• BIST 99.547
  • Altın 236,023
  • Dolar 6,1132
  • Euro 7,1851
  • Trabzon 25 °C

BALENGİS’İN ATLILARI

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Annemlerin yaylası Aşot olmasına rağmen, ben ilk yayla deneyimimi Balengis’te yaşamıştım. Ortaokul yıllarımda benden ayrılmayı hiç göze alamayan babam, iştahsız bir çocuk olmam vesilesi ile radikal bir kararla beni rahmetli Bıyık Mehmet eniştem ve teyzemle yaylaya yollamıştı. Tam kırk gün boyunca Trabzon’dan oldukça uzakta çocuk halimle Bacıoğlu yaylası Balengis’te kalmıştım. Yayla havası beni tam bir obur çocuğa dönüştürmüş; amaç hâsıl olmuştu.

Balengis günlerimde beni etkileyen onlarca anı yaşamıştım. Teyar’ın (Güven) koyunlara yaptığı çobanlıktan, Mehmet eniştemin alabalık avcılığına kadar her şeyi dün gibi hatırlıyorum. Hele akşamüstü yaylaya çöken grilik ile gelen “koku” anlatılır mı bilemiyorum. Ağıla dönen koyunların kokusu, evlerin ocaklarında yanmaya başlayan tezeğin kokusu, gecenin kokusu… Hepsi eşsiz bir yaşam desteğinin, kısacası doğal yaşamın kokusu olarak oralarda benim içime sinmişti. Teyar’ın hala Balengis’te çobanlığa devam ettiğini haber alıyorum…

Evdeki süt makinesinin bir parçası bozulmuştu. Teyze oğlum; espri küpü Mustafa (Güven), rahmetli teyzem tarafından o parçayı tamir ettirmek üzere uzaktaki Günbuldu yaylasına gitmekle görevlendirilmişti. Ben de yalvar yakar onunla Günbuldu’ya gitme iznini koparmıştım. Sabah erkenden büyük bir heyecanla yola çıkmıştık. Dağlarda gezinen eli silahlı insanlara rastlama tehlikesi bilinçaltıma kadar işlemişti, ama hep Bıyık eniştemin namına güveniyordum. Nedense o yörede o zamana kadar hiç görmediğim, ama varlığını hep hissetmiş olduğum jandarma-eşkıya ilişkisinin efsanevi öykülerini çok dinlemiştim. Günbuldu yolunu yarılamıştık ki; birkaç atlı bize doğru yaklaşmaya başlamıştı. Üzerlerindeki dolu fişeklikler ile Marquez’in romanlarından çıkmış gibiydiler. Selamünaleyküm faslından sonra, içlerinden biraz yaşlıca olanı bizim Mustafa’yla bir şeyler konuştuktan sonra her birimizi birer atın üzerine bindirip yola devam etmiştik. Günbuldu’ya yaklaştığımızda atlardan inip yaylaya yürüyerek giriş yapmıştık.

Süt makinesi parçasını tamir ettirip, yayladaki bakkaldan bolca sigara ve biraz kuru yiyecek aldıktan sonra geri dönüş başlamıştı. Günbuldu arkamızda kaybolduğunda bizim eli silahlı atlılar tepenin ardında yine belirmişti. Mustafa, yayladan almış olduklarımızı onlara verdikten sonra yine atların üzerine bizi bindirip Balengis’in girişine kadar götürmüşlerdi. Atlardan indikten sonra Mustafa’nın eline yazılı bir not tutuşturmuşlar ve babasına vermesini tembih etmişlerdi. Bıyık enişteme olan güvenimin boşuna olmadığını, o yaşamın kendi kuralları içerisinde farklı bir yerinin olduğunu yaşayarak da anlamıştım.

Mehmet eniştemin, gece gaz lambası altında başında takkesi ile tandırın kenarında o notu okurken bıyık altından hafifçe gülümsediğini anımsıyorum…

Yıllar sonra İstanbul’da Abdi İpekçi öğrenci yurdunda geçirdiğim üniversite öğrencilik yıllarımda, yurdun hemen üst tarafındaki Teşvikiye’de bulunan lüks bir marketin sahibine Bıyık eniştemin selamını götürdüğümde adamın bana göstermiş olduğu yakın ve dostça ilgi karşısında çok şaşırmıştım. Balengis’in dağlarındaki atlılar ile Nişantaşı’ndaki lüks market sahibi arasında bir bağlantı olup olmadığını hala düşünür dururum.

Balengis’in atlıları şimdi üşümeye başlamışlardır…

 

 

  • Yorumlar 6
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.