• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Trabzon 14 °C

ZEBANİ

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

O kadar çok olay yaşadık ki yorumlamaya kalksak sayfalar dolusu kitaplar çıkar.  

Sözde barış süreci, Batıda bölünmeye başlayan halk, Türkiye’nin Güneydoğu sorunu asker ve polis için yeni görev tanımları, nereye gittiği belli olmayan bir Türkiye, yolsuzluk operasyonları, havadan hiç eksik olmayan ihanet kokuları, cinayet, şiddet, kadının itibarsızlaştırılması, Mezhep kavgaları, kategorizeleştirme, kasetler, mahalle baskıları, işsizlik ve daha niceleri o kadar çok başlık var ki hepsi birer kaos. Sosyolojik yönden ele alınacak bu konular içinden çıkılmaz bir karmaşa adeta.

Sorunlar hep olacak. Önemli olan bunları çözme iştahında olabilmek. Sorunların üstesinden gözümüzü, kulağımızı kapayarak değil, üzerine giderek gelebiliriz.

Ama hepimiz kör ve sağır olduk.

Bugünlerde sosyal medyada sıkça gözüme çarpan sine-i millet konusu yazılıp çiziliyor. O kadar utanç verici olaylar yaşadık ki, yüzümüz hiç kızarmadı da yaklaşan seçimlerde mi sine-i millet diyoruz. Bu dalga geçmekten başka bir şey değil. Sahi kimlere sine-i millet diyorsunuz.

Sine-i millet artık kabul görmeyen bir itibarsızlıktır.

Biz artık alay edilen olmuşuz neyin gönlü ve yüreğine itibar edilecek sorarım size?

Muhalefet ve iktidar kendi kadrolarını koruma derdine düşmüş, yani yerinden olmama derdinde.

Oysa muhalefet de iktidar da ne olursa olsun inandırıcı olmalıdır. Halka haksızlık yapmamalıdır.

Muhalefet de iktidar da kendini kaybetmiş neyin sine-i milleti?

Millettin gönlüne başvuracak hangi milletvekilini tanıyor ya da biliyorsunuz?

Bu kadar yaşanılan olay sonucunda hangi milletvekili özür dilemiştir; yaptıkları ve bildikleri tek şey mecliste birbirlerine sözlü ve fizik-i şiddet uygulamaktır.

Türkiye’yi dünyaya tanıtan Türkiye’nin portresi işte bu vekillerimizdir. Maalesef birkaç istisnada kaideyi bozmuyor.

Millettin bağrından kopan millettin vekilleri meclisten kopamaz.

Milletin vekilinin millettin arasına dönmesi sade vatandaş olması söz konusu bile değildir.

Bakınız yıllardır yapılan genel seçimlere ve sıralamalara hep bildik ve tanıdık yüzler.

Niyet hayr olamadıkça, akibet de hayr olmaznış.

Kimin sağ kimin sol, kimin dinci, kimin demokrat, kimin liberal olduğu belli olmayan sistemde sağ gösterip sol vuruyorlar.

Özünde halkın bağrından fışkırıp, millete ve demokrasiye bağlı bir söylem vardı, “Yeter söz milletindir.”

Bence siyasi mücadelenin ana felsefesidir bu düşünce. Ama ne yazık ki bugün millet sözü dinlenmeyendir.

Yeter itirazını yapacak ne millet ne de kurum kalmıştır.

Tek adam yaftasından rahatsız olanlar bugün ülkeyi tek adam mantığı ile yönetiyor.

Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyordum.

“Havva ben Türkiye’nin tek başına iktidara gelenler tarafından yönetilmesini istemiyorum. Çünkü tek gelen kendi bildiğini okuyor, kimse doğrusunu yanlışını söyleyemiyor. Tek gelen çok güçlü oluyor. Türkiye için ideal yönetim şekli bence koalisyondur” dedi.

Evet çok doğru söyledi… Koalisyonda partilerin kendini gösterme ve yanlışı, doğruyu birbirine söyleme hakkı vardır. Yapılmayanların sorgulanması vardır. Ortak paydada buluşma vardır. Seçmenin düşüncelerinin karışımı vardır koalisyonda. Tek adam, tek düşünce hâkim olamaz koalisyonda. Siyasal kutuplaşma ve gerginlikler aza indirgenir.

Koalisyon ülkemizde hiç sevilmez. Çünkü ideoloji sahibi partiler, diğer siyasi partileri istemez ve beğenmez.

Bu seneki milletvekilliği için isimleri geçen adaylar yine hiç şaşırtmadı; Sanki evrenden ve partisinden torpili varmışçasına istediğim her dönem aday olurum diyen ve yaşadığı coğrafyasında insanları isyan ettiren isimler yine aday. Yüzleriniz hep tanıdık ama isimleriniz hiç hafızalara kazınmayan isimler. Çünkü içlerinden yaşadıkları şehir geçmiyor, onların hedefleri Ankara yolları. Ne zaman ki vekil maaşları öğretmen maaşını geçmez o zaman bizde bu yüzleri görmekten belki kurtuluruz. Atatürk işte bu yüzden büyük adamdı. Çünkü öngörüsü vardı…

Aklıma bir fıkra geldi. Bu kadar gerginlikte bir tebessümü hak ediyoruz sanırım.

Cehennemde zebani açığı varmış. Bu açığı kapatmak için baş zebani günahkârları milletlere göre kategorilere ayırır ve hepsini ayrı kazan tarlalarına koyar. Mantık ise; Kazandan çıkan ve zebaniden kaçan kurtulur. Türklerin bulunduğu kazanın başına zebani koymaz. Bunun nedenini soran zebanilere baş zebani “Türkler kazanın başında kimse yok diye dışarıya çıkmaya çalışıyorlar. Bu durumda da hepsi birbirinin üstüne basıp önce kendini kurtarmaya çalışıyor. Hal böyle olunca da hiç biri dışarı çıkamıyor” der.

Şimdi halk yazıyor. Başlık Sine-i millet. Ama iş işten geçti. Sorarım size kaç yazar?

İç konuşmaları ve dış konuşması farklı olan millet bocalıyor ve sendeliyor.

Büyük çalkantıların yaşandığı ülkemde yine hiçbir gelişme yok. 7 Haziran 2015’te herkes sandık başına.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.