• BIST 97.149
  • Altın 282,758
  • Dolar 5,7454
  • Euro 6,3899
  • Trabzon 24 °C

Berbat Süleyman!

Yer KULAK

  Bayram nedeniyle köşemizi Turgay Beşyıldız’a tahsis ettik. Turgay, Trabzon’da bir dönemler hemen herkesin tanıdığı renkli isimlerin hayat hikayelerini yazmıştı.  İşte bu isimlerden biri de ‘Berbat Süleyman’dır.
Turgay’ın kaleminden işte Berbat Süleyman;
  Trabzon’da, tarihi Zağnos Köprüsü’nün altındaki kurumuş dere yatağında, küçük iki katlı müstakil evinden çıkıp, dere mahallesinin içinden, Pazarkapı semtindeki şimdi yıkılmış olan çocuk yuvasının önüne doğru, bitirimce yürür çıkardı.
Güneşli bir günde beyaz ütülü gömlek, siyah İspanyol paça bir pantolon, yumurta topuk ayakkabılarını hatırlarım hayal meyal.
  Traşlı ve grand tuvalet gezerdi genelde. Cebindeki bozuk paraları yolda rastladığı mahallenin çocuklarına, hem yürür hem dağıtırdı. Çocuklar onu görünce adeta saygı duruşuna geçerdi.
  Çünkü; mahallelerinin jilet gibi, bitirim Süleyman ağabeyleri geliyordu.
Yukarı yerli olduğunu söylerler ama doğum yeri, bildiğim Trabzon’du.
Anne, babasını ve üvey babasını yıllar önce kaybetmişti.
Dere Mahallesi’nin 70’li yıllarda bıçkın bir delikanlısıydı.
Berbat Süleyman...

*
Süleyman gözü pek, yürekli ve dik duran biriydi.
Evli olduğu dönemde, Kalekapısı’nın orada bir yerdeki fırında geceleri çalışır, hamur yoğururdu.
Gündüzleri de genelde Moloz’da deniz kenarında, derenin denize döküldüğü yer, şimdi akaryakıt istasyonu olan yerde, kürekle, kalay, gümüş, bakır ve altın parçaları ararlardı.
Küreği suyun dibindeki çakıla kuma sokar, suyun üstüne kaldırır, su döküldükten sonra parmaklarıyla kürek üstündeki irili ufaklı taşları eler, değerli parça arardılar.
Para edecek pahada ne varsa, ufak bir şey bulunca kısa günün bereketi diyerek, alacak olan dükkanın yolunu tutarlardı.
Bir kaç arkadaşıyla zamanın altın arayıcısı gibiydiler.
Birkaç kez de denizde ufak tefek şeyler bulduklarını duydum.
Ama yüreği gibi eli de açık olduğu için, kendinden daha garibanlara dağıtırdı.
Yer içerdi, zaman zaman o yıllarda alkol de almaya başlamıştı.
Belki de onu tanıyanlar her gün alkol almasına rağmen, sağlığı el verene kadar onun Ramazan ayında bir fiil oruç tuttuğunu bilmezdi.
Şimdi yeşil alan olan Dere Mahallesi’nin cadde üstü giriş kenarında, sonradan yıkılan fırının yanında, çok yüksek olmayan kaldırım kenarındaki duvar üstünde oturur, ister istemez mahallenin giriş, çıkışını koruyor havasına bürünürdü.

*
42acfae5-7ca3-4e77-9e78-d17f9ed80c7e.jpgAnne, babası sağ iken evlenmişti. İki erkek çocuğu oldu.
Ayrıca iki kız kardeşi vardı.
Bir tanesi deniz subayı ile evlenip gitmişti.
Diğeri Keriman'ın da akli dengesi biraz yerinde değildi.
Yetişkin oğullarından Sebahatin'in İstanbul'da hayatını kaybettiğini duydum.
Diğer evladı Selahattin de, İstanbul’da yaşıyor.
Baba Süleyman'ın ilerleyen yıllarda alkol bağımlılığı başlamış, eşi ile yıllar sonra ayrılmıştı.
Maddi ve geçimsizlik sıkıntıları, eşinin çocuğunu da yanına alarak ve onu yapayalnız bırakarak evden çekip gitmesi, haliyle onun dünyasını karartmış ve yıkmıştı.
O sıralar babası vefat etmiş olduğu için, ikinci kez evlenen annesi, eşi ve çocuğuyla 50 metre kare üzerine kurulu iki katlı küçük bir evde beraber yaşıyordu.
O küçük evde mutluluğu arayan Süleyman, mutsuzlukla tanıştı.
Komşularının anlattığına göre bir gece eve yine alkollü geldiğinde, annesini yalnız başına bulmuş, eşinin çocuğunu da alarak evi terk ettiğini öğrenmişti.
İşte hayat filminin kırılma anı, o geceydi.
Halbuki hep beraber oturdukları evin, kısa bir süre önce tapusunu da almışlardı.
O saatten sonra mahallenin bıçkın delikanlısı Süleyman Albayrak, kafayı sıyırmıştı.
Artık tek arkadaşı alkoldü.
Ayık gezdiği gün yoktu.
Eşinden ve çocuğundan da uzun süre haber alamayınca, üstüne başına da dikkat etmemeye başlamıştı.
Komşular rahatsız olmasın diye evine gece yarısı sessizce girer, onu seven mahallenin çocukları onun bu halini görmesin diye, sabah sabah erken saatlerde evden çıkıp kaçarcasına giderdi.

*
Anlayacağınız şık, bakımlı Süleyman artık gitmiş, yerine saçına sakalına, üstüne başına artık dikkat etmeyen, özen göstermeyen bir “Berbat Süleyman” gelmişti.
Yaşlı anacığı da ölüp tamamıyla yalnız kalınca tam dağıtmış, Berbat Süleyman saçı sakalı tamamıyla koy vermişti.
Artık bu halini, komşuları ve her zaman harçlık verdiği çocuklar görmesin diye, evine de gitmez olmuştu.
Artık yeni mekanı Gazipaşa Mahallesi ve İskele Caddesi ve de büyük limanın çevresiydi.
Bir karton mukavvayı yere serip, kendine yatak yapar, gökyüzünü de yorgan yapıp üstüne çeker ve kıvrılır uyurdu.
Genelde Ganita’daki tünelin çıkışında sol kenardaki yeşil alan, meskeni olmuştu.
Orada yiyor, içiyor, orada yatıp kalkıyordu.
Evine uğrama bile uğramıyordu.
Anlayacağınız her geçen gün daha kötüye giden Berbat Süleyman, karalar bağlamış, hayata küsmüştü.
Kışın soğuktan, yazın sıcaktan yüzü nerdeyse kapkara olmuştu.
Ailesi evi terk ettikten 13-14 yıl sonra, delikanlı olmuş çocuğu İstanbul’dan çıkıp gelmiş ve babasını bulmuştu.
Onu o mahallenin girişinde kenardaki alçak duvarda oturmuş, baba-oğul dertleşip sohbet ederken bir kaç kez görmüşlerdi.
Babasının bu haline dayanamayan evlat, babasını önce berbere, sonra hamama götürür pırıl pırıl yapardı.
Üstündeki pis elbiselerin hepsini çöpe atar, onu yeni baştan tepeden tırnağa giydirirdi.

*
Oğlu haliyle İstanbul’a dönmek zorunda olunca, ayrıldıktan bir kaç gün sonra üzerindeki yeni elbiseleri çıkartıp kendinden daha garibanlara verir ve ortaya yine o eski Berbat Süleyman çıkardı.
Onun bu halini cadde ve sokaklarda gören yeni yetmeler onu iyi tanımadıkları için, ona Süleyman abi değil artık “Berbat Süleyman” diye seslenerek takılmaya da başlamışlardı.
Ama Berbat kafasını çevirip de bir saniye bile onlara bakmazdı.
Hatta ismini daha da kısaltarak
 “Berbat Sülo” ya da “La berbat” diye ona seslenip onunla dalga geçerlerdi.
Bazen bu anlara tanık olan gençlik arkadaşı, şimdi 70‘li yaşlardaki milli dalgıç Ersin Kalfa ağabeyimiz, ona takılanlara çıkışır; “Ulan siz onun kim olduğunu biliyor musun. Onu tanısaydınız bu yaptıklarınızdan utanırdınız” diye bağırır, hatta onlara küfür ederdi.
Zamanla Dere Mahallesi de, Toplu Konut İdaresi’nin (TOKİ) buldozerlerle girdiği yerlerden biri oldu.
  Orada yeşil alan olması için Berbat Süleyman’ın evi dahil, oradaki tüm evleri bedellerini ödeyerek istimlak etti.
Evin parasını alıp arkasına bile bakmadan, tümünü oğluna vermişti.
O yine 5-10 lira ile idare eder, şarap parasını çıkarınca büyük limanın karşısındaki küçük parka, meskeninin yolunu tutar, İskele Caddesi’nden aşağıya sağ tarafında kalan binalardan denizi bile göremeden, kırma topuk ayakkabı ile dağınık bir vaziyette yürürdü.
TOKİ evini istimlak etmeden arada bir umutla boş evine uğrar, acaba gidenler geri dönmüş müdür umuduyla kontrol ederdi.
Evde ne annesini, ne babasını, ne ablasını, ne eşini ve ne de çocuğunu göremeyince, yine karalara bağlanırdı.
Uğramışken, bakımsızlıktan çürümeye başlayan evinin kırık döküğünü de tamir ederdi.
  Üvey babası sağ iken alkolün de etkisiyle her nedense babasına saldırır, peşinden koşar ama ona fiziki zarar vermezdi, sonra da yaptığına pişman olurdu.
O anda komşulardan, hem de kendisinden utanır mahalleden hızlı adımlarla adeta kaçarak uzaklaşırdı.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.