• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • Trabzon 22 °C

KÜLTÜR TURİZMİ VE DOĞU KARADENİZ!

Prof. Kemal Üçüncü

Bilgi Toplumu, Kültür ve ekonomi

Modernizmin, sanayi ve teknoloji odaklı birey ve toplum tasarımları gelinen noktada ruhsal, duygusal ve moral gelişim açısından yaşadığı tıkanıklıkları ve sıkıntıları aşmak için doğa, kültür ve  metafizik dünyaya yeni bir pencere açarak bir soluk almaya çalışmaktadır.

Kültürün bir ekonomik değer olarak üretilmesi ve endüstrileştirilmesi onun varoluşsal tabiatıyla ve amacı ile çelişse de kapitalist üretim süreçleri ve ağı içerisinde fiili durum kültürün ve doğal mirasın bir meta olarak alınabilir satılabilir olmasıdır.

Kültür endüstrisi süreçleriyle buluşmayan kültürel değerlerin bilinebilirliği, tanınabilirliği ve yaşama şansı giderek azalmaktadır.

“Yaratıcılık, kültür, ekonomi ve teknoloji arasında, deyim yerindeyse bir tür “yakınsama” (convergence) yaşanıyor. Bunlar arasında, ağ etkisiyle ve küreselleşme dinamikleriyle çok katmanlı bir arayüz oluşuyor. Bilginin en önemli ekonomik girdi haline geldiği günümüzde, entelektüel sermaye, yaratıcılık dinamiği olarak ekonominin itici gücü haline gelmiş olan teknolojik inovasyon, ağ ekonomisi ve sınır aşan kültürel etkileşim, hep birlikte bir değerler evreni kuruyor. Bu değerler ağ üzerinde hareket ediyor ve kentlerde üretiliyor.

Bilgi ekonomisi odaklı yerel politikalarla girişimciliği teşvik eden, inovasyon yeteneğini geliştiren, yaratıcılığın önünü açan ve ekonomik yoğunlaşmaların mekânsal organizasyonunu doğru planlayan kentler, küresel ekonomide ciddi bir rekabet avantajı sağlıyor. Kentsel kalkınma ve büyüme politikaları, giderek kent ekonomisi odaklı olarak, bilim-teknoloji, inovasyon ve kültür politikalarını etkileşime sokuyor. Ama bütün bunlar için etkin yönetime ve iyi yönetişime ihtiyaç var.

Yani, inovasyon odaklı olarak etkileşimli, geniş ve etkin katılımlı bir “kent ekonomi, kültür ve teknoloji politikası” yaratmak gerekiyor. Bu politika, kenti sadece ulusal değil küresel bir düğüm olarak algılamalı. Çünkü ekonomisi, kültürü ve teknolojisiyle dünyaya entegre olan bir kent, ülkenin ağ-geçidi işlevi yüklenecektir. Bu bakımdan ulusal kültür politikalarına ciddi bir işlev düşüyor.

Kültür politikalarının, makro / mikro ekonomi politikaları ve kentleşme politikalarının yanı sıra, ağlar ve kültür, yaratıcılık dinamikleri, teknolojik inovasyon ve kültür arasındaki yakınsamadan dolayı, aynı zamanda bilim-teknoloji, inovasyon ve eğitim politikalarıyla da etkileşimli hale gelmesi bir zorunluluk. Nitekim Avrupa Birliği, Lizbon programını güncelleyen “i2010” stratejisiyle bu konuda bir adım attı ve “politika yakınsaması” kavramını geliştirdi. Ekonomi, kültür ve inovasyon politikalarını da stratejinin birer ekseni olarak tasarladı.”

[Kültür Endüstrileri, Kentler ve Ağlar: Kültür Politikaları RH+ artmagazine, S: 66, Aralık 2009, sf. 50 – 51]”

 

EKOTURİZM VE KÜLTÜR TURİZMİ

Ekoturizm kavramı, turizm çevre ilişkilerinin önem kazanması ve sürdürülebilirlik tartışmaları ile birlikte gündeme gelerek popüler olmuş, sıkça kullanılmaya başlanmıştır. Kitle turizmine bir tepki ve alternatif olarak 1990’lı yıllarda gelişme gösteren ekoturizm, kırsal ve kültürel turizmin unsurlarını içermekte ve hassas doğal ve kültürel alanlarda geliştirilebilecek en uygun turizm türü olarak ifade edilmektedir. Kontrolsüz gelişen kitlesel turizm hareketinin çevre ve toplum üzerindeki tahribatları karşısında ekoturizm, sürdürülebilir gelişmenin sağlanmasında önemli bir araç olarak görülmektedir. Ekoturizm, sürdürülebilir turizmle eş anlamlı olarak kullanılmakla birlikte, sürdürülebilir turizm şekillerinden biridir, onun bir alt bölümünü oluşturmaktadır. Ekoturizm çevreyi koruyan ve yerel halkın refahını gözeten, doğal alanlara karşı duyarlı bir seyahattir. Sürdürülebilir turizm politikaları sayesinde, ekoturizmin var olma ve geliştirilebilme şansı vardır. Artık, ekoloji ve ekonomi birlikteliği bir bütün olarak ele alınmakta; yapılan faaliyetlerin ekonomik ve ekolojik verimliliği bir arada taşıması gerekmektedir. Yani ekonomik ve ekolojik sürdürülebilirlik birbirini dışlamadan var olmalıdır. Yeni tip turistlerin beklentileri, deniz-güneş-kum üçgeninin hâkim olduğu alışılmış turizm merkezlerinden uzak, doğa ile bütünleşmiş iyi bir hizmet ve bozulmamış temiz bir çevrede aktif bir tatil olarak özetlenebilir.

[Şafak Kaypak, Ekolojik Turizmin Sürdürülebilirliği, Alanya İşletme Fakültesi Dergisi, 2010; 2(2):93-114 ]

Türkiye, bölgemiz ve Trabzon süratle kitle turizminden kültür turizmine eko turizme geçecek stratejik planlamaları ve uygulamaları başlatmak durumundadır.Bunun için ciddi bir  bilimsel ve teknik altyapıya ihtiyaç vardır.Kültür turizminin odağında doğrudan kültürle ilgili uzmanlıklar olmalıdır.

Maalesef ülkemiz, bölgemiz ve Trabzon çok zengin bir kültürel ve doğal mirasa sahip olmasına rağmen bu değerlerini gerekli bilimsel ve teknik çalışmaları yaparak kültür ekonomisine dönüştüremedi. Bunun için evvela bölge kültür envanterleri ve kültür ekonomisi raporları hazırlanmalı. Dijital ortamda bilimsel nitelikli müzeler ve doğal ve kültürel mirası tanıtıcı müzeler ve bilgi sistemleri oluşturulmalıdır.

İşletmelere ve yerel yönetimlere ekoturizm yeterlilikleri ve sertifikasyonu, pazarı  ile ilgili bilgilendirmeler yapılmalıdır. Bunun için yöreyi ve geleneği bilen uzmanlarca bir bilimsel çalışma yapılması gerekir.Çöplerin kaynağında ayrıştırılmadığı, doğanın barbarca tahrip edildiği,doğal enerji kaynaklarının  ve sertifikalı ekolojik ürünlerin kullanılmadığı, güzergâhların usulüne uygun olarak düzenlenmediği, hiçbir kültürel faaliyetin planlanmadığı    bir yerde ekoturizm bizde olduğu gibi sadece lafta kalır.

Doğu Karadeniz bölgesinin ulusal ve UNESCO dünya kültür mirası listelerine [Artvin doğal biyosfer alanı hariç] henüz hiçbir değeri girebilmiş değildir. Oysa kültürel peyzaj, somut olmayan kültürel miras, doğal miras listelerine girebilecek evsafta pek çok değerimiz vardır.Tematik müzeler (etnografya, doğa tarihi, vb) yoktur. Kültürel miras usulüne uygun zaten envanteri çıkarılmamıştır.

Bugüne kadar yerel yönetimler, valilikler ve belediyeler bu konuda “gülümseme” ve şakalaşma, dilek ve temenniler dışında ciddi hiçbir şey yapmamıştır. Bu tür ihtisas konularında doğaçlama yapıyorlar.(Bazı sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki gayretlerini hayırla anmak gerekir).

Bu konuda kaynaklar ve uzmanlık birikimi vardır, sorun ufuk, perspektif, çap ve donanım sorunudur.

Falancalar bizim dükkandan değil , “bizim de entelektüel birikim gerektiren bu işi yapacak adamımız yok”, o zaman olmasın veya böyle hokus bokus tarzı olsun sığ mantığını aşmak gerekir.

Bilgi,  kültür ve enformasyon çağı aksi takdirde sizi kenara atar, uygar dünyada ezik, büzük yarı folklorik bir cemaat olarak kalmaya mahkum olursunuz.

Kıyamete kadar Araplara köfte ve kuymak! satarak turizm aparırsınız.

 

 

 

 

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.