• BIST 109.156
  • Altın 153,130
  • Dolar 3,8173
  • Euro 4,5053
  • Trabzon 9 °C

BEŞ DAKİKADA ÇALINAN ROBOT!

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Türkiye bir dönem yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile çalkalandı.

Türkiye gündemine bomba gibi düşen bu olayda bakanlar, iş adamları, bürokratlar, hatta dönemin başbakanının oğlu da suçlamalardan nasibini aldı.

Peki ne oldu?

Hepsi unutuldu. Hepsi sümenaltı oldu.

Hayat devam ediyor ve bu insanlar sanki pürü pakmış gibi yine gazetelerde, ekranlarda boy gösteriyor artı yüzleri hiç kızarmadan açıklamalar yapıyorlar.

Üç dört gün önce, işadamı kimliğindeki şahıs kızına at çiftliği aldı diye bir başlık atıldı. Sahi bu ne cüret…

Eşi ekranlarda jürilik yaparak ismini unutturmamaya çalışıyor. Onun da hiç utanması yok. O da çıkıp konuşuyor ve gülüyor. Ne çabuk unuttuk değil mi timsah gözyaşlarını. Sahi biz neden unutuyoruz!

Günahsız hayat var mı?

Hepimiz hatalar yapmadık mı? Hatasız kul olmaz.

Her şey bu hayatta normal mi?

Sanırım bu sorular karşısında vicdan, edep, kavramlarını benimseyenler ahlaktan ve birbirimizin hakkına saygıdan taviz vermememiz gerçeğini savunur.

Bir fıkra yazmak isterim...

Japonya’da hırsız yakalayan bir robot icat etmişler.

Robot Amerika’da beş dakikada 118 hırsız yakalamış.

İngiltere’de beş dakikada 80 hırsız yakalamış.

İtalya’da beş dakikada 150 hırsız yakalamış.

Türkiye‘de ise beş dakikada robotu çalmışlar.

Bu bir espri ama her espri bir kıssadan hissedir.

Japonlar ne Hıristiyan, ne Musevi ne de Müslüman. Ne peygamberleri ne de kutsal kitapları var. O yüzden de birbirlerini yemiyor, kırmıyor, ırkçılık, mezhepsel ayrımcılık yapmıyorlar. Onurlular, duyarlılar, disiplinliler, eğitime çok önem veriyorlar, Çalmak yerine üretmeyi tercih ediyorlar. Dünyada deprem konusunda her yer, yerle bir olurken onların burnu bile kanamadan depremi atlatıyorlar. Çünkü çalmadan en iyi biçimde binalarını inşa ediyorlar. Bankamatiklerine kimse saldırmıyor. Bankalarında hortumlama, hırsızlık olmuyor. Bankacıları yolsuzluk olaylarına karışmıyor. Herkes hakkına saygılı ve vicdanlı. Kolay yoldan kendine pay çıkarmaya çalışan işadamları ve yöneticileri yok; Hepsi hakkına saygılı. O yüzden de dünya devi olmaya adım adım yaklaşıyorlar. Biz ise…

Başkalarının hayatı konusunda konuşmayı hak bilenler neden kendine yakın insanlar söz konusu olunca susarlar. Bu bizim kültürümüzde pek bir yaygın durumdur.

Neden insanların ruhlarındaki uçurumlar, boşlukları ve sahte gözyaşlarını kendi sıkıntımız belleyip o insanlara acırız ki. Başımıza ne geldiyse mazlum edebiyatından gelmedi mi?

Acımaktaki en büyük tehlike unutmak isteğidir. Bu da bütün kötülükleri, yolsuzlukları maalesef unutmamızı sağlar.

Sürekli mazlum ve mağdur rolünü oynayanlar, atlarını alıp Üsküdar’ı çoktan geçtiler.

Nietzsche bir sözünde der ki;

“Hak edene git demek asillere yakışır. Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme. Yoksa değersiz olan hep sen olursun”.

Bu söz ne düşündürdü size? Değersiz olduğunuzu mu? Çok normal söz anlamıyla, ana düşüncesiyle vermek istediği mesajı açık ve net olarak ifade etmektedir.

Bu ülkede yaşayan bir kesim sadaka kültürünü kabul ettiği, boyun eğdiği ve de unuttuğu sürece değersiz olmaya mahkumdur.

İnsanların yaşamları artık daha tek düze, daha zavallı ve sürekli koşuşturmaca ile geçiyor… Bu neden böyle diye sorgulamıyorlar. Çünkü kavrayamıyorlar. Birilerinin tavan yapması için şükredenlerin çoğunlukta olması elindekinin aslında daha fazla olması gerektiğini ise sorgulamaması gerekiyor.

Yaşadıklarımızın, gördüklerimizin yeri yürektir. Yürek eğer ses vermiyorsa ne acıdır ki o yürek durmuştur.

Hamelin köyünün hikâyesini hepimiz biliriz. Yani “Fareli köyün kavalcısı”…

Köyü basan farelerden bir kavalcı yardımıyla kurtulmak isteyen köylü, farelerden kurtulur ama kavalcının parasını vermez. Bu durumda da kavalcı köydeki çocukları kaçırır; Üç çocuk hariç. Onlar da kör, sağır ve yürüyemeyen sakat bir çocuktur.

Bu hikâyenin gerçek olduğu ve sonradan hikâyeleştirildiğini de hepimiz biliriz. Bizdeki kaval çalanlar halkı uyutmakla meşgul, halk da uyuyor. Halk uyurken de bu arada hedefine ulaşmak isteyenler ulaşıyor. Sanırım bir hipnoz gerek! Uyutmak için değil, uyandırmak için.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.