• BIST 104.596
  • Altın 229,684
  • Dolar 5,4660
  • Euro 6,2048
  • Trabzon 10 °C

Bir lise öğrencisinin MİLLİ MÜCADELE ANILARI ve Trabzon!

Yer KULAK

  ‘Hukukçuların Hocası’ olarak bilinen Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Milli Mücadelenin başladığı yıllarda Ankara Lisesinde öğrenciydi. Velidedeoğlu, düşman Ankara’ya dayandığında tahsilini tamamlamak için Trabzon Lisesine nakil yaptırmıştı.
Velidedeoğlu’nun Milli Mücadele anıları adlı eserinde Trabzon’da yaşadıklarına da yer verdi.
Eserin 154. Sayfasında ‘GÜZEL TRABZON’ başlığı ile Trabzon Lisesi’ndeki yaşamından bir kesit sundu.  İşte eserin o bölümü;
GÜZEL TRABZON
Birkaç yıldan beri hep Anadolu bozkırlarında, ağaçsız bölgelerde dolaştığım için Trabzon şehri bir gül bahçesi gibi göründü gözüme. Okulumuz da çok güzeldi. Bahçesi, o zamana değin hiç görmediğim portakal ağaçlarıyla doluydu. Okulun önündeki meydana “Kabak Meydanı” derlerdi. Orada futbol oynardık. Okulun içinde “Trabzon İdmanocağı” adlı kulüp kurmuştuk. Bu okulun öğrencileri arasında Halk Partisi İktidarı sırasında çeşitli bakanlıklarda bulunmuş olan Tahsin Bekir( Balta) da vardı. Bizlerden yaşlı olan Tahsin Bekir, her zaman kitap okur, Fransızca çalışır, futbol oynamazdı. 
Trabzon Lisesinde, Türkistan’dan gelmiş olan Behram Lütfü ve Mecit adında iki öğrenci vardı. Bunların genel kültürleri ve yabancı dil bilgileri bizlerden çok ileride idi. Behram Lütfü ayrıca, okulun büyük salonunda duran piyanoda çeşitli klasik müzik parçaları çalardı. Sonra ayrıldı gitti. Fakat Mecit öğrenimini Türkiye’de tamamladı; şimdi üniversitede öğretim üyesidir. Bu Türkler bizim Kurtuluş Savaşımızla çok yakından ilgili oldukları için, ben onları adeta dert ortağı edinmiştim.

tttt-001.jpg
Birde Trabzon Lisesinde, benden iki sınıf aşağıda fakat yaşça benimle akran, Burhan adlı bir arkadaşım vardı. Mert bir çocuktu. Almancayı küçük yaşında ana dili gibi öğrenmiş. Benim Fransızcam, bir lise Fransızcası olarak, fena değildi. Bu dersten nasıl olsa geçerdim. Almancaya merak sardım. Trabzon’da bulunduğum sürece Burhan’dan (Metod Alge kitabı ile) Almanca dersi aldım. Bu iyi yürekli arkadaşımın o zamandan beri bir daha izine rastlamadım. Ne yazık!
***
Müdür Ali Canip Beyin adını daha Yozgat’taki Türkçe derslerimizde Ömer Seyfettin’in adıyla birlikte öğrenmiştim. Aynı zamanda edebiyat öğretmeniydi. Fakat derslere çok az gelmişti. Bu derslere bir ara Fransızca öğretmeni Nizamettin Bey geldi. Bu zat Trabzon’da bir edebiyat dergisi çıkarıyordu. Bu dergi tutunmuştu. Onda- herhalde teşvik olsun diye—benim de “dalgalara” başlıklı bir manzumemi yayınlamıştı. Bu manzumeyi 1922 yılının; Haziran başının dalgalı bir gününde, okulumuzun biraz ilerisindeki kayaların üstüne yapılmış deniz fenerinin yanında, fizik imtihanına çalışırken –denizin hareketli durumundan esilerek-müsveddelik sarı defterimin bir yaprağına oracıkta karalamıştım. Bu, benim ilk manzumemdi…
Henüz 18 yaşımı doldurmamıştım. Ömrümde ilk kez bir yazıma -hem de o zaman “şiir” sandığım bir manzumeme- bir dergide yer verilmişti. 10 gün önce elimle yazdığımı şimdi dergide basılmış durumda görmek benim için yepyeni bir heyecan kaynağı oldu. İmtihan çalışmalarından yoruldukça hemen gizlice dergiyi açar, basıldıktan sonra daha çok beğendiğim bu “şiir”imi bir garip duygu ile tekrar tekrar okurdum. Ne tatlı duygularmış onlar!
Şimdi düşünüyorum: o Ulusal Kurtuluş Savaşı günlerinde savaş sürüp giderken, Trabzon ilinde bir fikir ve edebiyat dergisinin çıkıp yaşamasının, ne denli büyük bir anlamı vardı. Acaba tam kırk dokuz yıl 
sonra yani şimdi, Trabzon’da böyle bir dergi çıkarılabilir mi? Çıkarılsa kendini koruyup yaşayabilir mi? bilmem!

MÜDÜR ALİ CANİP, BİR ÖĞRETMEN VE LİSE DİPLOMASI

Trabzon Lisesinde, güzel ve unutulmaz anılarımın yanında ikisi de çok üzücü anım vardır: din bilgisi hocamız Oflu Recep Efendi idi. Lisenin on ikinci sınıfında okunan din bilgisi programına göre, “Kitab-ün-Nikah” (yani dini evlenme ve boşanma) kurallarını okutuyordu. Kendisine “milli mücadele bir cihat mıdır?”  diye sorulduğunda kızdı; “sen talebesin, böyle şeylere karışma” diye beni yerime oturttu.
Buna karşılık bir gün zifaf (yani gerdek) bahsinde- arada bir takım Arapça dualar okuyarak- o denli çirkin ayrıntılara girdi ki, ben dayanamadım, ayağa kalkarak: ”affedesiniz hocam, bu anlattıklarınız Kur’an-ı Kerim de var mıdır?” dedim “vardır” deyince on sekiz yaşın körüklediği olanca gerilim ve öfke ile: “olamaz” cevabını verdim. ”ne biliyorsun;?” diye sordu. “Çünkü benim bildiğim kadar, Cenabı Hak böyle süfli şeylerle uğraşmaz” dedim. Çok öfkelendi, beni sınıftan dışarı çıkarmak istedi, çıkmadım. Kendisi çıktı gitti. ”Dine, Kuran’a küfretmek, öğretmene karşı gelmek” suçlarını işlediğim için okuldan “müebbet olarak tard” edilmemi, yani büsbütün kovulmamı isteyen bir rapor yazmış, müdür Ali Canip beye vermiş.
Ali Canip Bey beni çağırttı. Önce gayet sert bir şekilde sorguya çekti. Gerçeği -hocanın kullandığı sözleri tekrarlamadan- olduğu gibi anlattım. Öğretmene itaat etmeyerek sınıftan çıkmadığım için azarladı. Disiplin kurulunda beni tarttan kurtarmış. Yalnız itaatsizlikten (dört izinsiz) cezası aldımdı. Aydın kafalı Ali Canip olmasaydı, liseyi bitirmek için katlandığım bütün zahmetler, harcadığım emekler ve bütün istikbalim yok olup gidecekti. Evvelki yıl, ölümünden az önce eşimle birlikte ziyaretine gittiğimizde elini saygı ile öptüğüm rahmetli ani Canip ‘e minnet borçluyum.
ÜZÜCÜ BİR OLAY
1922 Haziranında okula kötü bir haber geldi: Yunanlıların Averof zırhlısı Karadeniz’e girmiş ve Samsun’u bombardıman etmişti. Trabzon ‘un bombardıman edilmesinden de korkuluyordu. Bizi bu korkudan çok, bir Yunan zırhlısının Karadeniz’de bir kentimizi bombardıman cüret etmesi etkilemişti. Çok üzülüyorduk. Bu hatıra, benim için, Ulusal Kurtuluş Savaşı anılarının en üzücülerinden biri olmuştu.
Haziran 1922 sonunda Trabzon Lisesini bitirdim. Hayatta çok önem verdiğim ve özlediğim bir aşamaya ulaşmıştım. Önümde ulaşılacak yeni aşamalar vardı. Kendimce bunların hayalini kurardım. Fakat bu amaca nasıl erişeceğimi bilmiyordum. Liseyi (Pekiyi) derece ile bitirmenin sevinç ve heyecanı geçince, bir boşlukta kalış çöktü içime!
Yeni bir yolculuk başlayacaktı. Fakat bu defadaki yolculuk, şimdilik, “bilinmeyene doğru” bir yolculuktu.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.