• BIST 98.237
  • Altın 239,686
  • Dolar 6,2126
  • Euro 7,3126
  • Trabzon 25 °C

BİTMEYEN BİR DİŞ MESELESİ

Prof.Dr. Ayşenur ÖKTEN

Ben kendimi bildim bileli, bizim evde bitmek tükenmek bilmeyen, bir ‘’dişçiye gitme’’ muhabbeti vardır. Hem Sermin hem de Nermin bildiğim kadarı ile bu yaşlarına kadar her yıl en az 20 kere filan dişçiye giderler, dişler doldurulur, çekilir, ameliyat edilir, kanal tedavisi, daha bir sürü tedavi yapılır durur.

Benim ağzımda da, 4-5 diş ameliyatı, 2 implant, birçok da kanal tedavili diş var, ama bu ailede ben kendimi diş konusunda oldukça şanslı kabul ediyorum.

Çocukluğumdan ilk hatırladığım diş hekimleri, Sezai Amca ile Cemil Amca. Her ikisi de, bizim kızların dişlerinin tedavisi bitmeden rahmetli oldular. Takip edebildiğim kadarı ile onlardan sonra birkaç diş hekimine daha abone oldular, onlar da emekli oldular.

En son bundan 10-15 sene önce her ikisi de artık genç bir dişçi bulalım da bizi yıllarca idare etsin diye düşünüp, Hakan Beye tedavi olmaya başladılar.

Hakan sağ olsun bana da birkaç ameliyat ve iki implant yaptı.

Son durum olarak Nermin artık protez dişli.

Sermin’e gelince, Hakan Bey en son en az bir, bir buçuk yıllık işin var, madem taşınıyorsun ben işe başlamayayım demişti. Biz de Çanakkale’de diş hekimimiz olmadığından, İstanbul’da yaptırmaya karar vermiştik. Kuzenlerimizden biri olan Selçuk Basa da, çene cerrahisinin duayeni zaten. Anladığım kadarı ile Selçuk’un taktiği bir seferde büyük bir girişim yapıp, en kısa zamanda işi halletmek. Sermin’e de oldukça geniş bir operasyon yaptı, ameliyattan sonra ağzında hiç ana dişi kalmadı, çene kemikleri dolgu ile tamir edildi ve birkaç implant çivisi daha çakıldı. Ama birkaç ay sonra implant üzerinde inşa edilmiş, işe yarar dişleri olacak.

Artık sadece her ikisinin de yeni problemleri olmamasını ummaktan başka yapılacak bir şey kalmadı. Umarım artık diş hekimleri ile bu kadar samimiyet gerekmez.

Tabii bu arada ben de, Çanakkale’den İstanbul’a şoför, diş ameliyatı olmuş birine özel aşçı ve de hasta refakatçisi olmak üzere birlikte gittim.

Neyse ki bu kez yandex navigasyonu kullandık ve bizi hiç üzmeden gideceğimiz yolu tarif etti. Ben de artık iyiden iyiye İstanbul’da trafiğe çıkma fobimi yenmiş oldum.

Yatacağımız hastaneye ve doktor muayenehanesine çok yakın olduğu için yeğenlerimiz Nil ve Ege Özgür’ün evinde kaldık. Çocuklar sağ olsunlar, bize her türlü lojistik ve manevi desteği sağladılar. Yani rahatımız yerindeydi.

Ama o hastanede, refakatçi olarak kalma kısmı yok mu? Bir ameliyat kapısı bekledim, bir gece refakatçi kaldım, resmen hasta oldum.

Ben zaten çalıştığım hastane dışında çok nazenin bir insanımdır. Yolda kusmuk, balgam görsem saatlerce kendime gelemem. Yanımda sivilce, apse patlatılsa içim süzülür. Bir keresinde kuaförde ısrarla kürtajdan söz eden birini dinlerken tamamen bilincimi kaybedecek şekilde bayıldığımı, bir keresinde de dolmuş ani bir fren yapınca önümdeki adamın kafasının kokusundan kustuğumu bile hatırlıyorum.

Ama gariptir, insana kendi hastasının her türlü vücut sıvısı, kusmuğu, kakası, sümüğü iğrenç gelmiyor. Meslek hayatım boyunca üzerime işeyen, kusan hatta kaka yapan çocuk sayısını hatırlamıyorum bile. Hele ki ciğer aspirasyonu normalde yanında durmayı bile beceremediğim bir şeydir, ama iş başa düşünce hiç tiksinmiyorsun. Bir seferinde elektrik kesintisi olduğu bir anda, lağım suyunda boğulmuş bir bebeği ağzımla aspire ettiğimi ve ağzıma yarı katı, yarı sıvı lağım sularının dolduğunu bile bilirim. O zaman bile iğrenmemiş, sadece içimden inşallah tifo y ada sarılık olmam diye geçirmiştim.

Benim durumum tam mıstır hayt, doktor ceykıl halleri yani.

Herhalde bu farkı yaratan sorumluluk duygusudur, başka bir açıklama bulamıyorum. Ya da Allah tarafından bir güç geliyor insana, yoksa ben kendi hesabıma kesinlikle hekimlik yapamazdım.

Sonuç olarak 6 yıl tıp fakültesi, 35 yıl aktif meslek hayatı nerden baksam, ömrünün 40 yıla yakın zamanını hastanelerde geçirmiş birinin, bir gece hastanede yatıp da bu kadar rahatsız olması gerçekten psikolojik olarak incelenmesi gereken bir durum. Çünkü asistanken tuttuğum nöbetlerde bol ışıklı, gürültülü, havasız odalarda, çakır çukur yataklarda yatar da post gibi uyurdum. Şimdi ne oldu da bir gece yatmak bana bu kadar dokundu anlamak mümkün değil.

Çok şükür artık eve döndük. Sermin şu anda Nermin ve Ayşen’le alış verişe gitti. Ben kendimde gidecek hal bulamadığım için, onlara ilaç ısmarladım, evde kaldım.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.