başlanması, hizmetin kalitesini düşürmektedir. Hukuk fakültelerinin açılması ve müfredatın belirlenmesi konusunda Türkiye Barolar Birliği ile işbirliği yapılması faydalı olacaktır.

                                                      ***

         Son dönemlerde sıkça kullanılan “milli irade” kavramı üzerinde durmak gerekiyor. Milli İrade terimi daha çok, seçimle iş başına gelen iktidarların, “çoğulculuk” yerine “çoğunlukçuluğu” benimsemeleri ve giderek otoriter, baskıcı eğilimler sergilemeye başlamaları ile öne çıkarılmak istenen bir kavram olmuştur.

         Çağımız demokrasilerinin karakteri, “çoğunlukçu” değil, “çoğulcu” olmalarıdır. Değişik ifadeyle, sadece o an için çoğunlukta olan siyasi görüşleri değil, azınlıkta olan görüşleri de kapsar.

         Milli irade kavramı, çoğunluğun azınlığa tahakküm ettiği, siyasi iktidarın her kurumu ele geçirdiği ve yaşamın her alanını düzenlemeye soyunduğu, insanların yaşam biçimlerine müdahale edildiği dönemlerdeki içeriğinden farklı anlaşılmak zorundadır.

         Mili irade kavramı içinde, siyasi iktidara muhalif düşünceler de vardır; çoğunluğun yaşama biçiminden farklı yaşam biçimleri ve kültürleri de vardır. Hükümetlerin parlamentodaki çoğunluklarına dayanarak her istediklerini yapamayacakları, insanlığın ortak değerlerini temsil eden hukukun genel ilkelerine, usulüne göre yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin sözleşmelere ve anayasaya uygun davranılması zorunluluğu vardır. Aksi halde hiç kimse için güvence yoktur. Değişen iktidarlara göre dayatılan değişik tercihler ve kaos vardır.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.