• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • Trabzon 22 °C

MILAPAY EFESLEF RALKUCOÇ İDYAH!

Ali Rıza Keskinalemdar

“Diller arasında bir ayrıma gitmek, açık söylüyorum bir ırkçılıktır. Zaman zaman söyleniyor, ‘Türkçe ile felsefe, bilim yapılmaz, bilim dili kurulmaz’deniyor. Bunların tamamı ırkçılık kokan açıklamalardır. Dünyadaki tüm diller gibi Türkçe de zengin kelime hazinesiyle, bu dili konuşan herkese sonsuz, sınırsız, engin bir muhayyile sunabilecek güce sahiptir.”(“Anayasanın Dili Sempozyumu”, Nisan 2012, Ankara)

“En büyük sıkıntılardan birini de maalesef dilde yaşadık. Bizim son derece zengin bilim yapmaya, üretmeye son derece müsait bir dilimiz varken, bir gece yattık sabah kalktık baktık ki o dil yok. İşte şimdi yabancı dillerle, kelimelerle bilim öğrenen ve öğreten bir ülke derecesine getirildik. Binlerce kelime ve kavram unutturuldu. Sözlüklerden çıkarıldı. Kelime ve kavram üretmeye son derece elverişli olan dil yapısı adeta törpülendi. Türkçe’nin mevcut kelime hazinesiyle felsefe yapamazsınız. Ya Osmanlıca ya da İngilizce, Fransızca kelimelere başvuracaksınız. Bu sorunları aşmalıyız.” (Tübitak Ödülleri Töreni, Aralık 2014, Ankara)

Yukarıdaki sözler aynı “devlet büyüğümüz”e ait… Belli ki davetli olduğu toplantı ya da törenlerde “gündem yaratmaktan” ve “milleti peşine takmaktan” keyif alıyor… İkibuçuk yılda görüşlerinin değişmiş olmasının hiçbir önemi yoktur. Maksat muhabbet olsun, torba dolsun! Zaten bu ülkede “dün dündür, bugün bugündür”!

ALİYYÜL ÂLÂ

Bu sözleri söyleyen kişi zannedersiniz ki “aliyyül âlâ” düzeyinde Osmanlıca (Osmanlıca’nın dil olup olmadığı tartışmasını unutmadan), İngilizce, Fransızca bilmektedir ve “ömrü hayatı” felsefe ile iştigal ile geçmiştir.

Bırakın “aliyyül âlâ” düzeyini, bu dillerin abc’sini bile bilmediği "iddia edilir". Felsefe ile arasının hiç olmadığı da kesin. Felsefe ile dinin mistik söylemlerini eşleştirdiği, rahatlıkla söylenebilir.

BU ÇAĞDA, BU FİLİZLENME?

Bir yerin sahibi iseniz, orada olan bitene karışır ve gereğini yaparsınız. Bazıları da bir makama geldiklerinde, orayı “babalarının malı” zanneder; ona göre davranmaya başlar. Oysa her makamın bir ağırlığı, bir biçemi, bir kurallar çerçevesi vardır. 

Belki yüz yıl, ikiyüz yıl kadar önce öyleydi ya da kullaştırdıkları, köleleştirdikleri halka öyle dayatmışlardı.

Bozuldukları şu olmalı: İkiyüz yıl öncesindeki gibi yaşayamamak! Bunu özledikleri ama yaşamayadıkları için herkese fırça atıp temizliyorlar ve yeniden o “tahtta” oturarak “babadan oğula” devredip gidebilmek emelleri filizlenmiş görünüyor.

Cumhuriyet ile birlikte, özledikleri (nasıl ve neye dayanarak özlüyorlarsa) ikiyüz yıl öncesinin monarşi düzeni ile bağlarının kopartılması, gözlerini daha da  karartmalarına yol açmakta.

O nedenledir, sadece bindikleri sözde “demokrasi tramvayı”nın raylarda bir süre, o da inecekleri istasyona kadar falso vermeden düzgün gidebilmesi için AB’nden “müzakere tarihi” alınmasını bile on yıl önce gündüz vakti havai fişeklerle kutlamaları. Eski hikayedir, "Doğu"ya doğru giden geminin içinde "Batı"ya doğru koşma "çabaları"! 

“VA’ MI BAŞKA İZAH TARZI”?

Herkes yolunu buluyordu bir şekilde… Yolunu bulanlar sayıca çoğalmaktaydı ki, oyları da artıyordu!

 

“Va’ mıydı başka izah tarzı”? Görünürde, buzdağının  görünen yüzünde yok gibiydi!

(En azından) 11 milyon aileye “her gün bir torba balık vermek”, “balık tutmayı öğretmekten” daha çok işlerine geliyordu. Nasıl olsa, birilerinden kestiklerini başkalarına yamamak kolaydı!

KANA KAN, İNTİKAM

Fena intikam peşinde olduklarını düşünüyorsunuz ister istemez; ne gülümseyen yüzlerine aldanın ne de faltaşı gibi açılmış gözlerinden korkun!

“Kuruyan nesiller”ini yeşertecek, lehlerine savaşacak, sonuna kadar biat edecek “kindar ve dindar bir nesil yaratmak” üzere, “arka bahçe” yapmak için ülkeyi habire “belleyip” duruyorlar.

“İkiyüz yıl boyunca her türlü eleştiriye, tahkire, horlamaya, zulme sistematik şekilde maruz kalan” din ve dindarların acaba gerçekten “ne zulmüne” uğradığını, hiç soranınız oldu mu? Yoksa “şıp diye işitip, şak diye inandınız” mı?

YÜZÜNÜ BATIYA DÖNMEK

19. yüzyılda yüzünü batıya dönen, batıdaki demokrasi mücadelelerine kapı aralayanlar da “Osmanlı’nın soyu” değil miydi? İkiyüz yıldan öncekileri de “oku”dan sadece tek bir kitabı ve çevresindeki yorumları anlamış olmalıydılar besbelli. Yoksa bu kadar ayrım yapabilirler miydi? Öyle olmasaydı yere göğe koyamadıkları “koskoca Osmanlı İmparatorluğu”nda Tanzimat Dönemi’ne kadar Evliya Çelebi dışında yazar çıkmamasına bir yanıtları bulunurdu herhalde.

Yani “Din ve dindarların zulme uğradığı” söylenen yıllar, düşün ve yazın alanında insanların ufuklarının açıldığı yıllardır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda, düşünce belli kalıplara dökülüp mistizm ve saray dalkavukluğu ile soslanınca, ortaya düşün ve yazın insanı çıkmasını beklemek fazlasıyla hayalcilik olmaz mıydı?

HAYALİ CİHANA DEĞER TAHT

Küçülse de daralsa da Osmanlı’nın aynı monarşist düzende sürdüğünü hayal etmeleri, onları bu imparatorluğun tahtına oturtmaya yeteceğini mi sanıyorlardı acaba? 

“Ecdadları” buna izin verir miydi dersiniz? 

Tahta geçenin, bırakın kardeşlerini, çocuklarına bile, “tahtını kaybetme kuşkusu” duyması yüzünden “şehitlik şerbeti” içirmekte bir beis görmediği “hanedanın ileri gelenleri” bu gibi taleplere, göz kapaklarını bir parmaklarıyla hafifçe aşağıya doğru çekerek,  kim bilir nasıl da “piş’şik” yaparlardı!

FELSEFE DÜŞKÜNLÜĞÜ

İtiraf edin, iktidardakilerin bu kadar felsefe düşkünü olduğunu bilmiyordunuz, değil mi? 

Haydi bir şeyler yapalım o zaman; mesela felsefe! Dokuzdan beşe, yetmez; yirmidört saat!

O nedenle “Osmanlıca öğrenmeden asla” demek işin ilk kuralı; Türkçe ile “imkanı yok, yapamazsınız” zaten… Uzaklara da gitmeyin, İngilizce ve Fransızca için… 

İşi gücü bırakın, felsefe için “yerli malı, yurdun malı”  Osmanlıca öğrenin!

Sonra sıra dalkavukluk öğrenmeye gelecek…

DİPNOT YERİNE

Çocukluğumuzda, nereden aklımıza geldiyse, akranlarımız arasında, konuştuğumuz başkalarınca anlaşılmasın diye sözcükleri tersten okuyarak kendimizce bir “dil” yarattığımızı anımsadım. Yazının başlığını da bundan esinlenerek attım. 

Her ne kadar Osmanlıca yerine geçmese de sonuçta anlaşmamıza yaradığına göre,  o da bizim “dilimiz”di! 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.