• BIST 107.041
  • Altın 143,274
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • Trabzon 26 °C

Barış barış yine barış

Ö. Faruk Altuntaş

 

Her yıl olduğu gibi, ihtiyacımız ve dileğimiz olarak 1 Eylülde kutlamakta olduğumuz Dünya Barış Gününü bir kez daha kutluyoruz.

         Hitler komutasındaki Alman Nazi ordularının 1939 yılında Polonya’yı işgal ederek başlattığı 2. Dünya Savaşının insanlığa verdiği acının bir daha yaşanmaması ve hatırlanması için, savaşın başlangıç günü olan 1 Eylül, daha sonra 1984 yılında Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından Dünya Barış Günü olarak kabul edildi. O günden beri barışseverler, 1 Eylülde, çeşitli etkinliklerle  Dünya Barış gününü kutlayarak, savaşları yererler, barışın önemini anlatırlar.

         Ancak aradan geçen süre içinde savaşların azalmadığını, insanların hemcinslerinin canını almak için var güçleriyle uğraş verdiklerini gözlemlemeye devam ediyoruz.

         Diliyoruz ki, A. Einstein’in “İnsanlar savaşa savaş açmadıkları sürece hiçbir şey savaşları ortadan kaldırmayacaktır” sözünün bilince dönüştüğü günlere yaklaşalım, savaşa karşı savaş açalım, seferber olalım.

                                                            ***

         Türkiye halkı olarak 1 Eylül Dünya Barış Gününü çelişik duygularla anıyoruz, kutluyoruz. Bir yandan Türkiye’nin içinde bulunduğu Ortadoğu bölgesi çeşitli çatışmalarla, Türkiye’yi de içine alacak biçimde savaşa yaklaşırken, diğer yandan Devletle varılan anlaşma uyarınca PKK’nın 2013 Nevruzunda Abdullah Öcalan’ın ağzından yaptığı açıklamada çatışmasızlık ilan edilip silahlı güçlerin ülke dışına çıkarılması kararı ile barış ve Kürt sorununun çözüm heyecanını birlikte yaşıyoruz.

         Suriye karşı izlenen hasımhane tutum, ne barış ve dostlukla ne de komşuluk ilişkileri ile uyumlu değildir. Suriye’de savaşan silahlı unsurlara açıkça silah yardımı ve lojistik destek sağlanması, hatta silahlı unsurların bir kısmının Türkiye’de eğitilip, Suriye’ye salınması çok yanlış ve tehlikeli bir tutumdur. Komşu bir ülkede, yönetimin değiştirilmesi için verilen silahlı kalkışmaya gözü kara biçimde yandaş ve taraf olmak “Barış” ve komşuluk ilişkilerine aykırı, yanlış bir tutumdur.

                                                              ***

         Kürt sorununun çözümünde gelinen nokta tarihi bir önem taşıyor. PKK’nın silahlı mücadeleyi sonlandırıp demokratik mücadeleye yönelmesi; Kürt sorununun çözümünün, Türkiye’nin siyasi sınırları içinde Demokratik Cumhuriyet adı altında Devletin ve toplumun demokratikleştirilmesi ile olanaklı olduğunun belirtilmesi; resmi dilin Türkçe olması ve Bayrakla ilgili bir sorunun olmadığının en yetkili ağızlardan pek çok kez yinelenmesi, çözümün olgunlaştığını gösteren tarihsel bir momente işaret ediyor.

         Kürtlerin istediği belli başlı talepler olarak halkların kendi kendilerini yönetmelerinin demokratik ifadesi olan ademi merkeziyet / yerel yönetimlerin güçlendirilmesi esasının ve anadilde eğitim hakkının benimsenmesi, anayasada etnik kökene ve belli inançlara vurgu yapılmadan eşitlik ve özgürlük esasının benimsenmesi gibi talepler günümüzde demokratik toplumların temel özellikleri olarak sayılabilecek ilkelerdir. Kürt sorunu olmasa dahi demokrasinin inşası için bu ilke ve değerlerin zaten benimsenmesi gerekir.

         Barışın tesisi için birinci aşama olarak ifade edilen PKK’nın yurt dışına çekilmesi kararı önemli ölçüde gerçekleşti ve çekilme devam ediyor. Ancak, ikinci aşama olarak ifade edilen demokratikleşme adımlarının AKP hükümetince atılmadığını, bu ayak sürtmenin çeşitli kaygılar ve itirazlar yarattığını görüyoruz.

         Hazırlanan ve yakında açıklanacağı ifade edilen demokratik paketin içinde ise ne olduğu bilinememektedir. Oysa sürecin doğası gereği, eğer bu paket demokrasi paketi olacaksa, içeriğinin de demokratik olarak belirlenmesi, en azından anamuhalefet partisi ve Kürtlerin siyasi temsilcisi BDP ile görüşülerek paketin demokratik tarzda hazırlanması gerekirdi. Ancak AKP, çözüm için risk alıp siyasi irade göstermiş olmakla birlikte, ben bilirim – ben yaparım tarzı nedeniyle sürece zarar vermekte, kuşku ve kaygıları artırmaktadır.

         Kürt siyasi hareketi gerekli esnekliği ve anlayışı göstermektedir. Öyle ki, hem son güneydoğu gezisinde Başbakan Erdoğan BDP tarafından karşılanmış, hem de Uludere’de bombalanarak öldürülen Kürt köylü ailelerinin Başbakan Erdoğan’la görüşmelerinin sağlanmasında BDP tarafından aracılık dahi yapılmıştır.

         Hem Türk’lerin hem Kürt’lerin barış istediği açıkça ortadadır. Barış koşullarının, fazlasıyla olgunlaşmış olduğu yaşanan süreç ile açıkça anlaşılmıştır. Şimdi sorumluluk AKP Hükümetinin omuzlarındadır. Dileriz ki    1 Eylül Dünya Barış Günü, barışın sağlandığına ve silahların kullanılmayacağın açıklanmasına vesile olsun.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.