• BIST 97.533
  • Altın 146,268
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Trabzon 18 °C

İSTİFA, İSTİFRA, MAKAM, “HİÇLİK” VE TIMARHANE

Ali Rıza Keskinalemdar

“Bu ülke bir tımarhaneye dönmüş”…

Benim görüşüm değil; haber sitelerinde “sörf” yaparken karşılaştığım bir yorum… Elbette ülkedeki siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmelerin geldiği noktada insanların bir kısmı nereye dönse çaresizliği yaşadığı için “cinnet” aşamasında  böylesi sonuçlara çok kolay ulaşılıyor.

Otoriter ve totaliter yönetim altındaki ülkelerde her yer hapishane her yer tımarhane haline gelebiliyor. O zaman ne içerisi fark ediyor ne dışarısı!

Adamın biri akıl hastanesi çevresinden geçiyormuş; hastaların birinin tel örgüye yakın yerden dışarı baktığını görünce yanaşıp seslenmiş:

-Deli, deli, baksana siz içeride kaç kişisiniz?

Hasta biraz düşünmüş sonra adama dönmüş:

-Bizim içeride kaç kişi olduğumuz çok önemli değil, asıl siz dışarıda kaç kişisiniz?

Sahi, bu ülkede içeride mi dışarıda mı yaşadığını tam olarak bilen kaç kişiyiz?

 

İSTİFA VE İSTİFRAĞ

“İstifa tek taraflı bir kurumdur” diye çok sık yinelenen bir laf vardır. Ülkemizde şeref, onur, haysiyet, erdem, vs. gibi kavramlar pek prim yapmadığından, bir kamu görevinden kendiliğinden istifa eden birine pek rastlanmaz. Birkaç ay önce sahibi olduğu kurumda grevdeki işçilere yapılanlar karşısında “Kurumuna daha çok zarar vermemek” için TÜSİAD Başkanlığından istifa eden Muharrem Yılmaz’ı, bilmem hangi sınıfta değerlendiririz?

Biliyorsunuz; 17-25 Aralık rezaletinde bile adlarında “rüşvet ve yolsuzluk iddiaları” ortaya saçılan 4 bakan istifa etmemiş; 7 gün beklenilmiş ve ikinci dalga ile birlikte kamuoyunun baskıları karşısında başbakanları tarafından “istifa ettirilmiş”diler… Sonradan bir bakan çıkıp “yok ben istifa ettim, başbakan da istifa etmeli” gibi “babayiğit” laflar etse de, sonuç değişmemişti!

Geçenlerde “şaşırtan” bir istifa olayı yaşandı: Şarkıları ve muhalif söylemleriyle tanıdığımız Volkan Konak, hem “Trabzonspor Divan Kurulu Onur Üyeliği”nden hem de “Trabzonspor Kongre Üyeliği”nden istifa ettiğini açıkladı.

İstifanın içini ise şu şekilde doldurdu:

“Trabzon Kamuoyuna; Mevcut Trabzon Belediye Başkanı’nın kendi siyasi geleceği adına Trabzonspor'umuzu siyasete malzeme yapışını büyük bir düş kırıklığı içinde öğrenmiş bulunmaktayım.

Bizim için Trabzonspor bayrağı ülkemizin asil ve öpülesi Türk bayrağından sonra 2. sırada gelen kutsal bir bayraktır. Bir Trabzonlu ve Trabzonsporlu taraftar, kongre üyesi bir delege olarak; gürül gürül, kutsal ana sütümüz gibi olan Trabzonspor’umuzun adeta canlı canlı etlerinin parçalanmasına artık dayanamıyorum.

Bize su, bize cesaret, bize umut, bize kuvvet, bize kimlik, bize yaşama sevinci olan Trabzonspor’umuzun bir başka camiaya ait kişiye, hem de UEFA’da Trabzonspor’a karşı bir nefer gibi çalışmış şaibeli bir siyasetçiye malzeme olmasını asla kabul etmiyor ve kendi adıma 'Artık yeter' diyorum. Trabzonspor bütün siyasi partilerin üstünde bir camia ve tarihinde çok değerli spor ve futbol insanlarını barındırmış büyük bir kulüptür.

Dolayısıyla Trabzonspor’un emeğinin üzerine basmış, başka bir camiaya ait olan kişinin adının tesislere verilmesini asla kabul etmeyeceğimi belirterek, karanlığa bir ışık yakarcasına kendimi feda ederek, gereğini yapıyorum. Bu tarihten itibaren yıllardır bir parçası olmaktan gurur duyduğum, tribünlerinde ağladığım, sevindiğim, dünyaya kafa tutmayı öğrendiğim Trabzonspor’umun hem Onur hem de kulüp üyeliğinden istifa ettiğimi üzülerek bildiriyorum. Ayrıca camiamızın saygın bireylerine güneşli günler dileyerek, saygılarımı sunarken, geri kalan bencil ve menfaatçi insanlara da 'Yiyin efendiler yiyin, aksırana kadar, tıksırana kadar yiyin' diyorum.”

İstifanın haber sitelerine ve sosyal medyaya düşmesinden sonra belki de alkışlayanlardan çok nefret ve küfür içeren yorumlar okunmaya başladı. Ne “Ermeniliği” kaldı ne “Rum dölü ve Maçka’nın yüz karası olduğu” ne de “adi Fenerbahçeliliği”!

Hiç kuşku yok ki Konak’ın “istifa gerekçeleri”, “Trabzonspor’un 2010-2011 sezonu Süper Lig Şampiyonluğu kupasını elinde tutan” eski başbakan ve yeni cumhurbaşkanına karşı başlı başına bir manifesto niteliğindedir.

Mutlaka “istifa”nın beğeneni olduğu kadar beğenmeyeni de ortaya çıkacaktır; hatta “Niye mücadele etmeyip, istifa etti”den başlayarak “Şimdi Fenerbahçe üyeliği zamanı”na kadar eleştiri oklarının bir bölümü “Kaçacaktı, fırsatını bulunca kaçırmadı”da, kaderin bir cilvesi olarak birleşecekti!

Bu “istifa” karşısında istifrağlarını esirgemeyenler, bazı değerlere saldırırken esasında kendilerini yok ettiklerini acaba ne zaman anlayacaklar?

Ayrıca, Volkan Konak’ın bundan sonraki rotasını izler ve görür, yukarıda söylediklerinin samimi olup olmadığını da ölçer, gerektiğinde eleştirir, eğer şimdilerde “siyah uçta” yer alanlar haklıysa, onların da hakkını teslim ederiz.

 

MAKAM VE “HİÇLİK”

“17-25 Aralık Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu” sırasında görevde bulunan binlerce polis şefi ve polis fişlenip “ayakları kaydırılmış”ken aynı dönemde vilayet ve emniyetteki idareciler de  olaylara karşı gösterdikleri tutum ve yararlılık değerlendirilerek “ödüllendirilmiş ya da cezalandırılmış”tı.

Bu şahsiyetlerden biri de eski İstanbul Valisi’ydi. İstanbul, valisiyle önce “Güler”ken sonra “Mutlu” oluvermişti… Bu “mutluluk”, “Gezi Parkı Olayları” polis tarafından “force” edilip “kahramanlık”  mertebesine ulaştığında birden yerini “şirinliğe” bırakmıştı. Hatta bu “şirinlik”, “Gezi olayları” sırasında “makama” çağırdığı gençlerin, toplantı çıkışı birden “penguenleşmesi” ile sonuçlanmıştı!

İşte o eski İstanbul Valisi’nin, kimilerince gereksiz bulunan bu “şirinliği” önünde sonunda değerlendirmeye dahil ediliyor ve gerekli “ödül” verilerek “merkeze” alınıyordu! Halk arasında “merkez” dendi mi ne anlam çıkartıldığını, sanırım bilmeyen yoktur!

İşte bizi hep “mutlu” eden Valimiz giderken yine “çok şeker” sözler söylemiş ve “Geldiğimiz gibi ayrılıyoruz. Geldiğimizde nasıl şükrederek hamd ederek geldiysek bugün de öyle ayrılıyoruz. Geldiğimiz yer ile gittiğimiz yer arasında hiçbir fark yoktur. Hiçlik önemlidir. İnsanoğlu bu dünyada hiçtir. Bütün makamlar gelici ve geçicidir. Makamların hepsi Rabbimizin takdiriyle verilir ve alınır. O’nun rızası dışında yaprak kımıldamaz. Bu manada imanımız ve tevekkülümüz tamdır. Dolayısıyla geldiğimiz yere döneceğiz. İstanbul’a veda etmiyoruz. İstanbul’da yaşayacağız. Elhamdülillah. Makamlar gelip geçici bu görevleri her şeyden öte bilgimiz, tecrübemiz ile yapmaya gayret ettik. Ayrılırken de geldiğim günkü kadar rahat ve müsterihim.”

Makamlar elbette gelip geçicidir. Önemli olan o makamı nasıl doldurduğunuzdur; gelecekte nasıl anılacağınızdır! Hesabın kesilmesiyle birlikte “hiç” olduğunuzu ve “yaprağı bile O’nun kımıldattığını” düşündüğünüze göre, siz “şükür namazları”nızı kılmaya devam edin; ölen çocukların,  gençlerin, sıkılan gazların, atılan gaz fişeklerinin, bunca yalanın dolanın hesabını da “Rabbimiz” versin, öyle mi?

“Sizi bu durumlara düşürenlere” sitem havasında sözde “giydirebilirsiniz”… Rabbiniz”e havale eder havalara da “girebilirsiniz”… Hatta “makamları takdir edenin de Rabbinizden başkası olmadığı”, dolayısıyla “biriniz”in de “hiç” olduğu iddiasında “bulunabilirsiniz”… Ama yok öyle yağma! Hepiniz oradaydınız, hepiniz “biriniz” içindiniz, “makamları” “biriniz” için almıştınız; “hiç” değildiniz! O zaman “hepiniz biriniz içindi”diniz de, şimdi “ödülü” alınca, “hiç” mi oluverdiniz?

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.