• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Trabzon 14 °C

İNSANCA YAŞAM

Gürsel ÖZGÜR

İnsanca ve onurlu yaşam her bireyin hakkıdır, kimse tarafından bahşedilen lütuf değildir. İnsanca yaşamın kol kola olduğu bazı kavramlarla konuyu derinleştirmek istiyorum. Şu başlıklar altında irdeleyebiliriz:

1.Tarihsel gelişmede insan yaşamı

2.Devlet

3.Hürriyet(bağımsızlık)

4.Demokrasi

5.Adalet

1.Tarihsel gelişmede insan yaşamı: İnsanlık tarihi araştırıldığında, ekonomik, siyasal, kültürel, sosyal, teknolojik, bilişim alanlarında hızlı ve çok geniş içerikli değişim ve gelişmeler olduğu açıkça görülmektedir. İnsan yaşam koşullarında; beslenme(gıda temini-iaşe/ikmal),barınma(ibate),korunma ve üreme çalışmaları ilk yeri tutmuştur. Nüfus ve inançların çoğalması ile de yönetimin önemi daha da artmıştır. İşte bu faaliyetlerin karşılanmasında görev yapacak ekipte devlet olmuştur.

2.Devlet: Devlet, oluşagelen kültür varlığı ve birliği olan, kurumlaşmış bir ekip tarafından yönetilen, sınırları olan ve belli bir toprakta yaşayan siyasal topluluktur. Devlet ilk zamanlarda yalnız yönetim ve güvenlikle uğraşırken, sonraları eğitim, sağlık, ulaştırma ve ortak ilişkiler de temel görev alanına girmiştir. Böyle geniş bir görev tanımı olan devlette yöneticinin, değerlendirme, takdir ve karar yeteneği olmazsa yöneticiliği hakkıyla yapamaz. Yönetici, günümüzde ekip halinde çalışarak, beyin fırtınasından faydalanır ve ortak akıl çerçevesinde kendini geliştirir ve ekip ruhu ile çalışma verimini artırır. İyi Yönetici, hoşgörülü, alçak gönüllü, samimi ancak taviz ve istismara yer vermeyendir.

3.Hürriyet(bağımsızlık): Ulusun onur ve haysiyetle yaşayabilmesi için devletin bağımsız, egemenliğin ise ulusa ait olması gereklidir. Peki, emperyalist güçlerin acımasızca sömürü düzenini sürdürdüğü günümüzde bu mümkün müdür? Sovyetler Birliğinin dağılması ile dünya imparatorluğunu ilan ederek İngiltere’nin küresel güç olarak yerini alan ABD; Başkan Carter tarafından 1977 yılında geliştirilen ‘’Yeşil Kuşak’’ Projesi sözde İslam’ın, komünizmin yayılmasını ve SSCB’nin Basra Körfezi’nde edineceği Müttefiklerle bölgeye sızmasını önleyebileceği şeklinde değerlendiriyordu. Bu düşünce ile Afganistan 1979’da işgal edilmiş ve insanın doğal hürriyet hakkını elinden almıştır. Bu gün ise senaryo yine aynıdır, yayılmacılık ve enerji kaynaklarına hâkim olmak. Bu sefer projenin adı Büyük Ortadoğu Projesi(BOP) ve ‘’Ilımlı İslam’ ’modelidir. Küresel Güçler için diğer insanlar kendi türünden değildir. Sömürülen insanların yapacağı işler mutlaka vardır, bu da özgürlüklerine sahip olma adına örgütlenmeleridir. Mutlaka böyle bir düzen kurulacaktır. Atatürk’e göre bağımsızlık, biçimsel ve sözde bir bağımsızlık değil, her alanda; siyasi, mali, ekonomik, adli, askeri, kültürel vb. her alanda tam bağımsızlık demektir. Bunlardan herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, millet ve memleketin gerçek manası ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Peki, günümüze dönersek,1970’li yıllarda haykırdığımız ‘’Ne ABD ne Rusya, tam bağımsız Türkiye ’’sloganımız ne kadar gerçekleşmiştir. Kendi uçağımızı, arabamızı 1940’larda yapabilecekken ve ‘’Köy Enstitüleri’’ gibi asrın projesini sömürgecilerin telkin ve teşviki ile iptal ederken ve Afet İnan’ın ‘’İdeal Köy Projesi’’ni rafa kaldırırken mi acaba bu idealizmden uzaklaştık?

4.Demokrasi: Demokrasi, devlet içinde en üstün buyurma kudreti olan egemenliğin ulusa ait olduğunu ifade eder. Kişi ve zümre egemenliği ile yani monarşik, oligarşik veya teokratik(dini) yönetim biçimleri ile bağdaşmaz. Milli egemenlik düşüncesinin sonucu olarak laik hukuk düzenine geçişte; bir yandan teokratik hukuk düzenine ait ‘’Ümmet’’ fikri yerini ‘’Ulus’’ fikrine bırakırken, öte yandan ‘’kul/tebaa’’ fikri yerini ‘’insan/vatandaş’’ fikrine bırakmıştır. Bu gün çokça kullanılan ‘’İnsan Hakları’’ düşüncesinin temelleri de bu düşüncelerle atılmıştır. Artık günümüz dünyasında insanca yaşamanın ancak laik-demokratik bir hukuk üzerinden olacağı aşikârdır.

5. Adalet: Adalet toplum faaliyetlerini düzenli ve dengeli bir yapıda görevlerin karşılıklı yerine getirilmesi, hak ve doğruluğa saygıyı hedef alır. Adaleti sağlayacaklar adeta kuyumcu terazisinde tartmalıdır. Son yıllarda ise bırakın teraziyi, adalet onarılması uzun süren yaralar almıştır, hukuk katledilmiştir. Ilımlı İslam politikası gereği ve küresel güçlerin desteği ile Türk Ordusu tasfiye edilmiş, adalet dizayn edilmiş, Atatürkçü düşünce sistemi değersizleştirilmeye çalışılmıştır. Yani adaletin herkese gerekli olduğu gerçeği unutulmuş ve onarılmaz hasarlar oluşmuştur. Önümüzdeki HSYK seçimlerinden sonra hâkim ve savcılara zam yapılması konusu ise adaletin ne kadar değersizleştirildiği ve siyasallaştırıldığına önemli bir örnektir ve çok çirkindir. Adaletin temsilcileri bu siyasal rüşveti redderek erdemli davranmalıdırlar.

İnsanca yaşamanın iç içe olduğu konuları kısaca irdeledik. Aslında bütün bunları değerlendirebilmenin yolu da iyi eğitimden geçiyor. Ancak her yıl değişen eğitim sistemi, her sınav sonrası ortaya çıkan skandallar, yandaşlara soruların verilmesi gibi dramatik gelişmelerin olduğu ülkemizde eğitim düzeyinin yükselmesi olasımıdır? ’’ M.K.Atatürk’ün ‘’ Eğitimdir ki, bir milleti ya hür, şanlı yaşatır, ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder’’ sözü aslında her şeyi anlatmaktadır.         Bugün kendi ülkesinde insanca yaşayan emperyalist güçler başka ulusların insanca yaşam hakkına saygı duymamakta ve istihbarat örgütleri vasıtası ve yerel işbirlikçi hainlerle kol kola diğer ülkelerde karışıklık çıkarmaktadır. Bunları görmeli, anlamalı ve izin vermemeliyiz.

***

Eylül ayında iki önemli güne vurgu yapmak istiyorum. Birisi 19 Eylül gaziler günü; Sakarya Meydan Muharebesinden sonra Mustafa Kemal’e TBMM’ce Mareşal rütbesi ve Gazi unvanı verilmiş 2002 yılında çıkartılan yasa ile de ‘’Gaziler günü’ ’olarak kutlanmaktadır. Kore Gazisi ‘’Sefer Özgür’ün oğlu olarak tüm Gazilerimizin gününü minnet ve şükran duygularımla kutluyorum. Sizler bu ülkenin asli unsurları ve asil insanlarısınız; bir gün değil her gün sizlere minnettarız.

Diğer önemli bir gün de 26 Eylül’dür. Atatürk’ün kültür alanında yaptığı düzenlemelerden biri de ‘’dil’’ alanındaydı.26 Eylül 1932’de Türk Dil Kurultayınca alınan kararla’ ’Dil Bayramı’’ olarak kutlanmaya başlandı. Atatürk’ ’Güneş Dil Teorisi’ ’ne göre Türkçenin en eski ve en yüksek kültür olduğu iddiasında bulunuyordu. Halkevlerinin de yardımı ile Türkiye’de konuşulan dil tek tek araştırılarak Türkçe sözcükler belirlendi ve sonucunda Türkçe Sözlük oluşturuldu. Kuşkusuz milli duygunun geliştirilebilmesi için dilin niteliğini korumak ve geliştirmek çok önemlidir. Çoğu zaman farkında olmadan Türkçemizi çirkinleştiriyor ve yabancı kelimelerle kirletiyoruz. ‘’Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşırlar’ ’sözü kısaca dilin önemini belirtmiyor mu? ‘’Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır.’’ demiş Atatürk. Katılmamak mümkün mü?                                              

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.