• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Trabzon 14 °C

AYLA

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Malum hafta sonları çok yoğun geçer.
O yüzden bizim ailede program cumartesi günü yapılır. Pazar günü de evde film izleriz.
Pazar günü Branch yapmayı hiç sevmem; Ama malum günümüzün modası. Hani gitmeyeni ayıplıyorlar ya… Gitmek zorunda da kalsak eve dönünce o film mutlaka izlenir.
Giydiğin spor ayakkabının ben buradayım demesi, giydiğin taytın ışıl ışıl parlaması, montunun ooo dedirtmesi çok ama çok önemlidir bu tarz yerlerde. Kısaca bir stil yarışma kıvamındaki branch mekânları boşa harcanan zamanın en güzel örneğidir bence.
Schopenhauer der ki: “Hayat bir parça nakış işlemesine benzetilebilir. Hayatının ilk yarısında ki herkes işlemenin ön tarafını görür. İkinci yarısında ise tersini; İkincisi o kadar güzel değildir ama öğreticidir.”…
İşte filmler de hayatlarımız gibi. İlk perde genelde ilgi görür. İkinci perde de ise anlayabilenler kalır.
Bu pazar oğlum ve eşimin işleri vardı. Bende günümü yine sinemayla kurtarayım dedim.
Ne iyi demişim.
Ne iyi etmişim.
Memnun, gözü yaşı ve gururla bir film izlemenin mutluluğu ile ve kendime aferin diyerek sinemadan ayrıldım.
Ayla; Bence gidilmesi ve izlenilmesi gereken gerçek bir hayat hikâyesi.
Oyuncular müthiş.
Konu fevkalade.
Vaktinizin boşa geçtiğini düşünmeyeceğiniz, Vah vah demeyeceğiniz bir film. Ama yine de bu tarz memnuniyetsiz insanlar vardır. Dünyanın en iyi filmine de gitse “beğenmedim” diyerek keyfinizi kaçıranlar hani.  İşte o şahıslar, siz gitmeyin isterseniz. Hatta yanılıp onlarla “siz” bu filme hiç gitmeyin. Çünkü anlatılanın anlamını anlamak lazım; Zor iş o insanlar için.
Kaderlerinde görüşmek olan bir Türk Astsubayı ve Güney Koreli küçük bir kızın savaşın ortasında karşılaşmaları.
Sevgi ve iyilik iliklerinize kadar işleniyor bu filmde.
Kader nedir bilir misiniz? Bu film bunu da anlatıyor.
Yıllar geçse de her tesadüfü değerlendirmek ve tekrar karşılaşmak için köprüler inşa etmektir kader.
Kitaplar, filmler, gaziler, romanlar olmasa dünyanın en büyük ölümleri, acıları, savaşları, buluşları, başarıları unutturulup yok sayılabilir.
Yine filmler, romanlar, kitaplar, gaziler olmasa geride kalanlar yani bizler, geçmiş için çaba sarf etmez, geçmişi öğrenmek için ise hiç uğraşmayız bile. Zaten nasıl öğreniriz ki?
O yüzden hikâyelerimiz ve kitaplarımız iyi ki var.
Filmde gerçi Kore Savaşının sebepleri, neden çıktığı, arkasındaki güçlerin neyi hedef aldığı gibi başlıklar yok.  Amaç zaten savaşı anlatmak değil ki.
Amaç savaş dahi olsa sevgi ve iyiliği anlatmak; Film 15 ay Kore’de küçük bir kızla kalan Süleyman Astsubayın küçük kızı evlatlık almak istese de topraklarından koparamadığı ve onunla tekrar irtibata geçmek için harcadığı yoğun çabayı anlatıyor.
O yüzden film için başka senaryolar yazmaya ve çamur atmaya hiç gerek yok.  
Kelimeleri kusarak yorum yapanlar filmin sevgi ve iyilik mesajlarını ve gerçek kelimelerini okusun bence.
İyi ki bu filmi yaptılar. Emekleriniz için teşekkürler.
Bizler kendini, kime ve niye nasıl anlatacağının mücadelesini verdiğimiz bu topraklarda bir yandan karşı görüştekilerle mücadele verirken bir yandan da kişisel eleştirilerin acımasız kamçılarıyla uğraşanlarız. Bu topraklarda kendi hikâyelerimizi senaryolaştırıp anlatmak bile büyük bir cesarettir.
Bir insan güzel, zengin, eğlenceli, güçlü olduğu için sevilmez. Eğer hiçbir sebep yokken yüreğiniz sımsıcak oluyorsa o yüzden sevilir. İyilikte karşılık beklemeden yapılandır. İkisi bir arada eğer menfaatsiz yapılıyorsa bu ülkede size enayi denilir.
Siz yine de iyilikte ve güzellikte kalın. Ayla’yı izlemeyi ihmal etmeyin. Çünkü yüreğiniz ve gönlünüz ısınıyor.

 


 

 


 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.