• BIST 83.012
  • Altın 146,855
  • Dolar 3,7918
  • Euro 4,0437
  • Trabzon 8 °C

BİR İSTANBUL MASALI

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Bir kızım olsaydı ismini İstanbul koymak isterdim; İstanbul kadar güzel, eşsiz, kültürlü ve medeni olsun diye. Peki ya bugün?

İstanbul artık “İ” harfinden “L” harfine kadar anlam kargaşası, kültürden yoksun, karmakarışık ve tehlikeli bir isim.

İstanbul’a gelenin hayatı uzunca bir süredir olumlu anlamda değişmiyor.

İstanbul çocuklarımız için bir değişim gibi algılansa da tam tersi; Çocuklarımızı yutan endişe ve güvensizliği damarlarına her gün parça parça aşılayan bir şehir oldu.

Bu günlerde çocuklarımızın gülmesine, mutlu olmasına engel olan bir şehir maalesef.

Şükürler olsun çocuklarımız kâbuslarını atlattı. Hem TEOG hem de Üniversiteye giriş sınavları bitti. Çocuklar yorgun ve bitkin; Şimdi de nereye gideceklerini düşünceli bir biçimde bekler oldu.

Binlerce çocuğun ful yaptığı bir sınav ve bu sınav sonucunda İstanbul’daki iyi okullara gidecek çocuk sayısı altı yüz-yedi yüz civarı olunca, diğer çocuklar endişeyle ve kederle yine bekler oldu.

Peki bu kadar ful nasıl oluştu? Meşhur İngilizce sorusunu (Mary Sanders) çocukların çoğu yanlış yapınca kapitalizmin esiri okullarda dolayısıyla kendi reklamları ve ticarethaneleri için itiraz etti. Üstelik de yine kendi çocukları olan ve soruyu doğru yapan çocukların canını acıtma pahasına bu soruyu iptal ettirdi. Bu soruyu doğru yapan çocuklardan biri de benim oğlumdu. Okulun İngilizce öğretmeni sorunun doğru olduğunu defalarca söylemiş olmasına ve soruyu doğru yapan çocukları defalarca onore etmiş olmasına rağmen sonuç malumunuz.

Bu durumda kim doğru? Bu soru, başlangıçta doğruyken sonrasında yanlış ve yönü değişen oldu. Oğlumun gözyaşları benim yüreğimi dağladı. Bu yüzden de ilahi adalet umarım tecelli eder… Bu arada iki sorunun daha yargının kararını beklediğinden söz ediliyor.

***

Sırf kendi menfaatini düşünen okullara, idarecilere ve velilere soruyorum “doğru” nedir?

Senede beş bin gencin mimarlık fakültesini bitirdiğini düşünürsek kaçı mimar oluyor. Sorarım size?

Ben bu sistemi ve çocuklarımıza yapılan haksızlığı kınıyorum.

Herkes doktor, avukat, mühendis olamadığı gibi sanatçı da olamıyor maalesef.

Bu kadar ful dışındaki diğer çocuklar kötü sonuçlar mı aldı; Tabii ki hayır.

Yüzde birlik dilimde olan çocukları ne devlet ne de özel okullar gördü. Çünkü bu çocuklar ful yapmadı. Ben çocuğumu bir Fransız okuluna burslu yazdırdım. Şanslıyım peki ama ya diğer çocuklar ve veliler.

Bu çocuklar yarış atı gibi koşuyor, koşuyor hiç durmadan koşuyor.

Duygusal bir gelişmede yaptığı iki, üç, beş hata yüzünden de bir tarafa itiliyor. O zaman neden okul başarısı? Neden deneme sınavlarındaki başarılar bu kadar önemseniyor? Neden?

***

İstanbul artık seni sevmiyorum. Çünkü çocuklarımızı ağlatıyor, üzüyor ve de yıpratıyorsun. Bunu en çok da sen yapıyorsun.

Söyle bana en sevdiğimiz varlıkları sen üzerken ben seni nasıl seveyim?

Senin okullarına çocuklar girebilmek için savaş veriyor. Çocuklarımızı daha on dörtlü yaşlarda haksızlık ve güvensizlikle tanıştırdın. Sonra da İstanbul’da iyi bir okula girebilmek için şu kadar puan istiyorum dedin. Kendine bir dön bak. Sen sanatın, kültürün, asaletin şehriydin. Şimdi ne bu hırs, ne bu tutku ve aşırı öfke; Öfken kime çocuklara mı?

Asya ile Avrupa’yı birleştirdin de ne oldu?

İnsanları mutsuz ettin.

Her rengi kendinde barındırdın da ne oldu? Renkler kaçamaktır çok da güvenilmez renklere. Siyah mısın? Gri misin? Beyaz mısın? Mor musun? Yeşil misin? Ne renksin sen? Sen daha kendi içinde ki renkleri barındıramadın. Kürt dedin. Laz dedin. Boşnak dedin. Alevi dedin.

Sahi sen hangi sessin. Sokaklarındaki satıcıların kayboldu. Çocukların sesleri artık yok. Sesini bile kaybettin İstanbul. Sokaklarında magandalar, silah sesleri ve hiç duymadığımız Suriyeli sesler hâkim.

Ya kokun erguvan kokun, yosun kokun, deniz kokun bile yok oldu. Şimdi sokakların gaz kokuyor; En çok da biber gazı. Ben sana nasıl güveneyim söyle İstanbul?

Galata Kulesi, Kız Kulesi, Ayasofya, Kuleliden de mi utanmıyorsun? Tarihine bak. Kokun, sesin, nefesin buram buram tarih. Sen neden oyunlara geliyorsun. Yakışıyor mu sana?

Bedri Rahmi “İstanbul deyince aklıma martı gelir; Yarısı gümüş, yarısı balık, yarısı kuş. İstanbul deyince aklıma masal gelir. Bir varmış, bir yokmuş.”

Artık İstanbul masalları sevgi, aşk, mutluluk anlatmıyor. Martı, köpük, deniz hiç anlatmıyor.

İstanbul artık üvey anne, üvey kardeş zulmü görmüş külkedisi kadar yalnız.

Kafasını kaşıyacak vakti olmayan Rapunzel kadar dertli.

Kötü ve hain kurdun planlarından habersiz “Kırmızı Başlıklı Kız” kadar da tehlikelerle dolu.

İstanbul artık ahlak dersleri, iyilik- kötülük, aydınlık –karanlık ifadelerinin içinde anlam karmaşasıyla boğuşuyor. Arap saçına dönen İstanbul masalı bir mucize bekler oldu.

İstanbul’da açacağı konservatuarın geliriyle 81 ilde “Canısı” adında ilköğretim okulu açacağını açıklayan türkücüyü hatırlayan var mı? Arık okulları candan sevenimiz bile kalmadı. İşin latifesi bile insana bir tatlı hüzün yaşatıyor.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Usta’nın en iyi transferi Yanal’ı göndermektir!
  • Utku ve Hasan Bozoğlu!
  • Soylu’ya BJK forması!
  • Altuntaş’ın torpili!
  • ASKF’de kutlama!
  • Konsey toplantısı!
  • Sizi bu hale nasıl getirdiler?
  • MHP sürpriz yapabilir!
  • Antalya’da sabah sporu!
  • Metin Kara’yı topa tutacak!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.