• BIST 105.400
  • Altın 147,246
  • Dolar 3,4963
  • Euro 4,1886
  • Trabzon 25 °C

Emperyalizmin son nefesi

Gürsel ÖZGÜR

Kuzey Ekspres gazetesindeki üçüncü yazım, profesyonel köşe yazarı değilim, 36 yıllık(askeri okullar dâhil) askerlikten sonra amatörce yazmaya çalışıyorum. Fakat bilesiniz ki çalışarak, araştırarak, korkmadan ve ince eleyip sık dokuyarak yazıyorum. Yazdığım zamana bağlı olarak önemli güncel bir olayı ana konu seçiyorum, ayrıca sorunları değerlendirmeyi de önemsiyorum. Bu ay da çok önemli bir olay olan İzmir’imizin kurtuluşunu değerlendireceğim. 9 Eylül emperyalizmin ülkemizde son nefesini veriş tarihidir. Hasan Tahsin’in ilk kurşunu ile başlayan onurlu ve asil karşı duruşu Yüzbaşı Şerafettin’in Vilayet Konağı’na Al bayrağı çekmesi ile taçlandırılmıştır. 5 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkıp, Anadolu’nun yarısını istila ederek, burada Yunan Asya İmparatorluğu’nu kurmak rüyasıyla üç seneyi aşkın bir süre içinde anayurdumuza saldıran emperyalist azgın düşman orduları, nihayet 18 Eylül 1922 gününde tek bir er kalmamak üzere vatanımızın bu bölgesinden tamamen temizlenmiş oldu. Özellikle yakın tarihimizi ilgilendiren olaylar arasında boyut olarak Çanakkale Zaferi kadar büyük olmasa da etkilediği iç ve dış etmenler açısından önemi çok büyüktür. Ne mutlu Hasan Tahsin gibi onurlu vatansever kalemlere; bugünkü satılmış ve yalaka kalemleri görünce onun değerini daha çok anlıyoruz, rahmet ve şükranla anıyorum.

Hepimizin bildiği üzere 9 Eylül zaferi denildiği zaman akla gelen ilk söz büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ordular, ilk hedef Akdeniz’dir, İleri!” emridir. (1934 yılına kadar Ege Denizi terimi kullanılmamaktaydı). Bu emri yerine getiren, bunu sadece ve sadece halkın desteği ve gücü ile başaran Türk Silahlı Kuvvetleri sadece İzmir’i düşman işgalinden kurtarmamış, 9 Eylül tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri halkıyla sırt sırta vererek bütün Türkiye’yi tam bağımsızlığa götürmek için en büyük adımı atmıştır. Zira bu büyük zaferden sonra İtilaf Devletleri tarafında tamamen bir çözülme yaşanmış ve 1 sene gibi kısa bir sürede her ne kadar günümüzde bazıları tarafından temellerine saldırılsa ve sarsılmaya çalışılsa da tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ilan edilmiştir.

Günümüzde 9 Eylül tarihi İzmir’de büyük bir coşkuyla kutlanmaktadır. Bu kutlamaların yasallığı için yapılan tartışmalar ne kadar vahim dahi olsa da, İzmir halkı 9 Eylül’ü içselleştirmiştir ve bu kutlamaların önünde durabilecek genelge, kanun yoktur, olmamalıdır da. Bir halkın kurtuluşunu kutlamaktan daha doğal bir hakkı düşünülemez, bunun önüne geçmeye çalışmak en hafif tabirle aymazlıktır.

9 Eylül’den 5 gün sonra İzmirli yurttaşlar Mustafa Kemal Atatürk’e hemşerilik teklif etmiştir, bunun üzerine Atatürk yazdığı mektupta “Ülkemizin Akdeniz'e karşı ışığı olan, düşman işgalinden kurtulması için bütün ülkeyi seve seve yıllarca sıkıntılara sürüklemiş bulunan İzmir'imizin hemşerileri arasında sayılmak bana sonsuz bir sevinç ve övünç olmuştur” şeklinde ifade etmiştir. Sadece bu mektup bile 9 Eylül tarihinin hiçbir zaman sadece İzmir’in kurtuluşu olarak görülmemesi gerektiğini göstermektedir. Atatürk’ün 9 Eylül tarihine ne kadar önem verdiğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluş tarihi olarak bu tarihi seçmesine bakarak anlayabiliriz.

Gençliğe Hitabe’de ifade edildiği üzere gaflet, delalet ve hatta hıyanet içinde bulunan  “iktidar sahipleri” 9 Eylül tarihinin millet için ne kadar önem arz ettiğini anlayamayanlardır. Buna rağmen yurttaşlar 9 Eylül günü güzel İzmir’in sokaklarını boş bırakmayacaktır. 9 Eylül demek İzmir’in kurtuluşu, Türkiye’nin bağımsızlığı demektir.

*

Sonra. Sonra, 9 Eylülde İzmir’e girdik ve Kayserili bir nefer

yanan şehrin kızıltısı içinde gelip öfkeden, sevinçten,

Ümitten ağlıya ağlıya,

Güneyden Kuzeye,

Doğudan Batıya,

Türk halkıyla beraber seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i.  (Nazım Hikmet)

 

***

 

CHP’nin 18. Olağanüstü Kurultayı çağdaş bir şekilde yapıldı. Önümüzdeki süreç seçime hazırlık için çok iyi değerlendirilmelidir. Artık çalışmalı ve iş üretilmelidir. Ortak amaç için çaba sarf edilmeli, kariyer sahibi olmak düşüncesinden ziyade faydalı olma adına nefer gibi çalışılmalıdır. Artık, sürekli kendi partisini tenkit eden ve katılımcıları dışlayan anlayış terk edilmeli ve parti disiplinine uyarak herkes kucaklanmalıdır. Yılmaz Özdil’in ‘’laz milliyetçisi’’ diye eleştirdiği Mehmet Bekaroğlu gibi siyasetçiler de dışlanılmamalı, aksine sahiplenilmelidir. Bekaroğlu CHP’nin programını özgür iradesi ile kabul ederek katılmıştır, yani ilkeleri benimseyeceği sözünde bulunmuştur, ‘’sen sağcıydın seni kabul etmiyoruz’’ anlayışı çık sığ bir düşüncedir ve sağa açılmak gibi algılanmamalıdır. Dışlayan değil kucaklayan ve kimlik siyasetlerine karşı çıkan bir anlayışla çalışarak ‘’Güçlü CHP-Güçlü Demokrasi-Güçlü Türkiye’’ sloganı ve hedefi ile ortak akıl oluşturarak iyi niyetle iktidara koşulmalıdır. Kılıçdaroğlu’nun 740, İnce’nin 415 oy almasının mesajı bence Genel Başkan ve ekibine ciddi uyarıdır ve dikkate alınmalı ve de önlem alınmalıdır. Partililerin uyarıları önemsenmezse daha sancılı günler yakındır. Demokrasi mutlaka partide hâkim olmalı ancak disiplinsizlik başıboşluk gibi algılarda yaratılmamalıdır. Nitekim Kılıçdaroğlu’nun ’’elitist olanlar rakı sofralarında Türkiye’yi kurtarırlar’’ sözünün hemen sonrasında bir Vekilin ‘’Rakı masaları iyidir. Bu akşam kurultaya içeceğim…’’ diye cevap vermesinin demokrasi ile ilgisi yoktur, oy kaybına mal olsa bile gereğini yapmak gerekir. Çok seslilik disiplinsizlikle anlamlandırılmamalıdır. Sağlıcakla kalın, saygılarımla.                                                                                          

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.