• BIST 105.380
  • Altın 270,975
  • Dolar 5,7403
  • Euro 6,3404
  • Trabzon 15 °C

Bir Devlet Doğuyor!

Turhan EYÜBOĞLU

   Bu haftaki yazımı ekim ayının Maçka'da güzel geçmesi ve doğanın rengarenk olmasının fotoğrafçılara vereceği eşsiz güzelliklerinin yani mevsimsel oluşuna değil de bir devletin doğuşuna uygun yazmak istedim.

29 Ekim'e gelmeden ve yazımı hazırlamadan sizi biraz geriye götüreyim. Tarih bilgilerimden anladığım kadarıyla 23 Nisan 1920 Türkiye Milli Kuruluş Hareketi'nin kendi devletini kurduğu tarihtir.

Bu tarihte Milli Mücadele, artık bir halk hareketi olmaktan çıkmış, bir halk devletinin oluşumu etrafında gelişmeye başlamıştır. Bu oluşum Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'dir. Türkiye Cumhuriyeti, bu halk devletinin devamı olarak doğal temeline oturacaktır.

Bakın, Mustafa Kemal Atatürk şimdilerde atıl kalmış, halkı temsilden uzaklaşmış, milletvekillerinin bile rahatlıkla halka itiraf ettiği "Sizi temsil edemiyoruz!" dediği meclis için ne demiş? 

"Meclis bir nazariye değildir. Bir hakikattir ve hakikatlerin en büyüğüdür." Kısacası "Hakikatler ve çözümler halkın temsil edildiği yerde olmalıdır!" demek istemiş.

Bu sözleri, daha meclis açılmadan söylemişti. Ama bu sözler, onları söyleyebilen insanın, yeni kurulacak meclisin kürsüsünde bir ihtilalcı değil, bir devlet adamı olarak belirleyeceğini önceden gösteriyordu.

Bu sözü söylediği tarihte Avrupa'yı diktatörler yönetiyorlardı. Biraz tarih bilginizi zorlarsanız ne demek istediğimi daha rahat anlarsınız. Ama o koca yürekli insan onlara katılmayı değil, yani tek adam olmayı değil, halkın temsil edilmesiyle oluşan meclisi, cumhuriyeti istiyordu.

Anadolu'da bağımsız bir devlet kurmak fikrinin ilk defa nerede, nasıl ve kimler arasında olduğu meselesi, artık az çok kesinlikle aydınlanmış olmasına rağmen, gene de tartışma konusu olabilir.

Ama Anadolu'da bağımsız bir devletin kurulduğu ve bu kuruluşa Mustafa Kemal'in hem fikir hem aksiyon adamı olarak öncü ve lider olduğu, tartışma kabul etmez bir gerçektir. Bir gün bunu herkes anlayacaktır! İnşallah acı gerçekleri yaşamadan akıl güçlerine sahip çıkarak anlarlar.

Şimdiki Büyük Millet Meclisi o ruhu taşımamakla birlikte yetkilerinin de baypas edilmesiyle işlevliğini yitirmiş durumda olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Buna itiraz edecek olanlar meclisin son bir yılını iyi incelesin. 

Siz hiç partisinin ret oyu vereceği önergeye kendi geleceğini değil de vicdanını dinleyerek ret vermeyen milletvekili gördünüz mü?
Siz hiç çiftçinin, işçinin, memurun, emeklinin yanında olmak adına muhalefetin verdiği önergeye iktidar partisinin bir milletvekilinin "Evet!' verdiğini gördünüz mü?

Bu gidişle göremeyeceksiniz; çünkü biz artık her yerde buna partiler, dernekler, hatta spor kulüpleri dahil olmak üzere tek adamlığa doğru koşar adımla gidiyoruz! Çünkü uzlaşmanın, beraber yaşamanın, şahsi çıkarların, karşı tarafa önem ve değer vermenin ne olduğunu unutuyoruz! 

Anlayacağınız insanlıktan yavaş yavaş uzaya giden aracın parçalarını bırakması gibi ayrılıyoruz. Hepimize geçmiş olsun!

Şimdi ben size birinci Millet Meclisi, kendini teşkil eden üyelerin sosyal kimlikleri, nitelikleri, formasyonları, toplum içindeki durumlarından gelen ruh halleri bakımından o zamanki Türkiye'nin iç yapısını olduğu gibi yansıtan bir görünüşte olduğunun dökümanını vereyim:

115 memur ve emekli
61 sarıklı hoca
51 kumandan-subay
46 çiftçi
37 tüccar
29 avukat
15 doktor
10 aşiret ağası
8 tarikat şeyhi
6 gazeteci
2 mühendis

Toplam 380 kişi


Kaynak: Damar Arıkoğlu, Birinci Millet Meclisi üyesi, Hatıralarım
              Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.