• BIST 98.415
  • Altın 277,449
  • Dolar 5,7824
  • Euro 6,4409
  • Trabzon 21 °C

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA TRABZON

Hasan Kurt


Hüseyin Albayrak ve Mediha Kayra!
  
Hüseyin Albayrak Hoca’yı öğretmenlik ve Trabzon Kredi Yurtlar Kurumunda çalıştığı yıllardan tanırdım... 1970’li yıllardan. O yıllarda bizde yerel gazetelerde çalakalem muhabirlik yapardık. Albayrak, 1960’lı yıllarda yazmaya ve araştırma yapmaya başladı. Yerel gazetelerin hemen hepsinde yazdı. Albayrak’ın yayımlanmış ve yayına hazır onca eseri var. 
Albayrak Hoca’nın son eseri, hatıralarla Birinci Dünya Savaşı’nda Trabzon adlı yapıtı. Hoca eserinde, Savaş öncesi Avrupa, Osmanlı devletinin savaşa girmesi, Osmanlı–Rus savaşının başlaması, Kafkasya cephesi, Karadeniz Bölgesi Savaşları, Savaşın bitmesi ve antlaşmaları ve son bölümde de canlı savaş hatıraları yer aldı…
Hüseyin Albayrak; Canlı savaş hatıraları bölümünde Ahmet Refik Altınay, Cemal Rıza Osmanpaşaoğlu, Cevdet Alap, Hasan Hilmi Umur, Mediha Kayra, Mustafa Bayraktaroğlu, Mustafa Reşit Tarakçıoğlu, Muzaffer Lermioğlu, Seyit Bilal Seyalioğlu ve Şevket Çulha’nın hatıralarına yer vermiş.
Mediha Kayra’nın hatıralarını, kardeşi eski Bakanlardan Cahit Kayra, Türkçeye çevirdi ve ‘Hoşça Kal Trabzon,  Merhaba İstanbul’ adı ile kitaplaştırmıştı.

 

thumbnail_img-6763.jpgHüseyin Albayrak Hoca, işte bu eserden yaptığı alıntılara da kitabında yer verdi. 
‘Hoşça kal Trabzon ve merhaba İstanbul’ adlı eserde; bir kız çocuğunun, Mediha Kayra’nın kaleminden, Birinci Dünya Savaşı yıllarına rastlayan on iki, on dört yaşları arasında, bombardıman ve işgal korkusuyla ailesiyle birlikte Trabzon'dan kaçışlarını ve İstanbul'a yerleşmelerini anlatan gerçek bir yaşam öyküsü. Rus gemilerinin şehre saldırılarında yaşanan olaylar, Erzurum'un düşmesiyle işgalin kesinleşmesi, göç yolculuğu sırasında karşılaştıkları sıkıntı ve tehlikeler, kaldıkları şehirlerdeki yaşamları, geride bıraktıkları vatana duyulan özlemin yerini İstanbul'a gelmenin heyecanı anlatılıyor.

Trabzon’un ilk bombardımanı

thumbnail_img-6764.jpgMediha Kayra, ilk Rus bombardımanını şöyle anlatıyor…
‘Teşrin-i sâni’nin(kasım ayı) üçüncü pazartesi günü her zamanki gibi okula gitmek için hazırlanıyorduk. Hamit (Mediha’nın erkek kardeşi) gitmiş, ben daha gitmemiştim. Bir de baktım ki minarede Müezzin Ahmet Efendi, bey dayım ve daha başkaları denize bakıyorlar. Aşağıdaki on tane diye işaret ettiler. Oh! Ne saadet. Gemilerimiz geliyordu. Bizim evden deniz gözükmüyordu. Ben gemileri seyretmek hevesiyle her günkünden daha çok sevinçle okula gittim.…… Öğretmenimiz korkmayın, bizim gemiler manevra yapıyorlar’ diyorsa da güllelerin müthiş görüntüleri bizi tir tir titretiyordu. Ben korkumdan aklıma gelen şeyi okuyor, denize bakmaya cesaret edemiyordum. Müşfika öğretmenin emriyle çarşaflanıp çantalarımızı alarak aşağıya indik ve sıralamaya önem vermeden karmakarışık bir şekilde sokağa çıktık. Koşmaya başladık. Herkes bir tarafa kaçıyor, polisler de ‘korkmayın, bizim gemilerdir, manevra yapıyorlar’ diye bizi inandırmaya çalışıyorlardı. Eve vardığımda bizim kapıyı kapalı buldum. Bey dayımın evinden beni çağırdılar. Oraya gittiğimde bizim aileden başka, bey dayımın bütün enişteleri, mahallemizden Sakine hanım ve daha bir çokları aşağı kattaki odada toplanmış ağladıklarını gördüm. Annem beni görünce sevinçle, ‘sen geldin mi? Hani Hamit?’ dedi...... Bu sırada bey dayım içeri gelip fişeklikleri beline, tüfeğini omuzuna taktı... Sorduğumuzda Urus’un (Rus’un gemileri olduğunu anladık… Artık ne yapacağımızı şaşırdık… Çünkü o zamana kadar belki bizim gemilerdir diye umutlanıyorduk. Toplar şiddetle sürüp gitmekte, hatta bizim mahalleye açılmaktaydı. Bu sırada kapı açılarak Hamit içeri girdi. Okuldan bir arkadaşı ile birlikte çıktıktan sonra köprüden geçmeye cesaret edemeyerek Soğuksu yoluna doğru kaçmak istemişlerse de yolda mermilerden yaralanmış bir adam gördüklerinden korkularından eve gelmeyi daha uygun bulmuşlar…… Bu sırada Kazancızadeler’in evine düşen müthiş bir gülle bizi fena halde korkuttu. Erkeklerin emriyle hazırlanıp olanca mücevheratımızı üzerimize aldık. Ben de hafızlığımda kapakları benim için gümüşle süslenmiş olan Kuran-ı Kerim’i aldım ve Kannika’ya (Beştaş köyü) doğru yola çıktık. Çünkü orada yengemin hemşiresinin evi vardı ki onlar Trabzon’a inmediklerinden bu korkuyu çekmemişler….

Kentten köylere kaçış!

Salı günü, annem, teyzem ve hanım yengem Trabzon’a inip lazım olacak yatak, elbiseyi Argalya’ya (Uğurlu köyü) göndererek kendileri Kannikaya’ya geldiler. Oradan hep birlikte yaya ta Argalya’ya, yani bey dayımın köyüne hareket ettik. Akşamüzeri Argalya’ya vardık. Burada otuz kırk kişi, onbir gün kaldık. Onbirinci gün biz Trabzon’a indik. Argalya’da bulunduğumuz sürece kar ve yağmur egemen olmuştu. Biz Trabzon’a inince havalar hiç bozulmamak üzere açtı…..
Geceleri Şahenda hanımlar, biz, hanım yengem onlar hepimiz bir sofa üstünde ve dört kişi bir yatakta yatıyorduk…
Trabzon’a indiğimizde bir süre adeta tiksinmiştik (tedirgin olmak). Hatta annem ile büyük annem birkaç gece uyuyamadılar. Çünkü bombardımandan sonra gece gündüz minarede Jandarma bekliyordu. Biz de, ‘acaba yine gemi mi gördüler de bakıyorlar’ diye korkmuştuk. Fakat sonraları bu Jandarmanın geminin göründüğünü haber vermek için bekçilik yaptığını öğrenince korkumuz giderildi.  Çünkü minarede sürekli bir adam bekliyordu. Eğer iki üç ya da daha fazla adam görecek olursak  gemilerin göründüğünü anlıyor ve hazırlanmak için Argalya’ya, Kannika’ya, Soğuksu’ya kaçıyorduk.
Hiç unutmam, Argalya’dan Trabzon’a indiğimizden birkaç gün sonraydı. Minarede iki üç adam gördük. Demek yine gemiler görünmüştü. Ben hemen yukarıdaki odaya koştum. Nedeni; burada dayı beyimin Şehit Mehmet Alibey’den yadigar bir kaması bulunmasıydı. Hemen kamayı alarak kayışını boğazıma geçirdim ve çarşaflanıp kamayı çarşafımın altına kimse görmesin diye gizledim. Olur ki düşmanlar karaya asker çıkarırlar, ben de bu kama ile onlara karşı gelecektim……’

 

Mediha Kayra’nın ve o günleri yaşayan diğer isimlerin hatıraları, o günlerde bu topraklarda yaşayanların ne tür sıkıntılar, korkular yaşadıklarını ortaya koyuyor. Hüseyin Albayrak’ın eserinden alıntı bu kadar. Daha fazlasını merak edenler ve o gün dedelerimizin ne tür zorluklara direndiklerini öğrenmek isteyenler, Albayrak’ın ve benzer eserlere göz atmalarını tavsiye ederim.
Bu vatanı canları ve en kutsal değerleri uğruna mücadele ederek bize bırakanları, bu vesile bir kez daha minnet ve şükranla yad ediyor, Hüseyin Albayrak hocamızı bu çalışmasından ötürü kutluyorum.

Hasan KURT

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.