• BIST 107.401
  • Altın 173,640
  • Dolar 4,1031
  • Euro 4,9999
  • Trabzon 13 °C

BELEDİYE BAŞKANLARI

Osman Necip SEVİNÇ

  Her mesleğin ideal-örnek insanları vardır. Biz de bugün, klasik belediye hizmetlerinin, göz boyamaların ardına saklanmayan, güvene dayalı hisseleri senetlere bağlamayan ideal bir Belediye Başkanı nasıl olmalıdır diye irdeleyelim.
Her şeyi hükümetten ve iller bankasından bekleyen, sadece durumu idare eden, lüks makam arabasına binen, yüzü gülmeyen, seçimlerden sonra halkın arasında görülmeyen, insanların içerisinde korumaları olmadan dolaşmayan iktidarın gücüyle gerçekleşen işleri kendi yapmış gibi lanse eden ve bundan gurur duyan bir başkan ülküsel (ideal) olabilir mi ?
Yaptıklarından ötürü halktan övgü bekleyen, kendisi ile övünen, Hakkın izni ve halkın da teveccühü ile o koltukta oturduğunu anlamayan, her şeyi kendinden bilen, insanlara VEFA ve SADAKAT göstermeyen, kusurlarını, hatalarını göremeyen, yüzünü ekşiten, şımaran bir insan ideal bir Belediye başkanı değil, olsa olsa ideal kötü yönetici olabilir.
Yeryüzünde tevazu ile yürümeyen, halktan saklanmayan, manevi sorumluluğun vebalinin büyük olduğunu tam çözemeyen, işi ehline vermeyerek hem iline, hem de inançlarına ihanet eden, halkının gazabını kazanarak(!) her iki cihanda kalan; ideal bir belediye başkanı olabilir mi?
***

Taklit belediye başkanlarından ve hizmetlerden halk usandı. Artık insanların sınırlarını zorlayan projelerle ortaya çıkma zamanı geldi geçiyor. Bugün yeni şeyler söylemek ve yapmak lazım cancağızım. Eski belediye anlayışı rutin belediyecilik çoğu ilimizde yerini toplumsal belediyeciliğe bırakmıştır. Eğer hala uyuyanlar varsa uyansın, ortak akıl arasın.
Şu Trabzon’umda özgün tek bir proje göstermek mümkün müdür? 150 yıllık belediyeciliğimiz tarihinde yok değil mi? Sıradan adamlarla çalışılırsa, eş dost akraba bacanak kayırılırsa tabi ki olamaz. Donanımlı, çok iyi mühendisler ile çalışmak çok mu zor acaba?
Bir belediye başkanı; önünde büyük sıfatı koyulunca büyük olamıyor maalesef. O belediye başkanı ki halkın istikbalini, ilinin refahını değil de bir sonraki gelecek siyasi istikbalini düşünüyorsa; o, insanlardan, seçmeninden uzak ego sahibi bir yöneticidir ve zarar içindedir.
“Beni çok eleştiriyor” diye iline sevdalı ve başarılı, değerli insanları çevresinden uzaklaştıran, yalaka insanları yanında saklayan bir yöneticinin akıbeti bugünkü tartışmalı bir başkan portresi olmasının kaçınılmaz bir sonucudur.
Bu sanal Büyük Şehir Başkanı tablosu size kimi anımsatıyor? Bir ipucu vereyim mi? Maalesef güzel ülkem de yaşıyor ve çalışıyor.

 


SİNEMA FİLMLERİ VE DİZİLER

Geçenlerde televizyonda bir psikolog; günümüz insanının neden çoğunlukla mutsuz, huysuz, insani değerlere uzak olduğu üzerinde konuştu!
İnanır mısınız konuyu sinema filmlerine bağladı!
Yaşı 30’un üzerinde olanlar iyi hatırlarlar. Televizyonumuzda Saray, Konak, Renk, Sümer sinemaları, yazlık olarak da İnci, Hisar, Yıldız, Emek... sinemaları vardı. Bu sinemalarda zevkle seyrettiğimiz, kah ağladığımız, çokça güldüğümüz ve sonu mutlak mutluluk ile biten filmler. Üç arkadaş, gurbet kuşları, bahçıvan... gibi insani değerleri, vefayı, tevazuyu, iyiliği, mutluluğu, tok gözlülüğü, fedakarlığı, neşeyi işleyen ve hepimizi terbiye eden, başkalarının hakkını gözeten, yardımı öngören, dürüstlüğün, doğruluğun insani bir görev olduğunu  belirten o güzelim filmler... Güldürürken düşündüren senaryolar.
Hulusi Kentmen’ler, Sami Hazinses’ler, Sadri Alışık’lar, Nejdet Tosun’lar... Sonraları Kemal Sunal’lar, Şener Şen’ler , İlyas Salman’lar.
Kötü adam rolündeki Ahmet Tarık Tekçe, Hüseyin Balaban, Kenan Pars ise her zaman cezasını bulan, iyiliğin karşısında raspas olan film icabı kötü karakterler. Aykan Işık, Belgin Doruk, Fikret Hakan, Sadri Alışık gibi güçlü ve dürüst baş artistler.
Gelelim bugünkü film ve dizilere… Vur, kır, parçala, ez! Hainlik, zalimlik, kötülük, vefasızlık, saygısızlık, hırsızlık, köşe dönmecilik, doymazlık, kin, intikam... gibi zalim ve pis duyguları öne çıkaran, seyirciye namussuzluğu, iftirayı, gıybeti öğreten hatta öneren, ahlaksızlığı özendiren filmler ve özellikle diziler. Köşe dönmecilik için her şeyi mubah gösteren yerli yabancı senaryolar... Zalimlikte sınır tanımayan karakterler.
Bunun sonu, dejenere bir ‘nesil’e gidiş, Avrupalılara özenti ile ahlaksızlığa yöneliş...
Bakarsınız bir Kültür ve Turizm Bakanlığımız var. Neslimizi bozan ve bozacak olan filmlere geçit verir, ama şu bizden birileri olan eski Türk Yeşilçam filmlerinin yeniden ve yeni teknik ile çekilmesi için kılını kıpırdatmaz.
RTÜK deseniz, Türk kültür ve manevi değerlerine aykırı dizilere dur diyemez, reklamları 15 dakika süreye kadar getiren kanallara ceza veremez ama toplanıp huzur hakkını alır.
Benim önerim şöyle… Mutluluk, fedakarlık sevgi ve saygı dolu, seyirciye huzur veren halkımızı anlatan, değerlerimizi ortaya koyan eski klasik sinema filmlerimizin yeni teknikle çekilip vizyona koyulması...
Bu işlev, çocuklarımızın psikolojisini düzeltip Türk milletinin hasletlerini öğrenmelerine ve yeniden yaşamalarına yardımcı olacaktır. Haklının her zaman kazandığı, kötünün mutlaka cezasını çekeceği ve adaletin er geç tecelli edeceğine olan inançları tazelemek sanırım en büyük kazanç olacaktır.

İSRAF GÜNAH!

İstanbul Çamlıca Camii. Muhteşem bir mimari, harikulade bir yer seçimi ve son yıllarda yapılan en büyük ibadet yerlerimizden biri. Şahsen bana mutluluk ve gurur veriyor.
Ancak bu camiimizin som altından 40-50 trilyon lira değerinde maketinin yapıldığını gazetelerden okuyunca şok olmuştum.
Bizim; karnını bir kaç hurma ile doyuran bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu, Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de En’ am suresi 141. Ayette “İsraf etmeyin, Allah israf edenleri sevmez”… Araf suresi 31. Ayette “... Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez”… Taha suresi 127. Ayetinde “... İsraf edenler, haddi aşanları cezalandırırız”… Enbiya Suresi 9. Ayette de “... ve israfa saplanıp haddi aşanları helak ettik” dediğini unutanlar mı var?
Rahmetli anneciğim bize anlatırdı 1940’lı yıllar zengin hacı babasının evinde et pişirildiği zaman ailecek banyo yapmak ve elbiselerini değiştirmek zorunda kalırlarmış. Neden? Çünkü hacı dedem evde et pişirildiği zaman komşulara kokusu gider, yiyemeyenler imrenir... Herkese de veremeyeceğimize göre… Kapatın pencereleri kapıları diye evdekilere emir verirdi ve aynen uygulanırdı.  Tabii bu anı kendi imkanlarına ulaşamayanları imrendirerek günaha girmemek adına yapılan bir eyleme örnektir.  Bir de şimdiki halimize bakınız. Hepimiz yediğimiz yemeği ballandıra ballandıra resimli olarak sosyal medyada yayınlıyoruz.
Yılda 1,5 katrilyon liralık ekmeği çöpe atan, israf eden bir Müslüman toplumuz. Eskiden ekmek dolabında artan bayat ekmekleri analarımız papara yapıp sofraya getirirdi. Bir dilim ekmek ziyan olmazdı, olamazdı. Şimdi aynı ailede çifter çifter lüks arabalar, evler, katlar, villalar, yazlıklar, kışlıklar yirmi sene giysen bitmeyecek giysiler, moda sevdası ile çoraptan şapkaya kadar altı ayda bir tamamen değiştirilen, eskilerin ise atıldığı gardıroplar vs.
Komşusu açken tıka basa yiyip tok yatanlar! İnfak ediniz diyen Rabbimiz, bunların hesabını sormayacak mı sanıyorsunuz? Bu nimetleri bize veren elbette ki yetime, öksüze, düşküne ne verdin demeyecek mi? Ey çocuklarıma daha çok servet bırakayım diye çalan, çırpan yaratık hiç komşuna ne yer ne içer ne yapar diye sordun mu, araştırdın mı? O övündüğünüz çocuklarınız dahi sizin haram kazancınızdan cezalandırılabilir.
Allah’ım bizi affet şu Cuma günü hürmetine. Bizi israftan, gösterişten, akrabası cefa çekerken saltanat sürmekten ve özellikle sadece akrabamız değil kimsenin hakkını yemekten koru.
Ne mutlu helal kazancı sağlayıp, devletine vergisini tam ödeyip, servetinden infak edip yetim hakkı yemeyen namuslu Müslüman insanlara. Ne mutlu iş yerindeki işçisini teri kurumadan ücretini hakkıyla ödeyene. Ne mutlu ekmeğini yediği devletinin malını israf etmeyene.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.