• BIST 97.713
  • Altın 144,195
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Trabzon 17 °C

BAŞ MESELESİ–KIÇ MESELESİ

Ö. Faruk Altuntaş

Başbakan Erdoğan’ın düşüncesiz beyanları ortalığı karıştırmaya devam ediyor. “Kız ve erkek öğrenciler öğrenci evlerinde karışık bir şekilde kalıyorlar... Buralarda nelerin olduğu belli değil… Biz muhafazakârız buna izin vermeyiz…”  yönünde yapılan açıklamalar, bir yandan AKP Hükümeti içinde sıkıntılara yol açarken, diğer yandan toplumun çok geniş kesimlerinde tepkilere neden oldu.

         Genellikle yapıldığı gibi, önce tevil yoluna gidildi ve AKP’nin sözcüleri, lafı eğip bükerek gerçekte öyle denmek istenmediği, şöyle denmek istendiği yönündeki açıklamalarıyla durumu toparlamaya çalıştılar.

         Ancak Başbakan Erdoğan’ın Kasımpaşalılığı tutmuş olacak ki, daha sonra yaptığı açıklama ile, “Biz öyle eğilip bükülmeyiz. Ne diyorsak arkasındayız. O evler karmakarış yerler. Oralarda her şey olabilir. Bir düzenleme yapabiliriz” yönündeki sözleri ile başta Bülent Arınç olmak üzere durumu kurtarmak / düzeltmek isteyen Hükümet yetkililerini fırçaladı.

         Bu pervasızlığa karşı oldukça gecikmiş olarak B.Arınç tarafından gösterilen biriktirilmiş tepki, suların bulanmakta olduğunu gösteriyor.

                                                       ***

         Üniversiteli gençlerin özel yaşamlarına saldırı niteliğindeki Başbakan Erdoğan’ın sözleri, düşünce dünyasının pek yufka olduğunun yanı sıra kendini bilemezliğini ve kendini tutamazlığını da gösteriyor.   

         Destekçilerinden Nazlı Ilıcak’ın dahi “utandığını” ve “Ne yaptığını bilmediğini” söylemek durumunda bırakan bu yaklaşım, demokratik hak ve özgürlüklere inançsızlığı ifade ediyor. Bir düşünce açıklamasını değil, “baskıcı” bir yaklaşımı gösteriyor.

         Nitekim, Başbakan Erdoğan’ın bu sakıncalı düşüncelerini “emir” telakki eden valilerin hemen işe soyunduğunu ve öğrenci evlerine yapılan polis baskınlarının gazete manşetlerinde yer aldığını görüyoruz.

         Bu düşüncesiz açıklamalara “düşünce” katmaya çalışan kimi yazar ve bilim insanlarının, muhafazakârlık özelliği ağır basan toplumumuzda, topluma muhtaç olan bireylerin, toplumca uygun bulunmayan özgürlüklerinden gönüllü olarak vazgeçmesi gerektiğini söyleyen açıklamalarına rast geliyoruz.

         Toplum çoğunlunun hakim düşünce ve inançlarına aykırı düşünceleri olan bireylerin, asırlardır vermekte olduğu “özgürlük mücadelesinin” tersine çevrildiğini, bireysel hak ve özgürlük arayışlarının sonuna gelindiğinin ilanını görüyoruz.

                                                        ***

         Özel yaşamın gizliliği Anayasanın 20. maddesi ile konut dokunulmazlığı ise 21. maddesi ile güvence altına alınmıştır.

         Anayasanın 20. maddesine göre “Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”

         Türkiye’nin imzalayarak 1954 yılından beri uymak zorunda olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesine göre, “Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir”. 2003 yılında bizzat AKP Hükümeti tarafından imzalanan Birleşmiş Milletler’in Medeni ve Siyasi Haklara Dair Uluslararası Sözleşmenin 17. maddesine göre ise ”Hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, evine, haberleşmesine keyfi ya da yasa dışı olarak müdahale edilemez. Hiç kimsenin şeref ve itibarına yasal olmayan tecavüzlerde bulunulamaz”.

         Görüleceği gibi özel yaşam, gerek Anayasa gerekse imzalanan uluslararası sözleşmelere göre hukukun güvencesi altındadır. Ceza hukuku anlamında suç ya da kabahat yoksa bu alana müdahale edilemez. Müdahale, çoğunluğun genel kanaat ya da inançlarına göre değil, sadece ve sadece kaynağını Anayasa ve uluslar arası hukuktan alan hukuk normlarına göre olabilir.

         Genel ahlak, çoğunluğun kanaati gibi kavramlaştırmalar son derece tehlikeli olup otoriter yönetimlerin argümanlarıdır. Her somut olayda, değişik toplumlarda ve değişik zamanlarda ahlak anlayışının ve kanaatlerin değiştiği ise binlerce örnekle kanıtlanmış tarihsel vakıadır.

         Ahlak, kaynağını kalben doğru olduğuna inanılan değerlerden alır. İçsel bir tercihtir. Zorla dayatılmak istenen ahlakı değerler ise insanı ve toplumu ancak riyakâr yapar.

         “Başörtüsü” tartışmalarının aşılmakta olduğu bir dönemde, kadınları cinsel meta olarak gören ve kendilerince çoğunluğun ahlak anlayışını dayatan bu türden düşüncesiz açıklamalar, açıkça bir yaşam tarzı dayatması olarak geriye gidişi ifade etmektedir.

         Unutulmasın ki, insanların kıçına ilişkin tartışmalar, başına ilişkin tartışmalardan daha değerli değildir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.