• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Trabzon 17 °C

AVRUPA’NIN SON REFLEKSİ

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Suriye’den Avrupa’ya doğru yönelen son göçmen akını Avrupa’da Türkiye’ye karşı yeni bir davranışın da gelişmesine neden oldu. Almanya ve İngiltere’nin sınırlarına kadar dayanan savaş mağduru on binlerce Suriyeli, bütün toplumsal yaşamını kurallar ve detaylar üzerine kurmuş olan bu ülkeler için önemli bir tehdit unsuru olmuştur. Bu bağlamda işin başında Avrupa tarafından insani nedenlerle ele alınmış olan bu sorun, artık sosyal boyutu ile ele alınması gereken ve yerinde çözülmesi gereken bir sorun olarak görülmeye başlanmıştır.

Geçen hafta içerisinde Brüksel’de yapılan AB Konseyi toplantısında Türkiye'yi ikna edebilmek için vizelerin kaldırılması gibi  "imtiyazlar" gündeme getirildi. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, geçen günlerde yaptığı açıklamada “Avrupa'ya olan sığınmacı akınının durdurulmasını amaçladıklarını, Ankara ile de bu nedenle görüşmeler yürüttüklerini kaydederek,  Türkiye ile sağlanacak bir anlaşma, bu akışı yavaşlatırsa bir anlam ifade edebilir. İmtiyazlar, ancak bu amaca ulaşıldığında meşru olur" demişti. Yani tabir caizse eğer “ne kadar köfte o kadar ekmek.”

Bu çerçevede Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde ele alınan ve Kıbrıs blokajına takılmış olan bazı fasılların da yeniden müzakereye açılması gündeme geldi. Enerji, işçilerin serbest dolaşım hakkı (Avrupa’da çalışmakta olan), yargı ve temel haklar, adalet özgürlük ve güvenlik, eğitim ve kültür, dışişleri güvenlik ve savunma politikası fasılları üzerinde yeniden müzakerelerin başlaması dile getirildi. Bunun yanı sıra Türkiye’ye Suriyeli sığınmacılar için 3 milyar Euro yardım (koşullara bağlı) yapılması da planlanmaktadır.

Bütün bu reflekslerin gelişmesinin nedeni çok açıktır. AB’ye üyelik havucunun yeniden AB tarafından gösterilmesi, sığınmacı krizinde Türkiye’nin tampon olarak hazırlanması ile eşdeğerdedir. Ancak bizim politika yapıcılarımız işin bu yönünü değil, Türkiye’nin sözde önemini, Avrupa için olan değerini vb. gibi göz boyamaya yönelik unsurlarını kullanmaya başladılar bile… Bu noktada Türkiye’nin ne kadar akılcı (ya da akılsızca) bir duruş sergileyeceğini hep birlikte göreceğiz.

AB’nin taşımakta olduğu değerler; bilim, insan hakları, adalet, sorgulayıcı eğitim, fikir ve basın özgürlüğü gibi kavramlara tavizsiz olarak bağlıdır. Ülkemizin halen bu kavramlara olan yakınlığını ve dolayısıyla AB’ye olan uzaklığını görebilmek hiç de zor değildir. Yoksa ne yersek yiyelim fayda etmez.

 

RAYLI SİSTEM VE EKMEKLE OYNAMAK

Geçen hafta içerisinde Trabzon’un en başat sorunlarından bir tanesi olan toplu taşımacılıkta raylı sistem üzerinden küçük çaplı bir polemik yaşandı. CHP milletvekili Sayın Haluk Pekşen’in Trabzon’daki ulaşım sorununa önceden beri tartışılmakta olan doğu-batı aksında hafif raylı sistem kurularak çözülmesi önerisine Trabzon Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Sayın Turan Altuntaş karşı çıkarak basında da yer alan “Şoför esnafı Trabzon’da bir değerdir, bir fabrikadır. Bu değeri kimse hiçe sayamaz. Bunu hiçe sayanları biz de hiçe sayarız. Şoför arkadaşlarım adına tekrarlıyorum; ekmeğimizle kimse oynayamaz. Herkesi sağduyulu olmaya davet ediyoruz” tepkisini gösterdi.

Tam anlamı ile sap ve samanın birbirine karıştığı, bize özgü yüzeysel bir polemik ile karşılaştık doğrusu. Öncelikle vurgulamak gerekir ki; CHP gibi halen muhalefette olan ve iktidar olma iddiasında olan bir partinin halkın belirli bir kesiminin tepkisini çekecek ve hatta onların ekmeğini elinden alacak bir uygulamaya gidecek söylemde bulunması imkânsızdır. Hele de sol bakış açısının kesinlikle toplumun tamamının çıkarlarını korumaya yönelik olduğuna göre, işin demagojik boyut taşımakta olduğu çok nettir.

Haluk Pekşen raylı sistem üzerinde dururken, kesinlikle hayatını dolmuşçuluk yaparak kazanmakta olan dar gelirli insanları işsiz bırakma niyetinde değildir ve bunu aklının ucundan bile geçirmemiştir. Muhtemelen raylı sistemin işsiz bırakacağı şoför esnafına uygun şekilde iş garantisi verilmeden ve belirli bir plan dâhilinde böyle bir sisteme geçilmeden bu tür bir projenin uygulanacağını anlatmaya fırsat bulamamıştır. Zira sosyal devleti tesis etme iddiasında olan ve her zaman dar gelirlinin yanında olması gereken bir partinin temsilcisi Trabzon halkını herkesten çok daha iyi düşünür ve eminim ki bunu da en iyi şekilde kendisi dile getirir.      

Bu konu Trabzon’un kentsel gelişimi adına olmazsa olmaz bir konudur. Trabzon’un çehresinin değişmesi böyle modern projelere sahip çıkmakla olur. Trabzon şoför esnafının inanması ve değer vermesi gereken şey; ulaşım sorunu çözülmüş olan bir Trabzon’da bugünkünden çok daha rahat ve iyi koşullarda yaşayacak olmalarıdır. Sol partilerin sosyal politikaları her zaman onların yanındadır ve sol bir iktidar Trabzon şoför esnafına çok daha iyi bir yaşam standardı sağlamak üzere politika geliştirir,  bugüne kadar alışkın oldukları gibi süründürenler değil…   

 

ERMENİ SOYKIRIMINA NE OLDU?

Bilindiği üzere geçen hafta AİHM’de önemli bir dava karara bağlandı ve artık Avrupa’da Ermeni soykırımı yoktur demek suç olmaktan çıktı. Akıl ve mantık ölçüleri ile kıyaslandığında fikir söylemenin suç sayıldığı bir konuda alınmış olan bu kararın Avrupa’daki yansımaları da oldukça etkili olmuşa benziyor, ama bizde çıt çıkmıyor…

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in esasta savunduğu tez; Ermenilere o dönemde yapılmış olan zulüm ve baskıların inkâr edilmesi değil, onlara yapılanı bir “soykırım” ile nitelendirmenin hukuka aykırı olduğudur. Bence de doğru olan bir tanımlama ile o dönem koşullarında Ermeni kökenli vatandaşlarımıza çektirilmiş olan eziyetin bir soykırıma taşınması “emperyalist bir yalandır”. Bu emperyalist yalan; uluslararası zeminlerde ülkenin yoksul bırakılmış insanlarının sırtına çok daha ağır yükler bindirmeyi amaçlayan sömürgeciler dışında hiç kimsenin işine yaramaz. Konunun basit bir ırkçılığa indirgenmesi ve milliyetçi bakış açısı ile değerlendirilmesi bizleri çok farklı yerlere savurur. Bu anlamda ermeni soykırımının inkâr edilmesinin suç kapsamından çıkartılmış olması Türkiye’nin elini emperyalist dünya karşısında güçlendirmiştir.

Nitekim İsviçre, Almanya ve diğer Batı ülkelerinde konu ile ilgili yeni hukuki düzenlemelerin yapılması gündeme gelmiştir. Bu ülkede devletin baskıcı ve tepeden inmeci anlayışı hiçbir zaman eksik olmamıştır. Sol tabanın bu anlayışa karşı olan duruşu ve mücadelesi bugünkü pratik koşullarda temel bulmalı ve buna göre şekillenmelidir, Ermenilere yapılmış olan zulümde değil.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.