• BIST 97.533
  • Altın 145,761
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Trabzon 16 °C

YAPABİLİRİZ YA DA PODEMOS

Ali Rıza Keskinalemdar

“Cambaza baktırıyorlardı” esasında… “Aksaray” ya da cuk oturan deyimiyle “Kaçak Saray”a ayran budalaları gibi baktırılırken… Aklımızla dalga geçiyorlardı; kibirin iğvasıyla 450 milyon USD’lik, 1000 odalı hilkat garibesi bu sözde “gösterişli” binayı gözümüze sokmaya çalışırlarken… 

Daha “Yeni Cumhuriyetlerinin 1. yılını” şatafatlı resepsiyonla kutlayamadan, toplu açılış  kurdalesini bile kesemeden damı akıttığı için karikatürize olan yeni saltanat binalarını…

Oysa insanlar ölüyordu… İnşaatlarda asansörlerde… Soma’da… Ermenek’de… Isparta’da… Yıllardır kayıp çocuklarını arıyordu “cumartesi anneleri” Galatasaray’da toplanıp her cumartesi… 500 hafta olmuştu… Dile kolay! 

Siz hiç bu annelerin yerinde düşündünüz mü kendinizi? Akıbeti belli olmayan kayıplarda ki muhtemelen ölümle son bulan ama bir türlü iz bıraktırılmayan bu “gidişler”in aileler üzerindeki tahribatını hiç aklınıza getirdiniz mi?

10 yıldır seslerini duyurmaya çalışıyorlar ama destekçileri arttığı dönemlerde zaman zaman devletin güvenlik güçlerinin “okşama” şefkati dışında hiçbir sonuç elde edebilmiş değiller.

İnsanlar ölüyor… Maden işçileri… Elma işçileri… İnşaat işçileri…

Sadece bir sayı olarak tarihe geçiyorlar… Ve binlerce ton suyun kapladığı maden ocağında ölüm dışında başka bir seçeneği kalmayan, maaşını alamadığı halde “eğer çalışırlarsa belki verirler” umuduyla ocağa giren çocuklarının günlerdir kendisinden gelecek müjdeli haberi bekleyen annenin ve babanın naif, naif olduğu kadar da beyinlerimize kazılan sözlerini unutmak mümkün mü?

“Benim oğlum yüzme bilmiyor ki, şimdi ne yapıyordur suların içinde?” diye sorar annesi.

Babası ise hala inanamamaktadır: “Şimdi benim oğlum dönmeyecek mi?”

Bu dünya aracıların dünyasıydı… Her işte, her olayda araya giren 50 kişi 100 kişi nemalansın diye ölüyordu insanlar… 

Onlar, aracılar, sömürgenler; cehennemi yaşattıkları insanların cesetlerine basarak sözde “cennetlerinde” yaşarken gelecekte ölüme sürükleyeceklerine “cennet” vaatlerini yenileyip duracaklar…

Nazım Hikmet “Yalana ve Ellerinize Dair” şiirinde seslenir sanki o yüzme bilmeyen, “kaderine küsecek”  maden işçisine: “Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya, / Göçüp gideceksiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.”

Ne kadar çoğalırsanız, o kadar muhtaç olacağınızı; o kadar daha kolay güdüleceğinizi düşünüyorlar. O nedenle “üç de yetmez beş tane” deyip duruyorlar… Çoğalın çoğaldıkça… Çoğaldıkça kalitesizleşin; kalitesizleştikçe aşağılanmayı hak ettiğinizi kazıyın beyinlerinize ve o algı gölge gibi izlesin dursun sizi…

Söz hakkınız dört yılda bir verdiğiniz oy olsun sadece; onu da ensenize patlatıp tokatı, alsınlar elinizden… 

Seçimden seçime “velinimet” iken seçim bittiğinde birden “şamar oğlanı”na dönersiniz; “şamar oğlanlığı” ya da “ensenize vurulup ağzınızdaki lokmayı kaptırma” konusunda bir itirazınız yoksa,  yüzyıllardır süregelen kul, köle ve biat kültürünün zincirlerini kıramamışsanız, mutlu mesut yaşamaya devam edersiniz. 

Bundan başka bir hayat yoktur sizin için; tıpkı doğduğu orman köyünden başka bir yeri tanımamış, bütün ömrünü orada geçirmiş, ne bulmuşsa ne verilmişse kanaat etmiş, kendi göbeğini kendi kesmiş, niye hastalandığını çok kurcalamamış, topraktan öğrenip kitapsız bilmiş insanların “en iyi hayatın yaşadıkları olduğu”nu düşünmeleri gibi…

“Bu dünya öküzün boynuzunda değil, / bu dünya ellerinizin üstünde duruyor. / (…) / ellerinizden geçinen / ve ellerinizden başka her şey /  herkes yalan söylüyorsa, / elleriniz balçık gibi itaatli, / elleriniz karanlık gibi kör, /  elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun, / elleriniz isyan etmesin diyedir. / Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız / bu ölümlü, bu yaşanası dünyada / bu bezirgan saltanatı, / bu zulüm bitmesin diyedir.” 

Nazım Hikmet 65 yıl önce bu dizeleri yazdığında da başka bir hayat mümkündü, şimdi de!

Birilerinin gösterdiği kadar görüyoruz, birilerinin görülmesini istediği kadar… Hayatı eza ile ceza arasında, korkularla yasaklar arasında yaşatıyorlar size…

Dini bile sevgi üzerine değil korkular üzerine kuruyorlar; çocukluktan başlayarak beyinlere işleniyor nakış nakış… İnançlar arasında “best of” yapmaları da bundandır. 

Biri gelmiştir; en doğrudur ve asla gitmeyecektir. Yani, “kaderinizdir”!

2013 Haziranındaki Gezi Parkı Direnişini bir iki yıl önce yaşayan İspanya, bakın gençleriyle yeni siyasi oluşuma nasıl bir imza atıyor: PODEMOS! Yani, YAPABİLİRİZ!

İspanya da 2008 yılında başlayan ekonomik krizden etkilenen bir ülkeydi. İşte, yaşam standartlarındaki kötüleşmenin etkisiyle ortaya çıkan ve “Öfkeliler” olarak adını duyuran, öncüleri gençler olan halk hareketinin kendi içinde yarattığı "Podemos" (Yapabiliriz) adlı parti, 8 ay gibi kısa bir sürede ülkedeki en büyük siyasi güçlerden biri olmayı başardı. İspanyol El Pais Gazetesi’nin “Metroscopia” şirketine yaptırdığı anketin sonucuna göre, ekim ayı itibarıyla 2015 seçimlerinde Podemos’un oyların % 28’ini alarak birinci parti olacağı ortaya çıktı.

Podemos, henüz daha “Öfkeliler” iken İspanya’da ekonomik krizin aşılması için haftalık çalışma süresinin 35 saate indirilmesi, emeklilik yaşının 60’a çekilmesi, kâr eden şirketlerin işçi çıkartmasının önüne geçilmesi gibi önerilerle geleceğe damga vurmaya başlamıştı zaten. 

Podemos, siyasi partilerin geleneksel yapısından ayrı olarak her üyesine eşit oy ve konuşma hakkı tanıyarak, liderliği reddediyor. Klasik anlamda başkanı ve genel sekreteri yok. Kendilerini sokaklardaki halk meclislerinde ifade eden, finans ve banka sistemine karşı olan, demokrasiyi ve halkın görüşünü savunan “Podemos”, 2014 mart ayında siyasi hayatına başlamasına rağmen mayıs ayında yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde 5 parlamenter kazanmayı başardı. Her ne kadar formel liderlik makamı bulunmuyorsa da Podemos’un liste başı adayı olan Pablo Iglesias’ın siyasi oluşumun lideri olarak ön plana çıktığı söylenebilir. 

İspanya’da da ülkemizdeki gibi yolsuzluk skandallarıyla çalkalandı ve yapılan anketlere göre iktidardaki Halk Partisi’nin (PP) oyu % 45’lerden % 20’lere geriledi. Dört yıl içinde iktidar partisi % 25 oy kaybetti ve 2015 seçimlerinde muhtemelen üçüncü parti olacak.

Ülkemizde ise iktidar partisinin “maşallahı” var; bunca skandala rağmen oylarında önemli bir düşüş yaşamadığı gibi, “sessiz bir Türkiye” yaratmak adına demokrasinin son kırıntılarını da temizleyerek, koltuğunu garantiye almanın peşinde…

Görüldüğü kadarıyla ülkemizde mevcut muhalefet partileriyle kitlelerin 2015 seçimlerinde sandıkta “gönüldaşlık" kurabilmesi çok mümkün görülmüyor. “Birleşik Haziran Hareketi”nin ise ne kadar “Gezi Parkı Ruhunu” yakalayabileceği konusunda şimdilik bir şey söylenemez.

Ancak 2013 haziranında statükoya, baskılara, yasaklara karşı insanlara başka bir dünyanın mümkün olduğunu anımsatan gençlerin diktiği fidanların partileşme sürecinde yeşertilmesi İspanya’daki kadar kolay görünmese de bir yerden başlanılmadığında zoru başarmak için umudun da olamayacağını göstermesi bakımından ders niteliğinde.

Sahi mevcutlardan hiç sıkılmadınız mı?

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.