• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Trabzon 11 °C

Görev tamamlandı...

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Türkiye’deki politik yapılanmanın dış güçler tarafından mobilize edilmekte olduğunu ve çıkar temelinde dizayn edildiğini hepimiz bir şekilde hissederiz. Bu konularda ortaya atılan senaryoların kanıtlanması ya da belgelendirilmesi imkânı her zaman olmadığı gibi, inandırıcılığı da çoğu zaman olmaz. Çoğunlukla zihinsel düzeyde kalan, somut olarak kanıtlanamayan bu türden yer altı faaliyetlerinin olmadığına da inanmak mümkün değildir. Zira günümüzde güç ve para önemli bir mücadele amacıdır. Hele de Türkiye’nin içinde bulunduğu birçok yönden stratejik bir bölgede batının çıkar peşinde koşmasından daha doğal bir şey olamaz.

Batı; ülkemizde kendi çıkarlarına uygun bir politik yapılanmanın her zaman peşinde olmuştur. Kendi ülke çıkarlarının ne olduğunu tam olarak netleştirmemiş bir ülkedeki politik gruplar da; her zaman basit çıkarlar için batı ile işbirliğinde olmayı tercih etmek zorunda kalmıştır. Şüphesiz ki bu karşılıklı işbirliğini besleyen en önemli unsur halkın geri bırakılmışlığıdır. Gerçek yaşam standardının çok altında yaşadığından habersiz olan, kazanılmış olması gereken temel haklarındaki eksikliğin maneviyat ile kapatıldığından haberdar dahi olmayan toplum kesimleri, her zaman batının çıkarları için en elverişli ortamı oluşturmuştur. Bu sadece Türkiye’de değil bütün dünyada da böyle olmuştur.

Türkiye’deki Batı yönetimindeki son politik dizayn çabası, son yerel seçimler öncesi açık bir şekilde yaşanmıştır. Esasında bu dizayn çalışması birkaç yıl öncesine dayanmakta olup, halen Güneydoğu bölgemizde ve Ortadoğu’da yaşanmakta olan gelişmelerin Batı destekli önemli bir mühendislik çalışması ile yürütülmekte olduğu birçok kesimin malumudur. Bu amaçla özellikle ABD’nin ve AB, İsrail gibi diğer geri plandaki işbirlikçilerinin Türk siyasetinde oluşturmaya çalıştıkları yeni konsept çalışması, yerel seçimlerde az bir hata ile hedefine ulaşmıştır. Diğer bir deyişle “Görev Tamamlanmıştır”.

Bu konuda yerel seçimler öncesi kaleme almış olduğum ve 26 Aralık 2013 tarihli Kuzey Ekspres’te yer alan “Ricciardone Modeli” adlı yazımda, ABD’nin ülkemizdeki son yerel seçimlere dâhil olma sürecini kendimce dile getirmiştim. O yazıda dile getirilmiş olan “…önümüzdeki yerel seçimlerde oy oranı düşmesine rağmen, yine gücünü koruyan ve çok daha fazla yerde yerel yönetimleri kazanmış olan bir AKP ile oy oranı biraz yükselmiş olan ancak büyükşehirlerin tamamı dâhil seçimleri kaybetmiş olan bir toplam muhalefetin hazırlığı yapılmaktadır. Bu hazırlığı bugünden gördüğü halde buna direnecek gücü maalesef kalmamış olanların, seçimden sonraki halini tahmin etmek zor değildir herhalde…” öngörüsünün bugün büyük ölçüde gerçekleştiği görülmektedir. Aynı yazıda devamla; “…Önümüzdeki yerel seçime ait model “zayıflamış AKP, başarısız kalmış muhalefet” olup, buna Ricciardone modeli demek en doğrusudur…” tanımı ile de yürütülmekte olan yerel seçim politikasında ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone’nin rolü vurgulanmıştı.

Bu zat-ı muhteremin görev süresi Ağustos ayında dolacak ve sevgili ülkesine geri dönerek NewYork’ta bir think-tank işinde politika üretmeye devam edecektir. Doğrusu bu ya; Türkiye’deki politik yapılanma hakkında engin bir birikim, bilgi, deneyim sahibi olduğu açık bir gerçektir. Bu birikimini uluslararası şirketlerin hizmetine sunarak Türkiye’deki ve Ortadoğu’daki yatırım politikalarına danışmanlık hizmeti vermesinden doğal bir şey olamaz.

Türkiye’deki yerel seçim süreci Ricciardone’nin planladığı gibi sonuçlanarak, zayıflamış bir AKP (kısmen) başarısız kalmış muhalefet (fazlasıyla) dönemi başlamıştır. Ricciardone’nin yönetiminde yürüyen süreçte hem muhalefet hem de AKP kanadından önemli destekçiler ve ortaklar rol almış ve üzerlerine düşeni ziyadesiyle yapmışlardır. Bu destekçiler arasında Batıda yetiştirilmiş melek yüzlü engelliler, monşerler, TR705 kodlu ajanlar ve halka yakın diye yutturulan cahiller yer almıştır. Sözün kısası; Ricciardone modelinde yer alan destekçilerin ortak özelliği, Türkiye’nin AKP’den bir an önce kurtulması hevesinde olan ancak çok daha tehlikeli bir düşmanla işbirliği yaptığını kavrayamayan düşük profilli politikacılar olmalarıdır.

Önümüzdeki yeni süreçte Apo’nun Kenya’da paketlenip Türkiye’ye getirilmesine benzer bir durumun yaşanması olasılığı yüksektir. Aradaki fark, bu yeni durumun yönetilebilir olup olmadığıdır. Demem odur ki; Hoca Efendinin ömrü vefa ederse gelecekteki durumunu görmek için Apo’nun bugünkü durumuna bakılmalıdır. Ancak tam benzer olmayan toplumsal destek kesimleri, farklı sistematikler söz konusudur. Henüz Hoca Efendi’ye ait siyasi bir kanat oluşmuş değildir. İşte bu noktada ABD açısından bütün görev, Ankara’ya Ağustostan sonra atanacak olan yeni büyükelçisine düşmektedir. Eminim ki; Hoca Efendili ya da Hoca Efendisiz şu anda Türkiye için yaşanacak olan yeni sürece ait politik yapılanma çalışması ve sürecin yönetimi üzerine ciddi bir çalışma bir yerlerde detaylı olarak yapılmaktadır. Yine de siz, siz olun bu türden senaryoları ciddiye almayın. Sadece bilin ama konuşmayın.

Bu arada vurgulamakta yarar vardır: Dünyanın her yöresinde görev yapmakta olan ABD resmi görevlileri, bulundukları ülkede neden hiç kimse ile mahkemelik olmazlar? Kendileri hakkında dile getirilen düşünceleri, eleştirileri ya da hakaretleri neden ciddiye almazlar? Cevap: İşi yargıya taşıyacak kadar aptal olmadıkları için…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.