• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Trabzon 25 °C

BİLGİ VE İKTİDAR

Prof. Kemal Üçüncü

Uygarlık tarihinde, dünya üzerindeki bütün medeniyetlerin kendi tarihsel zamanlarına ve bulundukları mekâna göre bir Tanrı, evren zaman, mekan, varlık ve bilgi anlayışları olagelmiştir. Kadim zamanlarda Antik Yunan bu başlıkları Felsefe başlığı altında cevaplamıştır. Başkaca uygarlıklar, hikmet veya bilgelik diyebileceğimiz farklı bağlamlar içerisinde bu sorulara cevaplar aramışlardır. Bir medeniyetin bilgi anlayışı bu temel kök sorulara verdiği cevaplar ile oluşur. Her çağ bu sorulara, kendi ihtiyaçları ve sorunları bağlamında yeniden ele alarak cevap üretir, çoğaltır, iletişim kod ve kanalları ile yayar. Yazı öncesi dönemde birincil sözlü kültür çağında bu iş sözlü kültür kanalı ile yapılıyordu. Yazının icadından sonra sözlü iletişim kanalı devam etmekle beraber yazılı kültür merkezi bir rol alamaya başlamıştır.

Bütün bu serüvende bilgiyi elinde tutan ve üreteni, dağıtan mecralar ve kişilikler toplumsal ve siyasal iktidarı da kendi tekellerinde tutabilmişlerdir.

Bilginin iktidarı olmadan politik iktidarlar kalıcı ve etkili olamazlar. Türk tarihinin yükseliş dönemlerinde beylerin hakanların çok güçlü bilimsel donanımı yüksek basiretli danişmentleri vardır. Maveraünnehir, Selçuklu, Osmanlı çizgisi önce bilginin iktidarı ile kurulmuştur... Siyasi iktidar onun üzerine geldi. Kutadgu Bilig ve Divnü Lügat’it Türk olmasaydı Türkler 100 yılda Çin'den Akdeniz’e inemezlerdi. Günümüzdeki gibi “İndim derelerine” tarzı attıran danişmentleri olsaydı hala bozkırda av avlayıp kuş kuşluyor olurduk.

Bilgininin Üretimi için Eğitim ve Türkiye’nin Durumu

Günümüz Türkiye’sinin bir eğitim felsefesi yoktur. Felsefesiz bir eğitim modeli olamaz. Eğitimin kısa, orta, uzun vadeli hedefleri ülkenin amaçları ile uyumlu değildir. Kes, kopyala, yapıştır anlayışıyla (adapte bile değil)  taşınmıştır. Türkiye’deki kültürel ve toplumsal bağlam, ihtiyaçlar manzumesi ile hiçbir yerde kesişmez.

Bütün bu yapıyı önerenler işin tuhafı kendilerini eğitim bilimci diye tavsif ederler.

O yüzden bu tarz uzmanların yetiştiği kurumların kapatılıp yerinde organik tarım yapılmasının daha faydalı olacağını düşünürüm.

Oysa ki basit bir sosyal bilimler kültürü bile böylesi bir taklidin hiçbir şekilde başarılı olamayacağını bilmek için yeter de artar bile.

Fakir Moldovya’da Gagauzya Cumhurbaşkanı Sayın Mihail Formuzal’ın davetlisi olarak katıldığımız bir kongrede Avdarma isimli fakir bir Gagavuz köyüne misafir olduk. Köyün etnografya müzesi en son çağdaş müzecilik tekniklerine göre yapılmıştı. Odessa’da ikamet eden bir Gagavuz işadamı tarih öğretmeni kardeşine müze yapması için gerekli finansmanı sağlamış böylece ortaya mükemmel bir müze çıkmış. Dünyanın dört bir tarafından ve ülkemizden akademik heyetler ilgi ve takdirle izlediler. O esnada köyün ilköğretim okulunu da gruptan ayrılarak gezmek istedim. Gördüğüm manzara karşısında şaşırdım. O fakir köydeki ilköğretim okulunda öğretilen el sanatları ve becerileri, güzel sanatlar eğitimi abartısız bizim üniversitelerimiz ayarında. Her çocuk birkaç müzik aletini çalabiliyor, süsleme sanatlarından ve güzel sanatlar branşlarından birinde yeteneğini sergileyebiliyor. Ürünleri harikulade.

Bu bilincin benim yaşadığım şehirde de olmasını ne kadar arzu ederdim.

Köfte, ayran, közlenmiş yeşil biber, kuymak mutfak kültürü top oyunu sosyal etkinlik olarak algılanıyor. Denize sırt dönmüş bir sahil kenti, pek yazık.

Güzel ülkemle hemen bir karşılaştırma yaptım.25-30 bin liraya kolej eğitimi verdiğini iddia ediyorlar. Çocuğa liseden mezun olduğunda flüt veya mandolinle “daha dün annemizin” çalma becerisi veya otel İngilizcesi kazandırıp bununla övünüyorlar. Sosyal medyada değerli İktisatçı dostum Halil İbrahim Bayrakçı Bey’in paylaştığı aşağıdaki not bana tekrar “eğitim” başlığını hatırlattı.

Bilimsel, akademik, insan odaklı, öğretmeni baş tacı eden, parası olmayana da eşit imkanlar sunan bir eğitim sistemi bizim için ekmek ve su kadar öncelikli bir ihtiyaçtır. Bu yüzden Tüş ve Düşünce dergimizin güz sayısını eğitim özel sayısı yaparak bu konuda bir soruşturma başlatıp, bilim adamları ve entelektüellerimizden özgün önerilerini ve düşüncelerini almaya çalışacağız.

Nota bir göz atalım:

"Bugün, Fransa'da Lise bitirme sinavi olan Baccalauréat sinavlarindan Felsefe sinavlari yapildi. Bütün Fransa'da 17-18 yasinda Lise talebelerine ayni sorular soruldu. Bazilari sunlar. Facebook arkadaslarim arasinda bu konulardan herhangi birinde deneme yazmak isteyen var mı?
 

Fen öğrencilerine :
*Une oeuvre d'art a-t-elle toujours un sens ? (Bir sanat eserinin her zaman bir anlamı var mıdır?)

*La politique échappe-t-elle à l'exigence de vérité ? (Siyaset gerçeklik talebinin dışında mıdır?)

Edebiyat ögrencilerine:

*Respecter tout être vivant est-ce un devoir moral ? (Her canlıya saygı göstermek ahlakî bir görev midir?)

*Suis-je ce que mon passé a fait de moi ? (Ben, geçmişimin yarattığı bir ben miyim?)

Sosyal ve Ekonomi bölümü ögrencilerine

* L'artiste donne-t-il quelque chose à comprendre ? (Sanatçı her zaman anlaşılması gereken bir şey mi sunar?)

* La conscience de l'individu n'est-elle que le reflet de la société à laquelle elle appartient ? (Bir bireyin bilinci sadece içinde yaşadığı toplumun yansıması mıdır ?)"

***

Türkiye’de kaç fen bilimci ile estetik veya sanat eserinin anlamı üzerine sohbet edebilirsiniz? Hakkını yemeyelim, diğerleri de pek matah sayılmaz. Lise düzeyindeki yukarıdaki sorulara ciddi olarak cevap verecek birikimdeki potansiyelimiz ne kadar azdır.

Fen bilimcilerle bazen hasbelkader sohbet etme durumunda kaldığınızda kültür, sanat, tarih, yaşam üzerine söyledikleri sözlerin ilkokul 4 düzeyinde olduğunu duyunca ürperiyorsunuz, branşları değilmiş?

Oysa ki bilim ve bilgi esasen [teo, onto, logos] üzerine düşünmek/konuşmaktır technologos [=teknoloji] veya techne science [teknik bilimler]  bilimin uygulama boyutuyla ilgili olarak son ikiyüz yılda ortaya çıkmış bir şeydir.

Siyasi tarihte devlet adamlarının yanında tornavida uzmanı veya mühendisi birinci kuşak bilginler ve danışmanlar arasında göremezsiniz. Bilimi ve bilgiyi, kainatı, evreni, cemiyeti nazari düşünce kurar ve yapılandırır. Ne hazindir ki bunun farkında olmayan adına üniversite denen kurumlarımız var.

Maalesef bizim bilim anlayışımız soru sormaya kapalı üretilen bilgiyi tüketen ve uygulayan tüketici bir konumda.

***

Eğitim gibi önemli meseleye sivil toplum kurumlarının, siyasi partilerin, yurttaş inisiyatiflerinin ve özellikle eğitim sendikalarının daha ciddi olarak eğilmeleri gerekir. Bizim eğitim sendikalarımızın eleştiri ve beylik slogan başlıklardan öte ayrıntılı bütün ülkeye teklif edebilecekleri eğitim sistemleri, modelleri olması icap eder. Lokalde menkıbe anlatmakla veya sırf özlük işleri takibiyle sendikal mücadele yapılamaz. Ülkeye ve topluma sözünüz olması gerekir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.