• BIST 98.415
  • Altın 277,449
  • Dolar 5,7824
  • Euro 6,4409
  • Trabzon 21 °C

BAŞKOMUTAN

Gürsel ÖZGÜR

                  ‘’28 Temmuz 1922 günü bir futbol karşılaşmasını seyretmek bahanesiyle Ordu Komutanları ile Alaşehir’de taarruz hakkında fikir alışverişinde bulundum. 30 Temmuz günü Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı ile tekrar görüşerek taarruzun ayrıntılarını belirledik. İsmet Paşa ordulara taarruz için gizli olarak hazırlık emri verdi. Ankara’ya döndüm ve Bakanlar Kurulu ile görüş birliğine vardık. Muhalifler Ordunun kıpırdayacak durumda olmadığı gibi olumsuz propagandaya başlamıştı. Onları da; altı, yedi gün içinde düşmanı yeneceğime ikna ettim. 20 Ağustos’ta Ankara’dan gizlice ayrıldım ve 20 Ağustos 1922’de İsmet Paşa’ya 26 Ağustos 1922 sabahında başlamak üzere, taarruz emrini verdim. 26 Ağustos sabahı Kocatepe’de bulunuyorduk. Sabah 05.30’da topçu ateşi başladı. 30 Ağustos’ta düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve tutsak aldık. Demek ki tasarladığımız kesin sonuç beş günde alınmış oldu.

Her evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış bu harekât, Türk Ordusunun, Türk Subay ve komuta heyetinin yüksek güç ve kahramanlığını tarihte bir daha belirleyen çok büyük bir eserdir.

Bu eser Türk Ulusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. Bu eseri yaratan bir ulusun çocuğu, bir ordunun Başkomutanı olduğum için sonsuza kadar mutlu ve bahtiyarım.’’

Bütün bu anlatım, M. Kemal’in kendi sözleridir. Gerçek Başkomutan olarak muharebe sahasının etki alanında bulunmuş, yönetmiş, maiyetini inandırmış, muhalifleri zaferi kazanacağına ikna etmiş ve öngördüğü zamanda arkadaşları ile beraber düşmanı yenerek dünyada emsali görülmemiş bir zaferin mimarı olmuştur. Güçlü kavramlar güçlü insanlarda anlamlanır yoksa güdük ve anlamsız ve de komik olur. Yani; makam ve mevki içlerini doldurduğunda anlamlanır. Başkomutan Mustafa Kemal deyince çok anlam ifade eder ama Başkomutan Hacıanesti ile yan yana hiçbir anlam taşımaz. Çünkü Yunan Orduları Başkomutanı Hacıanesti ordularını İzmir’de bir yatın içinde yönetmiş ve hak etmediği unvanın sorumluluğunu taşıyamamıştır. Başkomutan var, başkomutan-cık var…

                  Hiçbir şey tesadüfî olmuyor. Birlikte hareket etmek, inanmak, muhalifleri bile inandırmak, uygulamak ve daima kararlı bir şekilde hedefe doğru ilerleyerek, çalışma temposunu artırmak ve sonunda küllerinden yeni bir ulus yaratmak uzun mücadele ve dâhiyane fikre sahip olmaktan geçiyor ve bunlar kısa sürede olmuyor danteli oya gibi işlemek gerekiyor. Onun için yeni bir tarih yaratma hevesinde olunmamalıdır. Yenileşme doğaldır ancak buna da yeni denmemelidir.

Yeni bir şey yapılacaksa, eğitimde, kültürde, sosyolojide, bilimde yenileşme çabaları olmalıdır. Bu anlamda yeni bir şey olmadığı da açıkça görülmektedir.

Soru çalındı pardon, askerler haksız yere hapis yattı pardon, Atatürk büyük lidermiş pardon, Fetullah kötüymüş pardon. Pardon, yanılmışız, kandırmışlar. Türkiye böylece zaman ve güç kaybediyor, pardon deyince hiçbir şey düzelmediği gibi bir sürü düzeltemeyeceğin mağduriyetler de oluşuyor.

Artık her şey ehil ellerde olmalıdır. Kimlik belirleyiciliğinden vazgeçilerek liyakat esası üzerinde temel oluşturulmalıdır. Bu anlamda; milletvekilleri de seçmenine hoş görünme mecburiyetinden kurtarılarak asli görevine dönmeli ve bütün enerjisini yasama ile ilgili olarak harcamalıdırlar. Temsil görevi yerel yönetimler yoluyla çözümlenmelidir. Ayrıca, milletvekilliği maddi cazibe merkezi olmaktan çıkarılmalı ve maaşları yarı yarıya azaltılarak, emeklilik uygulamasına son verilmelidir. Siyaset yapacaklar, fedakârlığının karşılığını maddi olarak değil manevi huzur ve mutluluğu taşıyarak almalılar,kendilerini bu ulusa karşılık beklemeden adamalılar. 

Milli Mücadele Tarihimizin önemli olayları yasaksavar mantığı ile geçiştirilmeden kutlanmalı ve en önemlisi toplumun her kesimine anlatılmalıdır.

Bir anekdot; 30 Ağustos’ta günün sonunda yanında Fevzi ve İsmet Paşalar olmak üzere savaş meydanında gezerken yerde duran Yunan bayrağını görünce ‘’Bir ulusun bağımsızlığının alametidir, kaldırın! der’’. Bugün Türk bayrağını yakan veya miting sonrasında da olsa üzerine basanların bu olaydan çok şey almaları gerekir.

Artık; Tek çözüm yolu vardır, Kuvayı Milliye (ulusal güç) ruhu ile Atatürk’ün kurucu ilkelerine bağlılık ve bilimin ışığında aydınlık yarınlara ulaşmaktır. Atatürk ve Kuvayı Milliye şehitlerinin ruhları şad olsun, Gazilerimize de minnet duygularımla, Nazım Hikmet’in şehitler şiiri ile sizleri selamlıyorum.

Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri, siz toprak altında derin uykudayken

                  düşmanı çağırdılar, satıldık, uyanın!

Biz toprak üstünde derin uykulardayız, kalkıp uyandırın bizi!

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri, mezardan çıkmanın vaktidir!

 Zafer Bayramımızın 94. Yılını coşku, heyecan ve sevinçle kutluyorum.

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

 

  • Yorumlar 5
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.