• BIST 100.021
  • Altın 280,280
  • Dolar 5,7250
  • Euro 6,2958
  • Trabzon 17 °C

BAŞÖRTÜSÜ

Osman Necip SEVİNÇ

Rahmetli babam; günlük olayları, gazetecilere, üniversitede rektör ve dekanlarına, bakanlara, başbakanlara yazarak sorgular, hicveder, bilgi alır, akıl verir bazen de haddini aşmadan güzel bir üslupla damardan giydirirdi. Bu yazılarını ‘Mücadele Mektupları’ diye bir dosyada saklardı… Şimdi size 30-40 sene öncesinin kanayan meselesi başörtü sorununu kaleme aldığı bir yazısını aktaracağım…

Yıl 1990. Bir ilimizin üniversitesi Tıp fakültesi öğretim üyeleri, cübbeleri ile Anıtkabir’e yürüyüş yaptılar. Şimdi mektuba gelelim…

Hitap; Büyük ilin üniversitesi tıp fakültesi öğretim üyeleri ve görevlilerine…

23 Kasım 1990 tarihli Milliyet gazetesinin 10. Sahifesinin sağ dibinde münteşir ‘kamuoyuna’ başlıklı duyurunuzu okudum. Bunun bir de tercümesini benim kalemimden görün.

Bizler bilgiyi dolayısı ile ilmi üretir gibi görünüp bunun sloganı ile çöplenen çağdaş ilim diye tutturup çağa asla ulaşamayan, bir buluşla ilme katkısı olamayan, kendilerini ilim adamı değil bilim adamı ancak sayan kişileri ibretle seyredip, varlığımızı borçlu olduğumuz İslam umde ve prensiplerine aziz Türk milletinin manevi ve mukaddes değerlerine yönelen her türlü tecavüz ve hor görüleri, laik demokratik sistemle hiçbir şekilde bağdaşmayan sapıklıkları ve teşebbüsleri kınadığımızı…

Laikliğin ancak ve ancak kaynağındaki tatbikatı ile mukaddes dinimizin İslami prensiplerinin uyanık bekçileri olduğumuzu, türedi bir kısım insanla kopukluklarına katiyen metelik vermeyeceğimizi ‘kamuoyuna duyuru yapanlara’ duyururuz.

Ankara’daki yandaşlarınız, yürüdüler de yürüdüler, kızlar başını örtüyor laiklik elden gidiyor diye günlerce bağırdılar. Baş örtmekle elden kayıp giden laikliğin demek ki sağlam temelleri yok. Türkiyemde laiklik beynelmilel anlamıyla zaten yok ama dinsizlik var. Giden laiklik değil dinsizliktir. Ve bu da gitmeye her zaman mahkumdur. Devlet laiklik ideolojisini bahane ederek vatandaşlarının inandıkları gibi yaşamasına engel olamaz.

Hocalarımız sokakta giyilmesi mutad olmayan cübbeleri ile Ankara’da kaldırım mühendisliği yapmışlar. İlmi kıyafet haysiyetini bile hiçe saymışlar.

Şimdi bir an düşünelim. İstanbul’da din adamları dini kıyafetleri ile sokağa çıkıp laikliği saptırarak dini geleneklerimize ve İslami emirlere karşı çıkılıyor diye, örneğin Eyüp Sultan’a yürüseler, buna siz ne derdiniz. Doğru olur muydu? Asla! Değil mi?

Demokrasi sahtekarlığı yapmak çok ayıp. Şu anda ekşi ayran gibi kabardığınızı görür gibi oluyorum. Neden, neden böyle?

***

Mektup böyle sona eriyor. Babamın muhatap aldıklarından geri dönüş olmamış.

Şimdi bu yürüyüşten 29 sene sonrasındayız. Artık kafaların örtüsüne değil içindeki fikirlere bakılması gerçeğini herkes özümsedi. Hatta İstanbul’da seçim var. En ters uçlar birleşmiş, partiler Kur’an ayetleri okuma yarışına bile giriyorlar. Birbirleri ile kutsal kitabımızı okuyarak yarışıyorlar, başörtüsü tartışmaları çok geride kaldı. Laiklik elden gitmedi. Ne güzel değil mi? Tümü samimi ise bize de sevinmek düşer.

Son söz olarak bağlayayım… Hocaların bu hareketi ve isteği halkımıza dini veya vahyi değil aklı esas almalarını tavsiye etmektedir. Bu tavsiye tüzel kişiliğin yani devletin işleri ile sınırlıdır. Fertlerin özel hayatlarına teşmil edilemez. Zira Müslümanın ‘Ben aklımı esas alırım. Allah’ı tealanın (c.c) indirdiği hükümleri ciddiye almam’ demesi Müslümanlıktan çıkması demektir.

Jan Jack Rousseau ‘Contrat Social’ adlı eserinde; ‘Devlet hayatı üyelerinin birliğine dayanan tüzel bir kişiliktir. Amacı üyelerinin korunması ve refahıdır’ der. Buna rağmen zorunuz ne idi ki ülkede ikinci sınıf vatandaş zümresi yaratıp başörtülülere hayat ve okuma hakkı tanınmamış idi. Ne oldu şimdi? Çoğunuz birkaç oy almak için savunduğunuz ilkelerden çark edip sağ parti ile sarıldınız. O uç parti de muhatabına sarıldı. Allah hepimizin iyiliğini versin. Ne mutlu birbirini seven, kardeş olduğunu hisseden birbirine saygılı insanların çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşayanlara.

 

UZAYLILAR VARSA!

1-Eğer uzaylılar gerçekten varsa, buradan seslenmek isterim. Yeriniz varsa yatıya gelelim. Dünya çekilmiyor artık.

2-Mezarlık girişinde ‘biz de gezerdik siz gibi/ siz de geleceksiniz biz gibi’ yazıyor. Bak şuna ölmüş gitmiş hala laf sokuyor.

3-Kebapçıya ‘abi Urfa ile Adana arasında ne fark var’ diye sordum. ‘300 km’ dedi. Sustum lahmacun söyledim, yiyorum.

4-Mahtara bile kültür veren Rabbim sana vermediyse vardır bir bildiği.

5-Doğru insanı bulduğunuzda beni de çağırın ne olur. Neye benziyormuş şu, bir bakayım meraktan çatlayacağım valla!

6-‘Erkeklerin hepsi odun’ diyen kızlar, sabah sabah o kadar makyajı ormana gitmek için mi yapıyorsunuz?

7-Doktora gittim ‘Ağrı nerede’ dedi. Doğu Anadolu Bölgesinde dedim. Oksijen tüpü ile kovaladı beni… Salak mıdır nedir?

8-Uzaydan astronot kağıda şunu yazmış… ‘Burada tanrı falan görmüyorum’… Efsane bir yorum gelmiş, ‘Oksijen tüpün bittiğinde göreceksin’!!!

 

     

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.