• BIST 89.282
  • Altın 145,897
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917
  • Trabzon 10 °C

Bir ömür Bir Şehir Ve Vali Okutan’a bir öneri!

Bir ömür Bir  Şehir Ve Vali Okutan’a bir öneri!

Trabzonlu Gazeteci Cevdet Alap’ın 1946- 1947 yıllarında Yeniyol Gazetesi’nde yazdığı ‘Hayatım’ başlığı altında yazdığı yazıları Gazeteci-yazar Hikmet Aksoy’un kitap haline getirdiğini yazmıştık.

Cevdet Alap, 26 Kasım 1947 yılında yazdığı son yazısında şu notu düşmüştü;

Not: Bir gün kısmet olur da bu seri yazıları bir kitap halinde bastırabilirsem onu “Muzaffer Korlu’ya’ ithaf edeceğim. Çünkü, onun teklifi, ricası ve hatta her günkü zorlaması olmasaydı hayatımın kırık dökük yaşayışını böylece bağlayamazdım.

Hikmet Aksoy,  güzel bir iş yaptı. Kütüphanelerin tozlu raflarındaki Yeniyol gazetesi’nin nüshalarını teker teker elden geçirdi, rahmetli  Cevdet Alap’ın yazılarını toparladı ve ‘Bir Ömür bir şehir’ adlı eseri yayına hazırladı.

Aksoy; hatıralarıyla bir devri bize aktaran Alap’a , onun ötesinde,  Alap’a bu yazıları yazdıran eski gazeteci ve  bir ara Trabzon Belediye Başkanlığı yapan Muzaffer Korlu’ya teşekkür ve şükran duygularını iletmeyi unuttu.

Kitabın ikinci baskısında bu unutkanlık giderilir diye düşünüyor, Hikmet Aksoy’u tekrar kutluyoruz.

Bu arada Trabzon Valisi Nuri Okutan’a bir öneride bulunuyor ve kitabın geliri Trabzon Gazeteciler Cemiyetine bırakılmak üzere, bu güzel eserden 5- 10 bin adet aldırıp, okuma kampanyası içersinde okullara, kurum ve kuruluşlara dağıtmalı, diyorum.

Bugün olta’ya vuranlar köşemizi, rahmetli Cevdet Alap’a tahsis ettim.

Alap’ın birkaç yazısından bölümler aktaracağım.

ANAFARTALAR'DA

Çanakkale Anafartalar'da Çamteke'nin gerisinde Mustafa Kemal Paşa karargâhında 188 A. 3. Tabur iaşe subaylığı göre­vi bana verildiği zaman ilk iş, güven duyacağım bir er aradım. Bula bula sonunda Yomra'nın Kalafka'sından Ali adında birini buldum. Bir ay kadar bu erle iş görürken, güya hemşeri olacak bu kişinin bir gün bir çuval karabaklayı çaldığı anlaşılınca, onu Divan-ı Harbe verdiler beni de takımıma iade ettiler.

Bir gün gelen emirle Çamteke sırtında Tuzla Gölü'ne bakan, Anafartalar'a ve Saroz Körfezi'ne hakim bir noktaya gözet­leme yeri yapmaya memur edildim. Gözetleme yerini bitirmeye az kaldığı bir anda İngiliz uçaklarıyla bizim uçakların çarpışması üzerine atılan bomba benim günlerce emek verdiğim gözet­leme yerini darmadağın etti.

………Tam bir buçuk ayda orayı temizledikten sonra Ayvacık mıntıkasına geçtik. Oradan beni bağımsız olarak bir takımla Midilli adası karşısın­daki Bademli köyüne sahil muhafızı olarak gönderdiler.

Araplar köyünden kalkıp Bademli köyüne bir buçuk saatte vardığımızda, bütün köylü, önlerinde imamları ve ileri gelenler, bizi karşılamaya çıktılar. Bu karşılanma hayatımda ilk şereflen­me, saygı görme gururunu yarattı. 60 mevcutlu bir takımın başında 19 yaşında bir subay vekilinin köylerine gelişini gören halk olası posbıyıktı, heybetli bir subay göremediklerinden mi­dir nedir karşılama yavanlığını seçince, hemen duruma müda­hale edip imamla karşılamaya gelenlere hitap ettim. Sesimin tonunu biraz daha ağırlaştırarak atımın üstünde başımı, geriye atıp gür bir sesle "Takım duuuur!" komutunu verip bir de usulüne uygun "selamün aleyküm'u bastırdım. Birden yavan­lık kayboldu ve yerine bir saygı duygusu belirince ceylan gibi atın üzerinden yere atlayıp imama doğru ilerledim. "Sefa gel­diniz!" diyenler yanında, elimi sıkma yarışı yapan köylülerle kaynaştık. İmamın burnundan, yüz şeklinden ve dilinden Oflu olduğunu anladım. Bir hemşeriye, hem de itibarlı bir hemşeri-ye Anadolu'nun bu virane köşesinde rastlamaktan büyük se­vinç duydum.

Hoca ile konuşa konuşa köyün konuk yerine doğru ilerli­yoruz. Hoca 14 yıl önce Of tan geçimini sağlamak için çıkmış ve 3 yıl üzerine bu köye yolu düşmüş; çok büyük saygı görmüş, evlendirilmiş ve burada yerleşerek köyün en zengini olmuş. Âdet olduğu üzere köylü tarafından verilen hediyeler arasında inek, öküz, davar, halı, para ve ev eşyası ile büyük bir zenginlik elde etmiş... Eşinin de hatırı sayılır güzellerden olması işin cabası. Bunları dinlerken 'darısı benim başıma' dileğimi için­den geçiriyordum.

Birkaç aylık konukluktan ve hoca ile iyice kaynaşıp dost olduktan sonra kafamın içinden geçeni ona açtım. Beni de bu güzelleri ve hediyesi bol ve damatlarını beleşten zengin yapan köyden evlendirmesini rica ettim. Bu ricayı yaparken iş umdu­ğum gibi çıkarsa kalırım, kalmazsam laçka yapıp yine mem­leketteki 'köroğlu'na dönerim diye düşünüyordum. 19 yaşın delikanlılık düşünüşü işte bu... Olur mu olur. Nitekim Kilisli subay arkadaş bir ay içinde evlendi ve terhis olup karısıyle memleketine donuverdi.

Hoca işi pişirdi. Nişan yüzüğünü taktık. Bekâr odasındaki yatağı takımın en gözde çavuşuna terk edip yeni yavuklunun evine taşındık. Şans bu, yâr burada da yaver olmadı. Birdenbire bir emirle gözyaşları arasında nişanlıdan ayrılıverdik……….

…….. Düşman zırhlıları Çanakkale Boğazı'ndan İstanbul'a doğru ilerlerken silahı omuzunda Çanakkale'den gözyaşlarını akıta akıta düşman eline düşme­mek ve silahını teslim etmemek için içerilere doğru çekilirken o asil vakur imanı ve kadere razı oluşu birlikte taşıyordu.

Çanakkale'den böyle değil, göğüslerimiz gurur dolu ayrıl­mak gerekirken ne yazık ki, ezik, bitik bir yürekle dönüyorduk.

İstanbul'a perişan bir ruhsal yapı içinde geldik.

istanbul'dan Giresun vapuruna atlayıp Boğazdan Karade­niz'e doğru ilerlerken cephe dönüşü, Rus işgaliden kurtulmuş memleketime kavuşmanın sevinciyle dolup taşıyordum.

SUMELADAKİ HAZİNE

…Bir gün Meryemana Manastın'ndan getirilerek bana teslim edilen ve Atatürk'ün Trabzon'a gelip ziyaret ve incelemesinden sonra Ankara'ya nakline emir verilen büyük değer ve pahada antika ve tarihi belge niteliğinde olan bir oda dolusu eşya arasında İsa'nın havarilerinden Luka'nın al­tın muhafaza içinde mumyalı eli ile Ibranilere ait kitapları, dört-yüz yıllık fermanları, sırmalı, altın, zümrüt işlemeli papaz elbi­seleri, taçları ile daha birçok kıymetli eşyayı içeren antika hazi­neyi Atatürk incelerken hayretini gözlerinden okuyordum. Bu hazineyi Ankara'ya Defterdarlık Varidat Müdürü Abbas Edip götürmüştü. Daha sonraları Yunanistan'la dostluk kurulunca Venizelos Lozan'da İsmet İnönü'den izin kopardı. Meryemana Manastın'nda Rumların çekilişinde saklanmış olan ve bizce bunca araştırmaya rağmen bulunamamış olan daha kıymetli hazineyi bir papaz Atina'dan Trabzon'a gelerek manastıra al­maya gitmiş, hazineyi saklanan yerden alıp götürmüştür ki, içinde dünyada üç büyük kilisede bulunan Meryem Ana'nın maun ağacından yapılı heykeli ve resmi de vardı. Bana teslim edilen ve bir tanesini Muallim Mektebi kitaplığına koyduğum İbranice çok değerli bir kitap bilmem ki bu kitaplıkta durur mu?

GÂVUR İMAM, OSMAN AĞA...

Ben Gâvur İmam ve Ömer Efendi ile iyi tanışırdım. Bu iki adam, o devrin çapraşık cereyanlarında ön safta rol alan kim­selerdendi. Devrim onları da yok edici çarkları arasına katmaya mecbur kalmıştı. Gâvur İmam, memleket hesabına Mustafa Suphi'yi nasıl Karadeniz'in korkunç dalgalarına gömmüş ise devrim de memleketin selameti adına onu darağacına çek­mekte fayda görmüştür. Ömer Efendi de olayların seyri içinde yok olup gitmişti. Devrim, Mustafa Kemal'in planlı, bilinçli dehası içinde bir seyir izleyerek hamleli adımlarla ilerliyor, öyle bir sistematik cereyanda yürüyordu ki ona karşı en küçük bir engelleme, yok olmayı göze almak demekti. Nitekim, İstiklal Savaşı'nda sıradan bir topal adam olan Giresunlu Osman Ağa'yı da devrin içinde sivrilip birçok hizmetler yaptıktan sonra gerçekleştirdiği eylem nedeniyle; devrim, yok etmekte tered­düt etmedi. Çünkü, devrim adına zarar verici göründü.

Ben Osman Ağa ile de ahbaplık derecesinde tanışırdım. Bu cahil, fakat cesur, zeki adamdan ancak vurup kırma, yani çete rolü beklenebilir, normal şartlara bağlanan sistemli devrim­lerde zarar verici tavır gösteren adamlardan sayılırdı.

Eğer Terakkiperver Fırka teşkil edilmeyeydi, suikast olayı olmayaydı kuşkusuz Hafız Mehmetler, Ali Şükrüler bugün aramızda bu memlekete halen hizmet edenler arasında görüle­bilirdi. Bu olay, ayrı bir evredir. Gâvur İmamların, Ömerlerin, Kâhyaların akıbeti Osman Ağa'nınkinden bambaşka bir yol izle­miştir. Benim bu cereyanlar arasında ufak tefek rolüm olmadı değil…...

O sıralarda Trabzon'daki siyasi olaylar Ankara'nın önem ve dikkatini çekiyor ve tertiplenme için fazla ölçüde çabayı gerek­tirecek mahiyet alıyordu. Küçük Talatlar, Halil Paşalar, Küçük Kâzımlar gibi İttihatçıların ön saftaki elemanları, Batum ile Trabzon arasında mekik dokuyor, Enver Paşa Türkiye'ye gir­mek için zemin ve zaman kolluyordu.

YENİDEN TRABZON

Vapurumuz Trabzon önlerinde... Bavulum yanımda iskele başından şehri seyrediyorum. Bıraktığım Trabzon'la, bul­duğum Trabzon arasında fark arayan bir merakla her tarafa gözlerimi gezdiriyorum. İşte Kemerkaya... İşte bizim ev... Zavallı evimiz. O şirin evimiz çopur suratlı bir şekil almış. Savaşın yıkıcı eli, araya taraya o kadar aralık arasında bizim evi de bulmuş. İlk acıyı bizim evi görünce duydum. Limana demir atan vapurumuzu saran kayıkçılar arasında tanıdık arıyorum. Sultani 'den arkadaşım Şevki ile kayıkçılardan birkaçını görünce öyle sevindim ki... Limanın şekli de hayli değişikti. Savaşın bir yığın enkazı yüzüstü göze çarpıyordu. Mendirek milyonlar değerinde malzeme ile dolu. İki tane upuzun vapur yana yat­mış, mendirek içi de küçük büyük gemilerle dolu. Deniz kenarında yığın yığın enkaz görülüyor.

Trabzon 23 Nisan 1916 (1332)'dan 20 Nisan 1918 (1334)'e kadar işgal altında kaldığı iki yıl içinde yakılanın, yıkılanın yerine yollar, mendirek yapılmış, malzeme yığını kalmış.

Mendirekteki malzemeye Amerikalı bir firmanın iki milyon sterlin verdiğini, buna karşın satılmayıp elde kalarak heba edildiğini öğrenince öyle vahlandım ki... Çarlık Rusya'sının bıraktığı maddi servetle, köyleri şehre bağlayan örümcek ağı gibi geniş yolları yapmış ve bugüne kadar iyi kullanmış olsaymışız bu vilayet hayli kazanç elde etmiş olurdu. Ne çare ki, yağmacılık, ilgisizlik bize hayli zarar vermiştir.  

.. İskele caddesinden yukarı çıkarken içimde bir an önce eve gitmek, babama, kardeşlerime, aile yuvama kavuşmak için öyle hızlı yürüyordum ki. Eve gelip kapıyı kapalı bulunca ilk hayal kırıklığına uğradım. Konu komşulardan kimseler yoktu. Henüz muhacirlikten dönmemişler. Bavulumu bir dükkâna bıraktım, doğru babamı bulmaya gittim. Hüsamoğlu Yokuşu'ndan aşağı inerken babamla karşılaşmamız hayli doku­naklı oldu. Sarmaş dolaş ve ağlaşmadan sonra babam çıkıştı………………’

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Kaşüstü’nde yapılacak Kavşak sorunu çözmez!21 Ocak 2016 Perşembe 06:47
  • Türkiye’de muhalefet iktidara çalışıyor!20 Ocak 2016 Çarşamba 06:47
  • Asım Aykan’ın reçetesi!19 Ocak 2016 Salı 06:47
  • Yeni Cumhuriyet yeni rejim!18 Ocak 2016 Pazartesi 06:46
  • Devlet Bahçeli nereye koşuyor?02 Aralık 2015 Çarşamba 06:47
  • İşgal yılları Trabzon S.P.Mintslov’un günlüğü! (1916-17)26 Eylül 2015 Cumartesi 14:58
  • Trabzon-Maçka'da Bir Prometeus: İlyas Karagöz19 Eylül 2015 Cumartesi 09:54
  • Kral Sarayından Kızlar Manastırına!16 Eylül 2015 Çarşamba 13:35
  • Efsaneler kenti Trabzon!08 Eylül 2015 Salı 14:17
  • Tarihi doğru okumak ve Trabzon’un Hatunları!03 Eylül 2015 Perşembe 09:00
  • YERİN KULAĞI
    • Güzellik salonu beğenilmedi!
    • MHP büyüyecekmiş!
    • Meral Akşener’in 17 Nisan iddiası!
    • Trabzon futbolu bitmiş!
    • Koray Aydın’ın ekibi!
    • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
    • Birinci yalnız kaldı!
    • İnternet sitesinin anketi!!
    • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
    • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.