• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • Trabzon 22 °C

MİMOZA MASALI

Mehmet Kuvvet

Gerçekler, aşkın ağrılarını hafifletmeye yetmez. -

Gözleri yaş içinde son kez baktı şehre.  Dolunay vardı. Gözlerini aya çevirdi. Ay eridi, aktı gözlerinden. Ne çok severlerdi ay ışığında, şehrin sessiz ve kimsesiz sokaklarında dolaşmayı. Dalgalar vedasını anlamış gibi vurdu kendini sahile.

 

            “Yine geç kalmış halleriyle, koşar adım gelse, yetişse ‘gitme’ dese.”

 

Cep telefonuna kaçıncıdır bilinmez aynı umutla baktı. Yoktu arayan soran. Olmayacaktı da. “Böyle şeyler ancak filmlerde ya da romanlarda olur.” diye geçirdi aklından. Daldığı anıların uzun koridorlarında soluksuz yürüyordu. Sahil yolundan kumsala indi.  Deniz onu çağırıyordu sanki. Önceleri Dalga sesleri okudukları şiirlere fon müziği olurken şimdi o müzik, bir uğurlamaydı ona. Gözleri denizin lacivert karanlığında boğulmaya başlarken; anılar, tutsak edildikleri hücrelerinden, uzatmış ellerini kurtarılmayı bekliyordu. 

 

             “Hayat, terk edilmiş kasabalarda uçuşan diken topaklarına benzer. İnsan bazen bu dikenlere dokunarak da yaşadığını hisseder.” demişti.“Şimdi bu şehir koca bir diken topağı, içinde dolaştığım sürece acıtacak kanatacak beni. Bu yüzden gitmeliyim. Ama gitmeden önce ay ışığı eşliğinde aşkın acısının bile mutlu ettiği bu gecede onunla gezdiğimiz yollarda son kez yürümeliyim. Belki aşkımı silemeyen zaman onun ayak izlerini de silememiştir. En azından ayak izlerine ayaklarımın denk gelmesinden mutlu olurum. Bir de ona rastlasam. Son kez baksam gözlerine ve kaybolsa bilincim artık hatırlamasam kim olduğumu, nerde olduğumu sürüklendiğim bu çıkmazı. Bitse bütün acılarım.” diye düşündü.

 

            Adımları kafasındaki düşüncelerin hızına yetişmek için acele ediyordu. Sahilde buluşmak için seçtikleri mimozaların olduğu küçük parkın içinden geçti. Mimoza ve daha birçok çiçeğin adını ondan öğrenmişti. Kaldırımı geçip ara sokaklardan birine girdi. Köşeyi dönünce vitrininde testere, matkap olan dükkânı gördü. İçinde meydana gelen büyük depremin yıkıntıları arasında ayakta kalmış birkaç anıya hayat verdi yeniden. Bir akşam dolaşırken dükkânın önünde durup testere üzerine epey kafa yormuşlardı. Testere neler çağrıştırmamıştı ki… “Testere” filminden, korkularından, dünyanın ne vahşet bir yer olduğundan konuşmuşlardı.

 

Bir zamanlar mutlu bir hayat sürdüğü evinin sokağına geldi. Pencerelerinde ışık yoktu. Yatak odasının penceresine bakarak “Kim bilir şimdi kimler uyuyor, sevişiyor ve yarına dair güzel düşler kuruyor o yatak odasında?” diye düşündü. Geçmişi, siyah - beyaz bir filmin karlı görüntüleri gibi gözlerindeki yaşlara karıştı. Boşlukta asılı bir özgürlüktü yüreğindeki yaşanmışlıkların yerine oturan. “Özgürlük bu olmamalı, kaybederek özgürleşmemeli insan.” dedi yüksek sesle.

 

             Onu görmek için beslediği son umut kırıntılarını da arkasında bırakarak arabasına bindi. Cep telefonunu yandaki koltuğa bıraktı. Yolu görmüyordu. Başka bir dünyaya bakıyordu artık. Az önce sokaklarda çılgın gibi dolaşan o değildi sanki. Uzun süre suyun altında kalmış ve birden su yüzüne çıkmış gibi daldığı anılardan çıkıp derin bir nefes aldı.

 Bir an ellerini direksiyondan bıraktı. Yüzü ışıdı, gülümsedi. Onu hurdaya dönmüş arabasından çıkardıklarında, elinde sımsıkı tuttuğu mimoza ve yüzünde derin bir acı vardı.

 

                                                                                                    Cansu Us Yazıcı

                                                                                                 

 

 

 

Kendini toplayıp bölüyor insan;

çıkan hep bir ruh fukaralığı vitrinlerine tutunmuş caddelerin.

“Yakası açılmamış yarınsızlığa ömür denir “ diye bağırıyor mezarlıklar,

küsüp gittiği şehirler sanki “Eyvah” demiş gibi “Hoşça kal şehir “diyor,

birkaç yüzyıl meyhanede sabahlamış bir akşamcı.

Cam giymiş kent dilberlerini dışarıdan sevmek serbest,

bir yanak alanın ise ellerine apartman kuruluyor denize nazır.

Hala kuşluk vaktini kuşların geleceği zaman biliyorsa da ihtiyar balıkçı,

bilgisayarların başında ki çocuklar “Kuşlar nedir “diye soruyor artık...

 

Ali İhsan Konuklu

 

Gülümsetenim!

 

Kalabalık şehrim bir o kadar da sessiz

Senden sonra siyah oldu rengim

Buz gibi bir hava

Üşütüyor sensizlik

Titreyen ellerim

Çaresiz bekleyişim

Yalnızca tutsaklığımın dizeleri

Gülümsetiyor bedenimi

 

H.U.B.

 

YERLİ MALI

 

 Yerli malı yurdumun malıdır,

 Herkes yerli malı kullanmalıdır,

 Köylünün yumurtasını almalıdır,

 Paramız yurdumuzda kalmalıdır.

 

 Renklidir bizim elmalarımız,

 Tatlı tatlıdır karpuzlarımız,

 Çilek, kayısı, kirazlarımız,

 Güzeldir bizim yerli mallarımız.

 

 Fabrikamızda yapılır pabuçlarımız,

 Hızlı gider bizim arabalarımız,

 Ninemin ördüğü kazaklarımız,

 Sağlamdır bizim yerli mallarımız.

 

          Zeynep Duru Ekinci

Avrupa Okulları / Kent State Koleji

        Zeytinburnu-İstanbul

 

 

“Trabzon'da Sanat Sanatta Trabzon"

 

Trabzon Sanatevi dün gerçekleştirdiği panelde Trabzon’da sanatı konuştu.  "Trabzon'da Sanat Sanatta Trabzon" başlıklı panelin konuşmacıları Fotoğraf Sanatçısı-Yazar Mustafa Reşat Sümerkan, Yönetmen-Yazar Tayfun Pirselimoğlu ve Tarihçi-Yazar Veysel Usta’ydı.

Trabzon Sanatevi / Salon Garajda saat: 17.30’da gerçekleştirilen panele kalabalık bir sanatsever topluluğu katıldı.

 

Panel afişi girecek

 

 

 

Hayvanlar Alemi

 

 

 Denizde karada,

 Görülmemiş ormanda

 Yaşar hayvanlarda

 Balık, kurbağa, timsahlarda…

 

 Kiminin beneği,

 Kiminin rengi,

 Değişik türü, cinsi,

 Zihinde canlandır

 Aslan, kaplan,

 Görülmemiş renklere sokalım,

 Kürküne kurdele,

 Kuyruğuna papyon takalım.

 

 Görülmemiş bir diyara uçalım,

 Zürafa, domuzlar karada,

 Balıklar, su aygırları denizde,

 Haydi, hayvanlar âlemine uçalım.

 

      Firuze Nehir Dolaşkan

      Bayraktar Köyü İlkokulu

      İzmit-Kocaeli

 

 

 

Yerli Malı

 

 Yerli malı, yurdun malı,

 Herkes bu malı kullanmalı

 Yurdun yemişlerini tatmalı,

 Yurdumdan mutluk duymalı.

 

 Seviniriz haftayı kutlarken,

 Neşe duyarız yer içerken,

 Üşümeyiz yerli giyerken,

 Paramız birikir yerli kullanırken.

 

     Emir Musa Oruç

     Bayraktar Köyü İlkokulu / İzmit

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.