• BIST 110.932
  • Altın 175,230
  • Dolar 4,0581
  • Euro 4,9812
  • Trabzon 12 °C

BAŞKANLIK SİSTEMİ

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Türkiye’nin gündemine oturtulan yeni konumuz olan başkanlık konusuna bodoslamadan girelim. Sayın Devlet Bahçeli’nin fikri alt yapısı ve siyaset etme tarzı üzerine konuşmak elbette bizim üzerimize düşmez. Stratejik düşünce gerektiren konularda kendisinin atabileceği adımların sayısının en fazla iki olacağını ve üçüncü adımı hesaplayabilme konusunda ne kadar derinlik sahibi olduğunu eli kalem tutan herkes iyi bilmektedir. Adına “devletin ve ülkenin yüksek çıkarları” kriteri denilen ancak Türkiye için oldukça yavan kalan bu aldatmaca ile aslında kimlerin çıkarlarının korunarak bugünlere gelindiğini ne çabuk da unutuyoruz…

Önce HSYK’nın yapısı değişti mi… değişti. AKP, hukuk sistemini kendisini güvence altına alacak yapıya evirdi mi… evirdi. Bu ülkenin en güvenilir kurumu olan TSK’nın kendisine özgü olan hiyerarşik yapısı dağıtılıp, AKP’nin emrine girecek şekilde alaturka bir şeklide sivilleşti mi… sivilleşti. Bilimin bağımsız ve özgür temsilcisi olması gereken; bilimin dışında kimsenin önünde eğilmemesi gereken üniversite rektörlerimiz, kendi makamlarında bakanların karşısında esas duruşa geçti mi… geçti. Laikliğin temelinde yatan prensip olan, dogmatik düşünceye karşı akılcı eğitim sistemi dağıtılıp, yerine çağdışı bir ulusal eğitim sistemi getirildi mi… getirildi. Atatürk gibi bütün dünyanın saygı duyduğu, döneminin dâhisi bir şahsiyet üzerinden yürütülen gerici, sapık tartışmalar ile bu ülkeyi ülke yapan bütün değerlerimiz birer birer tuz buz edildi mi… edildi.

AKP iktidarında tamamen bu şekilde geçirilerek gelmiş olduğumuz nokta neresidir? Bütün dünya bilimde, teknolojide, ekonomide, hukukta, demokraside, insan haklarında bize gerçekten gıpta ile mi bakıyor dersiniz. Geriye gittik, geriye… Cehaletin bilinçli olarak kutsandığı Türkiye’de aklı başında olan her insan bu ülkenin geleceğinden yavrularımız adına kaygı duyuyor. Her an nasıl bir tehdit ve risk ile karşılaşacağımızı bilemez hale geldik. Tablo bu şekilde iken Türkiye’nin önüne sahte söylemler ile konulan ve buna bilinçsiz bir şekilde alet olanların da aptalca katkıda bulunduğu Başkanlık sistemi hangi derde çare olacak acaba?

Efendim bir görelim bakalım bu sistemin içeriği nasıl olacak diye de safça bir soru sorulmaya başlandı. Üstelik kendisini potansiyel başkan adayı gören “yakalanmış” bir siyasetçi eskisi tarafından. Devamında da, getirilmesi düşünülen Başkanlık sistemi ile “kuvvetler ayrılığı tesis edilecekse ve yargı bağımsızlığı güvence altına alınacaksa” gibi bir argüman ile demokratik bir mücadeleden bahsedilir oldu. Türkiye’de halen zaten kuvvetler ayrılığı diye bir realite kalmamıştır. Yargının bağımsızlığı sizlere ömür... AKP zaten kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmış olduğuna göre ve yargıyı da kendisine bağladığına göre bu kazanımlarından Başkanlık havucu ile niye vazgeçsin ki? Zayıflayan benliklerin ve kafaların hala göremediği, görmek istemediği şey; bugüne kadar hep yaptığı gibi AKP’nin hiçbir zaman kendi çıkarının dışında bir işe asla girişmeyeceğidir. Açıktır ki, geriye kalan tek şey Türkiye’de kalıcı bir diktatörlüğün tesis edilmesidir. Bunu AKP’ye gönül veren milyonlar anlamayabilir ama birazcık akıl sahibi insanların ivedilikle tekrar kavramasında yarar var.

Başkanlık sistemi Türkiye’nin yıkımında yaşanacak olan son facia olacaktır. Öyle bir facia ki AKP’ye oy veren, AKP için çalışan insanların bile; bugün hukuk önünde zulüm gören her düşünceden insanlara kucak açmış olan sol, demokrat, aydın güçlere sığınmaktan başka çaresinin kalmayacağı bir ülkeyi kucağımızda bulacağız. O zaman her şey çok daha zor ve imkânsız hale gelecektir. Bu post modern Başkanlık sistemi takiyesine alet olmayalım ey ülkemin bilinçli insanları…

 

YENİLENEBİLİR ENERJİDE SORUN FİNANSAL DEĞİLDİR

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dernekpazarı kökenli hemşerimiz Berat Albayrak’ın çeşitli vesileler ile yapmış olduğu toplantılarda dile getirmekte olduğu enerji politikaları üzerine olan görüşlerini, mesleki ilgi alanımıza girdiğinden dolayı izlerim. Enerji Yönetimi dersimin güncel gelişmeler ile olan bağlantısı nedeniyle öğrencilerimizde bu konuda bilinç uyandırmak üzere, ülkenin bu konudaki politikasını izler ve güncel gelişmeleri derslerimde de paylaşırım.

Ülke için kritik öneme sahip olan enerji konusu ülkedeki toplumsal refahın artırılması ile doğrudan bağlantılıdır. Enerji dönüşümünde (üretiminde) ve kullanımında (tüketiminde) temel alınan üç temel ilke; ucuz olması, dışa bağımlı olmaması ve çevreye dost olmasıdır. Bu bağlamda son yıllarda çok daha iyi kavranmakta olan bu ilkeler doğrultusunda Türkiye’nin de belirli ölçüde yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmekte olduğu bilinmektedir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaşmasının önündeki en büyük engel olarak fosil yakıt esaslı enerji dönüşümüne göre göreceli olarak daha düşük verimli ve pahalı olması gösterilmiştir. Ancak günümüzde özellikle güneş hücrelerinde (fotovoltaik) verim yükseltme üzerine önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bu tür sistemlerdeki verim düşüklüğünün en önemli nedeni olan hücrelerdeki aşırı ısınma, uygun akışkan (Newtonumsu olmayan) yuva içerisinde tutulduklarında belirli ölçüde önlenebilmektedir. Başka teknikleri göz önüne alan bilimsel çalışmalar ile verim değerleri bu tür sistemlerde bugün %20’lerin üzerine çıkmıştır.

Öte yandan güneş, rüzgâr, jeotermal, hidro gibi uygulamalarda yatırım maliyetleri bugün için kW başına 1.000 USD/kW’ın altına kadar gerilemiştir. Gelinen bu noktada çevreci özellikleri nedeniyle öne çıkan yenilenebilir enerji dönüşüm tesislerinin kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtlara dayalı tesisler ile rekabet edebilirliği mümkün hale gelmiştir. Bu nedenle piyasa koşullarının da elverişli bir ortamı sağladığından söz edebiliriz.

Bunun en iyi bilen ve gören Enerji Bakanı Sayın Albayrak’ın, son dönemde güneş ve rüzgâr ile ilgili yatırımların finansal olarak teşvik edilmesi yönünde çaba sarf etmekte olduğunu görmekteyiz. Berat Albayrak’ın 2011 yılında Kadir Has Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Finans-Bankacılık Programında yapmış olduğu doktora tezini yüzeysel olarak inceledim. Özellikle sonuç bölümünü okuyarak bulgularını (results) nasıl değerlendirmiş olduğunu (conclusion) anlamaya çalıştım. Söz konusu doktora tezinin, bilimsel bir değerlendirmeden geçerek bir jüri tarafından da onaylanmış olması hasebi ile çalışmanın içeriği ve kalitesi konusunda bir değerlendirme yapmamızın yersiz olduğunu söylemeliyim. Tez bilimsel dil ve format açısından düzgün yazılmış gibi görünmektedir. Ayrıca tezde işlenen yöntem de tatmin edici olarak görünmektedir.

Doktora tezinde, Türkiye’deki yenilenebilir enerjinin finansmanı üzerine modelleme çalışması yapılarak bu modelden elde edilmiş olan sonuçlar ortaya konulmuştur. Çalışmada dile getirilen en önemli sonuç; “Bu çerçevede fosil enerji kaynaklarının yerine temiz, güvenli, çevre dostu yenilenebilir enerji kaynaklarının tercih edilmesi gereklilik arz etmektedir. Ayrıca Türkiye’nin coğrafi ve iklim şartlarına göre çeşitli yenilenebilir enerji yatırımlarının teşvik edilerek gerekli finansman kaynaklarının oluşturulması ve bu kaynakların rasyonel kullanımının sağlanması da önemli olmaktadır.” Bu sonucun yenilenebilir enerjinin sadece “finansmanı” üzerine yapılmış olan bir doktora çalışmasından çıkması ayrıca incelenmesi gereken bir noktadır, ancak yine de önemlidir.

Bu tanımlamadan da anlaşılacağı gibi Türkiye’nin enerji politiği açısından önünde duran yol, çevre dostu yenilenebilir enerji kaynakları yoludur. Bu yola girerken teşvik mekanizmasının da devreye girmesi ve özellikle devletin bu alanda proaktif rol almasının da önemli olduğu dile getirilmektedir. Türkiye gibi her alanda türbülans yaşamakta olan bir ülkede enerji konusunda en üst düzeyde bir yetkilinin sahip olduğu birikimi ve doğru bakış açısını göstermesi açısından oldukça önemli olan bu göstergenin ülkedeki enerji politikalarında da kendini göstermesini umuyoruz.         

Sayın Bakanın bakanlık yapmaya başladıktan sonra bizatihi kendisine ait olan bilimsel tespitlerinin ne derecede politikayı etkileyeceğini tam olarak kestiremiyoruz. Zira Türkiye’nin temel sorunu, yatırımların finanse edilebilirliğinin çok daha ötesindedir. O da yeni teknolojiyi geliştirmek ve üretebilmekten geçmektedir. Bu ise ciddi bir şekilde bilimsel çalışmaları desteklemek ve bilim yapanlara sahip çıkma ile ancak gerçekleşebilir.

Rüzgâr santrallerinde performans artırma, güneş hücrelerinde verim iyileştirme, mikro HES’lerin ekonomikleştirilmesi gibi alanlarda yapılacak doktora tezleri ve AR-GE çalışmalarına çok ihtiyacımız var. Aksi takdirde yenilenebilir enerjide de dışa bağımlı kalmak gibi bir risk ile karşı karşıya kalırız. Diğer bir deyişle başta da ifade etmiş olduğumuz gibi yenilenebilir enerji tercihinin çevre dostu olmasının yanı sıra; ucuz ve dışarıdan bağımsız olabilmesi ancak yerli AR-GE ile mümkündür. Önemli olan tercih; yenilenebilir enerjiyi dışa bağımlı kalmadan, ucuz bir şekilde bu ülkedeki bilimsel potansiyel ile geliştirmektir.  Finansman için bekleyen dış sermaye hep olacaktır zaten…

TV DİZİLERİ ÜZERİNE

Son dönemde televizyon kanallarında yaygın bir şekilde TV dizilerinin yayınlanmakta olduğunu görüyoruz. Her kanalda 2 ya da 3 TV dizisi birbiri peşi sıra yayınlanıyor ve oldukça da ilgi çekmekte oldukları anlaşılıyor. Ağırlıklı olarak gençlik aşkları, kısmen tarih ve popüler kültür temalı olan bu dizilerden sadece fragmanları dolayısıyla haberdar oluyorum. Sadece bir tane TV dizisini de tutkuyla izlemekteyim. Bu dizi ile nedense duygusal bir bağ kurdum ve kendimi izlemekten geri alamıyorum. TV’lerde haber, tartışma programları ve kısmen spor içerikli programları fırsat ve zaman buldukça izliyorum.

En azından benim izlemekte olduğum diziyi referans aldığımda dikkatimi çeken en önemli noktalardan bir tanesi; kurallara uyma, mantık ve nezaket gibi temel toplumsal göstergelerin gayet güzel bir şekilde vurgulanıyor olmasıdır. Örneğin taşıt kullanımı ile ilgili sahnelerde emniyet kemeri hep takılı oluyor. Sigara ve içki içimi ya tamamen yok ya da buzlu cam görüntülü veriliyor. Güvenlik ve emniyet kurallarına uygunluk öne çekiliyor. Nezaket, kibarlık, incelik senaryoda çok dikkatle işleniyor. Polis-halk ilişkilerinde maganda kültürü değil, olması gerektiği gibi karşılıklı saygı ve adalet duygusu hep korunuyor. Bu türden detayların TV dizilerinde inceden inceye yer alması ve örtülü bir eğitimin yapılıyor olması umut vericidir.

Yeni planlanacak olan TV dizilerinden şahsen beklentim, yeni ana temalı projelerin de geliştirilmesidir. Sadece dar kapsamlı aşk hikayelerinden ve lümpen ilişkilerden ibaret olmayan, toplumsal içerik te taşıyabilen dizilere de ihtiyacımız var. Açıkçası içerisinde aşk da olsun, ama bunun yanı sıra varoş kültürü, kırsal kültür, kuşak çelişkileri, sosyal çöküntüler de yer alsın derim. Bu kısa dileğimi de dile getirmiş olayım.           

 

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.