• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Trabzon 17 °C

BİTMEYEN UYGARLIK MÜNAZARASI

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Yıllar öncesiydi… Affan Kitapçıoğlu Lisesi son sınıftayım. Biz 6 Fen C; karşı takım 6 Fen A olmalıydı sanıyorum. Her iki sınıf arasında bir münazara (tartışma) düzenlenmişti. Konu “uygarlık mutluluk getirir mi, yoksa getirmez mi” idi. Ben de dört kişilik 6 Fen C takımındayım. Bizim takımda hatırladığım kadarıyla benden başka Ertuğrul A., Öznur K., Vildan vardı. Karşı takım Nurettin B., Ebru D., Ali B. ve bir öğrenci daha… Bizim savunmamız gereken tez “uygarlığın mutluluk getirdiği” karşı takımınki ise “uygarlığın mutluluk getirmediği” idi.

 

Saygıdeğer edebiyat öğretmenimiz Recai Kural’ın moderatörlüğünde ve diğer jüri üyelerinin hakemliğinde yapılan bu münazarayı maalesef kaybetmiştik. Açık söylemek gerekirse karşı taraf bizden çok daha başarılıydı. Oysaki bizim tez, çok daha güncel yaşam örnekleri ile desteklenebilen, çok daha bilimsel dayanaklara sahip bir tezdi. Ama karşı taraf ekibi, temayı duygusal boyutu ile ele almayı başarmış, Hiroşima’daki atom bombasından işe başlayarak, mutsuzluk ile çağın getirdiği sorunları çok daha inandırıcı ve başarılı bir şekilde bir araya getirmişti…

 

Biz tıptaki gelişmelerin insan sağlığına olan olumlu etkilerinden, ulaşım kolaylıklarından, konfordan, teknolojik gelişmelerin sağladığı kolaylıklardan bahsetmiştik, ama inandırıcı olamamıştık. Ben; “eğer uygarlık sizi mutsuz ediyorsa lütfen bırakın kent yaşamını, gidin ıssız bir dağ evinde teknolojinin getirdiği bütün nimetlerden uzakta tek başınıza yaşayın ve mutlu olun bakalım” dediğimi iyi hatırlıyorum.  Ama inandırmak ve ikna etmek de pek olanaklı değildi zaten, bunu yıllar sonra ben de anlamıştım. Zira uygarlık; bilim ve teknolojiden tartışmasız olarak beslenirken, edebiyatı öldürmekteydi. Bizim kaybettiğimiz münazara da bir edebiyat dersi faaliyetiydi. Yani maça zaten mağlup başlamıştık.

 

Lise sonrası yaşantım içerisinde fen ve teknoloji öğrenimi görmeme rağmen, bu münazarayı ben zihnimde yine yapmaya devam ettim. Açıkçası bazen kaybettim, bazen de kazandım, ama bu kararları hep sadece ben verdim. Sonunda uygarlığın gerçekten de mutluluk getirip getirmediği konusunda kesin bir yargıya varmanın göreceli bir kavram olduğu, dolayısıyla bunun nesnel dayanaklardan çok, bireysel bakış açısı ile değerlendirilebilecek olan, duygusal yönü de olan bir konu olduğuna karar verdim. Daha da önemlisi işin esasında çeşitli faktörlere bağlı olarak çok hassas bir dengenin yatmakta olduğunu anladım.

 

Nükleer teknolojinin yanlış ellerde yüzbinleri yok eden bir canavar iken, bilinçli ve dikkatli ellerde, sıcaklık ve konfor, tedavi yöntemi, yaşam kalitesi olduğunu biliyoruz. Küresel ısınmaya neden olan gazların gelişen uygarlığın ürünü olduğunu biliyoruz, ancak buna karşın aynı uygarlığın ulaşım kolaylığı, iletişim kolaylığı, yaşam kolaylığı olduğunu da açıkça görüyoruz. Peki, aradaki sınır nedir? Yanıt bence basit: yaşam kalitesini iyileştiren uygarlığa evet, insan yaşamını riske atan uygarlığa hayır… Diğer bir deyişle; para hırsının geliştirdiği uygarlık mutsuzluk, insan odaklı uygarlık mutluluktur.  

 

Bir gün yine aynı konuda yapılacak olan bir lise münazarasını izlemeyi çok isterim doğrusu… 

 

AYAĞA DÜŞEN MUHBİRLİK

12 Eylül 1980 öncesinin koşullarını yaşamış bir birey olarak, çeşitli siyasi gruplar içerisinde yer alan muhbirler ile ilgili olarak herkes gibi bizler de çok şeyler duyardık. Özellikle gençler arasında yer edinmiş olan bu aykırı tipler için bu tarz yakıştırma yapılırdı. Büyük oranda gerçekçi olmayan “muhbirlik” yakıştırmasına inanmak heyecan verici olduğu kadar, güven sağlayan bir duygu da yaratırdı. Bu sayede gerçekçi olmasa da dost-yabancı ayrımı yapmanızda iyi bir psikolojik destek almış olurdunuz.

 

Hâlbuki gerçek bir muhbir, çevresindekiler tarafından muhbir olduğu algılanamayacak kadar kendisini saklamayı bilen ve profesyonel çalışan bir görevlidir. Tam mekanizmasını bilmiyor olmamakla birlikte, muhbirlik sisteminin hem ulusal hem de uluslararası boyutunun olduğu konusunda tereddüdümüz yoktur. Günümüzde ortaya çıkmış olan yeni uluslararası dengeler üzerinde, eskiye göre daha farklı amaçlar için yürüyen bir muhbirlik mekanizması söz konusudur.

 

İran-Batı arasındaki ilişkiler, Kuzey Irak stratejileri, enerji havzalarının yarattığı gerginlikler gibi birçok esas dâhilinde, Türkiye’deki hem genel hem de yerel siyaset mutlak surette izlenmeye, kontrol altında tutulmaya ve yönlendirilmeye muhtaçtır. Bu bağlamda, eskiden beri bir şekilde bu mekanizmanın içerisinde yer almış olan ancak son dönemde iş yoğunluğu azalmış olan muhbirleri merak ediyor musunuz? Ben hiç etmiyorum. Çünkü artık zemin oldukça değişmiş olup, klasik muhbirlerin önemi azalmış ve günümüzde uzman yazılımcılar aracılığı ile internet üzerinden bütün detaylara kolayca ulaşmak mümkün hale gelmiştir.

 

Mobil telefon uygulamaları, sosyal medya hesapları, e-posta haberleşmeleri ile kişilerin her an nerede oldukları ve hangi işle uğraştıklarını anlamak siber dünya için çocuk oyuncağıdır. Bu nedenle klasik anlamda muhbirlik, yerini bilişim dünyasındaki yazılımlara bırakmış durumdadır. Ancak, genel ve yerel siyaseti kontrol altında tutmak ve yukarıda yer verilmiş olan uluslararası stratejilere uygun altyapının hazır durumda tutulması adına klasik muhbirlik işine olan ihtiyaç da devam etmektedir.

 

Çok güvendiğiniz, sisteme ve rejime tamamen muhalif bildiğiniz bir sendika yöneticisi mi desem, merkezi bir mahallenin muhtarı mı desem, siyasi bir dernek başkanı mı desem, köşe yazarı mı desem, milletvekilliğine aday adayı olanlar mı desem… Tabii ki bu örnekler tesadüfi seçilmiş olup, hiçbir gerçekliği yoktur. Boş atıp dolu tutuyorum diyelim. Ancak; siz, siz olun muhbirliğin ortadan kalkmadığını, sadece hedef değiştirdiğini bilin; inanmakta olduğunuz siyasi değerleri temsil edenlere alıcı gözlerle bir daha dikkatlice bakın...      

 

ÇATIRDAYAN “CUMHURİYET”

Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti çatırdama aşamasını çoktan geçti… Çatlak epeyce büyüdü. Şimdilerde çatırdamaya başlayan ise “Cumhuriyet Gazetesi” olup, umarım Türkiye Cumhuriyetinin girdiği yola girmez.

 

Cumhuriyet Gazetesi benim de uzun yıllardır fırsat buldukça okuduğum ve beğendiğim bir yayın organıdır. Türkiye’de Solun taşıdığı çeşitli değerler üzerinden yayıncılık yapmakta olan bu gazete için değerlendirme yapmak hem bizim sınırlarımızı aşar, hem de üzerinde geniş araştırmalar yapmayı gerektirir. Ancak sıradan bir okur olarak Gazetenin geniş bir kadro yenilemesine gitmesinin ve “Cumhuriyetçi, Atatürkçü, laik” yazarların tasfiye edilmesinin olumlu bir gelişme olmadığı fikrindeyim. Gazetenin kendi içerisinden yükselen bazı sesler de bu yönde olup, ortada kaygı verici bir durum söz konusudur.

 

Son yıllarda işlerimin yoğunluğu dolayısıyla fazlaca okuma fırsatı bulamadığımdan, Cumhuriyet Gazetesini sadece Cuma günleri ve o da Gazetenin yanında vermekte olduğu “Bilim Teknoloji” eki için almaktayım. Ayrıca Orhan Bursalı’nın kaleme aldığı köşe yazılarını da ilgiyle okuduğumu ifade etmeliyim. Gazete uzun yıllardır sürdürdüğü emeğe saygı ve sömürüye karşı duruş çizgisinin dışına çıkmaya başlamış olup, Gazetenin bugünkü yayın anlayışı; halen topluma benimsetilmeye çalışılan “liberal sol” ideolojiye kapılarını açmak ve bu doğrultuda yayıncılık yapmaktır. “İlhan Selçuk, Uğur Mumcu gibi değerlerin eğer sağ olsalardı bugünkü gazetede yazarlık yapmalarına olanak var mıydı” diye bir soruya verilebilecek yanıt epeyce şeyi açıklar diye düşünüyorum.

 

Gazetenin tasarımında değişiklikler yapılması, daha renkli ve boyalı hale gelmesi ve farklı düşüncedeki yazarlara kapılarını açması konusunda eleştiri yapmak bence doğru değildir. Bütün bunlar Gazetenin kitlesel bir kimlik kazanması ve okuyucu kitlesini daha da genişletmesi açısından yerinde olan ve doğru olabilecek adımlardır. Buradaki esas sorun; sol değerlerin emperyalist pazarda satılığa çıkartılmış olmasına çanak tutacak bir yapıya dönüşme tehlikesidir. Eğer Gazetenin ana çizgisini bu ülkedeki emperyalist destekli ayrıştırmacılar belirlemeye başlamışsa, ülkenin Atatürkçü ve laik tabanını küçümseyenler gazeteye hâkim olmuşsa, Merdan Yanardağ’ın tabiri ile “liberal ihanetçiler” Gazeteyi teslim almışsa; “elveda Cumhuriyet” demeye hazırlanın. Zira gidiş o yönde.

 

KONTENJAN VE KARAKOL

Trabzon’daki malum “kontenjan, ön seçim, 1.sıra” olarak özetlenebilecek konu üzerinde epeyce zaman geçirdik. Aylardır bu konu ile yatıp kalkan CHP’liler hafta sonu yapılan eğilim yoklaması ile mutlu sona ulaştı (mı?). Parti yönetiminin hafifliği, mevcut vekilin hırsı, adayların vekillik rüyası ile çığırından çıkan bu sürecin sonu umarım karakolluk olmaz.

 

Hukukçu değilim, ama mantık ölçüleri içerisinde basit bir yorum yapılacak olursa olayın adli boyutu devam edecek gibi görünüyor. Trabzon için 1.sıraya verilen kontenjan, Partinin yetkili kurullarında alınan karar ile resmiyet kazanmış ve buna göre de normal takvim içerisinde YSK’ya durum bildirilerek resmi prosedür yerine getirilmiştir. Dolayısıyla herkes mevcut resmi sürece uygun olarak hareket etmiş ve Trabzon vekili de kontenjan adaylığı için (başkaları da var) başvuruda bulunmuştur.

 

Bu çerçevede Partinin karar değiştirerek eğilim yoklaması ile ortaya çıkacak olan sonucu YSK’ya bildireceğim demesi yargıdan dönebilir. Bu durumda Trabzon vekili eğer başka bir yerden tatmin edici bir sırada aday gösterilmez ise, ya da seçimde tekrar vekil seçilemez ise, yargıya başvurarak kontenjan adaylık başvurusunun peşine düşebilir (hem de büyük bir kararlılıkla) ve yargı da kendisine hak vererek Trabzon’da CHP için milletvekilliği seçim sonucunu değiştirebilir. Burada en kritik nokta, tabii eğer yargıya gidilirse, yargının seçimlerden sonra CHP Genel Merkezine resmen soracağı soru olan “Trabzon kontenjan adayınız olarak kimi seçecektiniz?” sorusuna Genel Merkez tarafından verilecek olan yanıt olacaktır. İlgili tarafların bilgisine sunulur. Umarım bu konu sadece bir senaryo olarak bu satırlarda kalır ve daha da dibe vurmayız.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.