• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Trabzon 16 °C

BİLİM VE ŞARLATANLIK

Prof. Kemal Üçüncü

Hüseyin Batuhan’ın Bilim ve Şarlatanlık isimli eserinden çarpıcı bir bölümü arz ediyorum: “..her gördüğüne, duyduğuna ve okuduğuna inanıveren insan, ne kadar bilgili, hatta zeki olursa olsun, "aptal"dır. Bilgi ve zekânın inanıverme eğilimini kösteklemekte büyük rolü olduğu şüphe götürmez. Aldanmaktan ve aldatılmaktan korunmak için bilgi ve zekâ da yeterli değil. Burada asıl önemli olan, insanın her gördüğü, duyduğu veya okuduğu şey karşısında ilkin şüpheci bir tavır takınabilmesi, bunun için de hemen kendine, "acaba bu doğru mu?" sorusunu sorabilmesi! yanılmak ve yanıltılmaktan korkma duygusundan kaynaklanan bu soruyu şöyle de dile getirebiliriz: "bu gördüğüme, duyduğuma veya okuduğuma inanmam için elimde yeterli kanıt var mı?" buna göre aptallığın birinci kaynağı "inanıverme", bunun antidotu ise "şüphecilik" oluyor. Akıllı insan çok zeki ve bilgili olmayabilir, ancak "şüpheci" olması şart, zira herhangi bir konuda ileri sürülen bir iddianın doğru olup olmadığını doğrudan doğruya kendisi saptama gücüne sahip değilse, o konuda en yetkili kişi ve kaynaklara başvurmak gerektiğini bilir.” [Bilim ve Şarlatanlık, YKY, İstanbul, 1993, s.511].

Sorgulama ve eleştiri çağdaş bilimsel düşüncenin ana ilkesidir. Soru sormadan sorgulamadan verilerden yeni bilgiler üretemeyiz. Böylesi bir bilgi ve öğrenme ancak bulmaca doldururken işe yarar. Eğitim sistemimiz hızla bu yapıya doğru evrilmektedir. Bu sistemin imalatı insanların eline bir de  diploma kâğıdı verdiğiniz zaman  en katı cehaleti elinizle kurumsallaştırıyorsunuz demektir.

***

 

Ülkemiz ve bölgemiz yoğun bir seçim kampanyası yaşıyor. Siyasal partiler ülke geneli ve yerelle ilgili vaat ve projelerini sıralıyorlar. Orta ve alt gelir gruplarının geçim kaygısına hitap eden “geçim kaygısına odaklı” vaatlerin ön planda olduğunu görüyoruz.

En son Başbakan Davutoğlu Türkiye’nin ve bölgemizin Trabzon’un kaderini değiştirecek demiryolu projesi konusunda ne yazık ki “bilimsel çalışmaların fizıbıl olmadığını” [İTÜ ve Ulaştırma Bakanlığı çalışmalarından bu sonuç çıktı] söylediği bir seçeneği sundu. Kamuoyundan adı üniversite olan yerlerden muhalif siyasetten, sivil toplumdan, basından bu minvalde tashih edici bir karşı ses çıkmadı. Sekr halinde bir alkış tufanı.Oysa ki google arama motoruna Erzincan-Tirebolu-Giresun demiryolu yazdığınızda konu hakkındaki spekülasyonu göreceksiniz. Defalarca yazdık konferanslarımızda dile getirdik “politik, stratejik, taktik, teknik” seviyeleri bütüncül olarak ortaya konulmamış bu türlü master projelerden herhangi bir netice elde etmek mümkün değildir. Yazıktır heba olacak kaynaklar bu milletin, dar gelirlilerin kaynakları. “Evin başından” demiryolu geçirme kaygısıyla bilime mızrakla saldırmanın bedeli çok ağırdır. Yıllardır bu bedelleri öderken bu ısrar niye.

Meselâ, Ovit hiçbir zaman bir ana lojistik aksı olamaz. Niye olmayacağını bilmeyenler lütfen tarihi coğrafyayı okusun. Yapıldığı zaman niye olmadığını görürsünüz , buraya not düşüyorum.Eskiçağdan beri  Kafkasya’nın Mezopotamya’ya giden bağlantısı ve liman çıkışı bellidir.Bu değişmez.Olsaydı vaktiyle yapılırdı , hiç kuşkunuz olmasın.

Büyük beklentilerle lojistik bir güzergâh olarak sunulmadan yapılmasında fayda vardır.Alternatif bir kuzey güney erişim noktasıdır.

Karakin Pastırmacıyan, Trabzon Vilâyet mühendisi Mösyö Riva 100 yıl önce çok daha geniş bir perspektiften konuyu görebiliyorlardı.100 yıl sonra durum bu.

Giresun’u Sivas’la [3-4 saatlik karayolu ile ] entegre edecek alternatif yolları inşa ederek 14 ille liman Karayolu, demiryolu bağlantısını kurmadan tek başına havalimanı ve Tirebolu’dan Erzincan bağlantılı tren yolu işlevsiz kalır.

Stratejik planlamalarda demiryolu, liman, otoyol, havayolu entegrasyonunun planlanması, mekânın düzenlenmesi ile başlanır.

 

Var mı böyle bir şey.?

Ülkemizdeki havalimanlarının altısı dışında hepsi zarar ediyor. [İstanbul Atatürk, İstanbul Sabiha Gökçen, Ankara Esenboğa, İzmir, Antalya, Adana ve Trabzon zarar etmeyen hava limanları]. Zarar eden işletmeler açıyoruz yani. Rize havaalanı sırada.Bu mantıkla gidersek onlar da haklı.Oysa hızlı demiryolu ile Rize Trabzon arası 25 dakika olur.Hemşerilerimiz haklı olarak Türkiye’deki diğer örnekleri göstererek konunun sosyoekonomik yönünü  önde tutabilirler. Bu bir tercihtir nihayetinde. Lâkin bölgemiz hızlı demiryoluna kavuştuğu takdirde.İstanbul 5 saat Ankara 3 saate indiğini bir an için tahayyül etmek lazım.

 

Benim tercihim demiryolu olur

Almanya’nın Hessen eyaletinde 5 milyon insan hızlı demiryolu bağlantısı ile çok büyük oranda Frankfurt havalimanını kullanır.

Bütün Karadeniz’in ortak hedefi, karayolu maliyetinin yarısına çıkan bölgeyi boydan boya geçen bir hızlı demiryolu hattının Gürcistan ve Avrasya hattına entegre olmasını savunmaktır.

Alternatifsizdir, önceliklidir.’2 Trilyon dolarlık Avrasya ticaretinden transit ülke olarak pay almak demektir. İki kapalı kara havzası Karadeniz ve Hazar’ı birbirine bağlayarak açık hale getirmek önceliklidir. Türk dünyası bu alanın stratejik olarak  kalpgâhıdır.

Bu verileri bilmeden neyi planlayabilirsiniz.

Yüz milyonluk bir havzayı bu hatla Karadeniz’e bağlamanın yolu budur.

Kalkınmayı ancak böyle yakalayabiliriz.

Aksi takdirde, boş ve nahoş bir sohbet aparıyorsunuzdur.

 

Dinlemeye değmez

Bu açıklamaları bugüne kadar hiçbir siyasi oluşumdan ve sivil inisiyatiften duyamadık.

Şehir hastanesinin lüzumsuzluğunu ilimizdeki pek çok profesör hekim (Sayın KTÜ Rektörü Süleyman Baykal Bey dahil) dile getirmişken bu ısrarın anlamı ne?

Kılıçdaroğlu’nun Merkez Türkiye projesinin an eksenini Avrasya ekseni ile lojistik entegrasyon oluşturuyor. Yine politik, stratejik, taktik ve teknik düzeyleri iyi yapılandırılmamış bir proje. Çin’den Mersin limanına gemiyle kaç günde ne getireceksiniz? Neyi işleyip bu sefer demiryoluyla geri göndereceksiniz. E peki göndereceğiniz yoldan niye getirmiyorsunuz?

 

Mizahî bir üslup

Karadeniz limanlarını Hazar havzasına bağlamadan ve iki havzayı birbirine açmadan ne yapacaksınız?

Stratejik öngörüsü yok. Liman kenarı olmayan bir Anadolu şehrinde lojistik köy kuracak. Dünyanın neresinde liman kenarı olmayan büyük ölçekli bir büyük üretim ve dağıtım tedarik noktası gördünüz. Hamburg mu, Roterdam mı, Hong Kong mu?

Avrupa ve Asya arasındaki lojistik transferden pay alma fikri burada yok.

Şanghay’dan Bakü’ye 55 günde lojistik geliniyormuş?

Nereden çıkardınız bunu

Bizim kendisine sunduğumuz raporda veriler ve mesafeler mevcut. Avrasya’yı lojistik olarak entegre edip önce transit ticaretten pay alacaksınız.

Bildiğimiz teknolojilerin hiçbiri 20 yıl sonra olmayacak.

***

MHP’nin sınavsız üniversite projesinin üzerinde dahi durmaya değmez. Doğaçlama bir sohbet. Eğitim çok ciddi bir iştir ve ciddi şekilde planlanması gerekir.

***

Ezcümle hâlâ Türk devlet ve siyaset hayatında akademik bilgi, operasyonel bilgiye dönüşüp karar alma ve yönetme süreçlerinde etkinlikle kullanılamıyor.

Siyasi partilerin ve liderlerin etrafındaki a takımı, genellikle karar alma süreçlerine nitelikli bilimsel bilginin,  operasyonel bir nitelikte girmesine çok uzun süre engel oldular. Hâlâ da ayak diremekteler.

Oysa ki yarış halinde olduğumuz dünyada onlarca enstitü ve üniversite siyasi kurumlara proje ve rapor hazırlar. Politikacıların görevi bu raporları siyasal dile , halkın diline tercüme ederek siyasal iletişim tekniklerine uygun olarak aktarmaktır.Doğrusu budur.Politikacı bu kadar geniş yelpazede derin uzmanlık gerektiren konuları yetkinlikle bilemez.Bizde kifayetsiz üst yöneticiler bu bilgi ve projeler sisteme girerse yarın bu proje sahipleri bizi yerimizden ederler gibi tuhaf , kasabalı kaygılar güderler. O yüzden siyasi düzey çay ocağı vasatında debelenir.

Boş bir kuruntudur bu.

 

TİAB çalıştayı

TİAB 2. Strateji çalıştayı yapıldı, hayırlı olsun. Girişimi tebrik ediyorum. Merakla sonuç bildirgesini okumak için matbuatı taradım. “XXI Yüzyıl Türkiye Bilimsel Araştırma Enstitüsü” gibi uluslararası itibarı olan bir kurumun bilimsel danışmanı” kimliğimle konuyla ilgiliyim. Sayın başkanın hain! ünlemeli çıkışından başkaca bir şey bulamadım. Bu tür toplantılarda temel prensip varılan neticelerin bir bildiri ile kamuoyu ile paylaşılması şeklindedir. Açıklarlarsa memnuniyetle bizler de gönüllü olarak bilimsel zeminlerde destek veririz. Adı strateji olan bir çalıştayda stratejistlerin konuyu akademik seviyede inceleyenlerin bulunmasını bir bilim adamı olarak ancak tavsiye edebiliriz. Keyfiyet kendilerinindir. Bu gibi zeminlerde üretim tartışma ve eleştiri ile gelişir. Biz bize, birbirini övdüğümüz sohbetlerden fikir ve proje çıkmaz. Bugüne kadar milyonlarca dolara Japonlara yaptırılan DOKAP  projesi, Turizm Master Planı şimdi nerelerde? “Politik, stratejik, taktik ve teknik” bütünlük hiçbirisinde yoktu. DOKA’ya bir uzman olarak kültür envanterleri konusunda yaptığımız bilimsel uyarılar keşke dikkate alınsaydı. Kültür turizmi ve eko turizm adına yaptıkları bütün uygulamalar doğaçlama bir esası ve bilimsel perspektifi yok. DOKA yönetim kuruluna ve başkanına bu vesileyle tekrar konunun hassasiyetini hatırlatmak isteriz. Bu ülke hepimizin ve bu kaynaklar bizim de vergilerimizden tahsis ediliyor. O yüzden arabesk, içi boş  sloganlar yersiz.

 

 

 

 

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.