• BIST 95.418
  • Altın 188,245
  • Dolar 4,7608
  • Euro 5,5686
  • Trabzon 26 °C

‘Benim skandalla işim olmaz!’

Yer KULAK

Taka Gazetesi eski sahibi Ahmet Sancak, dün sabah Almanya’dan aradı. Sancak, ‘Skandal kiralama’ başlıklı yazıda kendisine haksızlık yaptığımızı söyledi.

benim-skandalla.jpg
Haberin kaynağı, bir başka yerel gazete... Zaten iddiaları da oradan aldık ve ‘Bir kere kiralama işinde Ahmet Sancak’ın hiçbir suçu yok. Sancak, binaya kiralıktır afişini astı. Birkaç ay müşteri bekledi. Sonra talipli çıktı. Anlaşma sağlandı’ dedik.
Ahmet Sancak, yazının içeriğinde eksik olduğunu belirtti ve ‘skandal kiralama’ başlığının yanında resminin yayınlanmasına tepki gösterdi.
Sancak şöyle dedi;
‘Benim skandalla işim olmaz. Yeri ben direkt kiralamadım. Kiralayan Kaplan Emlak’tır. Kira tutarı 52 bin lira değil 41 bin liradır. Sağlık Bakanlığı katlardaki onarım ve düzenleme işini bize yaptırdı. 150 bin lira harcadım. Aziz Bahadır’a 50 bin liralık iş yaptırdım. Sağlık Bakanlığının onarım ve düzenleme işinde en yüksek fiyatı da Aziz Bahadır verdi. Ayrıca, Kaplan Emlak, binaya daha yüksek kira bedeli ile müşteri buldu. Ben de, kiracım kurumsal bir firma olsun, kirası az olsun, dedim. Olay bundan ibarettir. Skandal bunun neresindedir.’
Ahmet Sancak’ın kiralama işinde dahli olmadığını bizde yazmıştı. Sancak, bu açıklaması ile bizi teyit etti.
 
‘Konsorsiyum’ adresi
Faruk Özak’tır!

konsorsiyum.jpg

Trabzonspor Divan Kurulu Başkanı Ali Sürmen, ‘Trabzonspor’un bir başkan adayına değil. Kulübü birlik ve beraberlik içerisinde bu sıkıntıdan kurtaracak bir konsorsiyuma ihtiyacı var’ dedi.

konsorsiyum1.jpg
Sürmen’in ve arkadaşlarının istediği konsorsiyumun adresi bize göre Faruk Özak’tır. Özak’ın başkanlığında Sürmen’in istediği birliktelik sağlanır ve Trabzonspor’da yönetici olma şansları ve ihtimali kalmayanlar yönetime gelir ve Trabzonspor kurtulur.
Trabzonspor’un önümüzdeki birkaç ay içerisinde birkaç yüz milyon liralık bir ödemesi ve UEFA’da bekleyen onca dosyası bulunuyor. Kasa tamtakır!
Konsorsiyum ne yapacak?  Kapı kapı dolaşacak, para bulmaya çalışacak ve sonunda herhalde kulübün anahtarını Ankara’da birilerine teslim edecek.
Ali Sürmen ve heyeti, bize göre , ‘Sayın Başkan, yönetimini yenile, güven tazele ve göreve devam et.  Trabzonspor’u yüzüstü bırakamazsın’ demeliydi.
Muharrem Usta, Divan’dan ve camiadan bu desteği aldıktan sonra devam eder mi?
Bize göre, etmez. Çünkü kamuoyu desteğini kaybettiği gibi kulüp te ekonomik olarak çıkmaza girmişti. Bu durumda en çıkar yol, olağanüstü kongreye gitmekti. Usta da bunu yaptı.
Ali Sürmen ve arkadaşlarının, konsorsiyum istekleri ve söylemleri havanda su dövmekten başka bir şey değildir.
Neyin konsorsiyumu sağlanacak? Parayı Ahmet verecek düdüğü Mehmet öttürecek.
Konsorsiyumun adresini yukarıda söyledik. Faruk Özak, konsorsiyum için ideal isimdir. Özak’a belki sağdan soldan bir iki eleştiri gelir, hepsi o kadar.
Faruk Özak, aday olur mu veya ‘Arkadaşlar ben de elimi taşın altına koydum. Benim başkanlığımda bir yönetim oluşturalım’ der mi?
Bize göre, dünya yıkılsa demez!
Faruk Özak, ne yapar?
Ne yaptığını geçmişte gördük!

***

Muharrem Usta, aday olmayacağını net bir şekilde açıkladıktan sonra yapılması gereken iş, ya Mehmet Yiğit Alp ya da Celil Hekimoğlu’nun başkanlığında bir yönetim kurulu oluşturmaktır.
Yusuf Reha Alp, Trabzonspor kulübüne yüklü miktarda karşılıksız para verecek biri değildir. Ancak, Alp, konumu ve kişiliğiyle Trabzonspor’a kaynak bulacak bir isimdir. Alp ve oluşturacağı ekiple birlikte, Trabzonspor’un uçuk harcamalarının önüne geçeceği gibi borcu da kademeli olarak düşürür. Kulübü bir düzene sokar. Transferlerde ince eler sık dokur.
Celil Hekimoğlu, aday olur mu? Önce şunu belirtelim, Celil Hekimoğlu, ‘adayım’ desin, yarın başkandır. Trabzon’da birileri karşı çıksa da seçimi farklı alır. Hekimoğlu da hesap kitap adamıdır. Kulübün durumunu görmeden bu işe balıklama atlamaz ve ayrıca ekonomik destek alacağı kesimlerden de sinyal alması gerekir.
Bu iki isimden birinin aday olması halinde çatıda olmasa bile tabanda kendiliğinde konsorsiyum oluşur.

**********************


Kadınlık mevzuu daha çok su kaldırır. Türkiye 1970’lerde çok mutaassıp ailelerden oluşan bir ülkeydi. İlk kez bir Yeşilçam filmindeki, Selvi Boylum Al Yazmalım, Türkân Şoray’ın canlandırdığı taşralı bir kızın aşktan, evlilikten ve modern bir hayattan yana hayallerinin olabileceğine inandırıldı Türk halkı. Türk erkeği için ise 1980’ler kerhane kapılarında sıra beklemekle geçti. Her hafta aynı kadına gidenler ise göreceli olarak daha ahlaklı olanlardı. 1990’lar ise Duygu Asena’nın çiziktirdiği üçüncü sınıf metinlerle Anadolu’daki meleği sırtından hançerlediği yıllardı. Güya feminist düsturu ‘’Aşklarıma da haklarıma da sahip çıkarım.’’ idi. Duygu hanım Virginia Voolf bunağının zamane tercümanı gibi bir şeydi. Oysa o yıllardaki yaygın kanaat şuydu. Ateistlerin ateistliği on bin fit yükseklikteki bir uçağın hava boşluğuna düştüğü ana kadar, komünistlerin komünistliği para kazanıp zengin olana kadar, ( bence pilav üstü döner yiyene kadar), feministlerin feministliği ise iyi bir şey, yani koca bulana kadardı. 2000’li yıllar ise evlerin elektronik makinelerle dolup taştığı yıllar oldu. Bu makineleşmeden Kezbanizm adlı Türkiye’de halihazırda aktif olan siyasal bir fraksiyon türedi. Alman elektronik devleri tüm mutfak ve ev aletlerini üretiyor. Evde işsiz kalan Türk hatunları iki kermes, bir iki konferans ile eğitimsiz, görgüsüz, paçoz halleriyle siyasetin tam göbeğine oturuyorlar. Dün İstiklal Caddesinde yürüyenler bu pespayeliğe dair tek bir kelime etmediler. - Şimdi dağılın ulennn!

(Metin Kondel)

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.